Makarios’lu Rum (ki dünyanın eli kanlı en ünlü papazı olmalıdır) Kıbrıs Cumhuriyetini yıkmakla yetinmedi 1963 de Enosisin önünü açmak için adı tarihe “kanlı Noel” olarak geçmiş Türk halkına yönelik jenosit hareketine girişti!
Evet, çok öncesinden başlayan çekişmeler çatışmalarla Kıbrıs siyasi sorunu yine vardı ama 1963 resmen iki toplumun arasını, bir daha “barışın” sağlanamayacağı şekilde açan bir kanlı kırılma yılı oldu!
…Enosisi gerçekleştirme amacına hiçbir devrede ulaşamayan Rum tarafı, Kanlı Noel’le başlattığı saldırılarından sonuç alamadıydı! Hem de yarı nüfusu kadar bile olmayan bir toplumun, bir avuç Türk mücahidine karşı!
NORMALİZASYON 1967’de geldi. Ama ne normal hayat ya! “Rum ekonomisinin esiri olduktu!” Fakat o “esaret” yetmeyecek, hemen ardından Denktaş’la Kleridis’in ünlü “şiş kebaplı, pipolu” müzakereleri başlayacaktı. Rahmetlik Denktaş müthiş müzakereciydi.. Hukuku iyi bilirdi.. Tek bir kelimenin bile hangi anlamlarla amacından saptırılabileceğini bilecek kadar da İngilizce diline vakıftı.. Yüreği pek bir korkusuz yiğitti ki Kıbrıs Türk halkının Rahmetliye çok borcu olmalıdır bugün adada sürdürdüğü varlığı nedeniyle..
Müzakereler BM’ler denetimde devam ederken Kiprianu, Vasiliu, Makarios gibi Rum liderler gelip geçtiler Denktaş politikasının rahle’i tedrisinden!
FAKAT aynen hem de ortada artık “iki ayrı devlet” varken, bu dönemin müzakerelerinde olduğu gibi Rum tarafı ile uzlaşmak mümkün olmadı. Ne federal sistem ne iki komşu oluş nedeniyle ikili ilişkiler konusunda..
Yarım asrı aşkın süredir BM’ler, son yıllarda yanına AB’i de alarak adada çözüm için uğraşıyor. Ha, belki diyoruz! Belki BM’ler İsrail Filistin sorununu çözdüğünde, Kıbrıs sorununu da çözer! İşte o zaman “ilk defa bir siyasi sorunu çözmenin lafazanlığını yaparken, hamamın da namusunu kurtarmış olur!
SONUÇ: Müzakereler boş ambar dipsiz kiler devam ediyor. Bu yarım asrı kendi devletimizi tanıtmaya sarf etseydik şimdi BM’ler üyesi de olacaktık, AB üyesi de.. Yarım asırdır Rum’un peşinde çözüm yakarmalarıyla zaman harcıyoruz! Allah kurtarsın gayrı!
**********
HAKLI OLDUĞUMUZ İÇİN YAKINIYORUZ!
Toplumun ruh sağlığı bozuluyormuş… Memlekette psikolojik sorunlar varmış… Çocuklarlarımız ihmal ediliyor, yanlış yetiştiriliyor, istismar ediliyorlarmış…
Çevre pisliği, trafik sorunu, alt yapı eksiklikleri devam ediyormuş…Memlekette iki büyük sanayi bölgemiz varmış ikisinin de alt yapı ve pislik sorunlarından dolayı içine girildikte paçalar yukarı sıvanıyormuş! Hatta okullarımızda hastanelerimizde de yıllardır süren çözümsüz sorunlar varmış elan devam ediyorlarmış!
Mesela döviz her zamanki gibi vurdu mu fena vuruyormuş… Türk parasından başka para tanımayan fakat ceplerindeki Türk parasının bile bereketiyle faydasını göremeyen gariban yurttaşlar, döviz vurgunu karşısında artan pahalılığı anlayamadıklarından çok ama çok şaşkınlarmış!
Hayvancı çiftçi, bahçeci, zerzevatçı, seracı da anlayamıyorlarmış, kuraklık olur “vay” yağmur yağar seller akar “vay da vay,” her şey yolunda gitse ürün para etmezmiş, vah da vahmış!..
Kısaca KKTC masalı nenemin “arkası yarın akşam” masalları gibi böyle uzayıp gitmekte!
GERÇEKTEN “böyle miyiz ama?” Evet öyleyiz! Çünkü gelip giden hükümetler hâlâ karar veremediler! Hantal merkeziyetçi sistemi öyle geldi böyle mi götüreceğiz, yoksa köklü sistem değişikliği ile “KKTC’nin alt yapısını oluşturma seferberliğine başlanılırken, sosyoekonomik yapılaşmayı özele mi havale edeceğiz?
Çünkü Devlet ne fabrika yapar ne yapılan fabrikaların bekçiliğine soyunur! Alış veriş de devletin işi değil, otelcilik, hayvancılık çiftçilik de.. Tüm bunları yüklenecek özel sektör ve meslek erbabına altyapıyı sunar, onlar üretirken, denetimi de yasalarıyla birlikte kendi yapar.. Yapmadığını görüyoruz ama:
MESELÂ hâlâ mezbaha yapacak! “Hal” yapacak! Yahut Mağusa limanını liman gibi yapacak! Turizme katkısı olacak şekilde TC ile KKTC yada KKTC ile İsrail arasında feribot seferlerini başlatacak! Gitgide çarpık yapılaşmanın kentleri daha çok boğmaması için tümünün de hemen “nazım planlarını” çıkartacak… Keza kırsal kesimlerdeki ekilebilen toprakların uygunsuz ve çarpık şekilde evler apartmanlarla doldurulmasının önüne geçecek.. Sahillerde elde kalan yerler varsa onları korumaya alacak..
Tabi ki “nereden buldun” diye de soracak! Tabi ki yalancıların, vergi kaçakçılarının, dolandırıcıların korkulu rüyası olacak! Fakat okul da yapacak, hastane de yapacak..
Yani sadece şu dörtlü hükümetten değil öncesi gelip gidenlerden de bekledikti bunları. Bekledikti de insaf! Aradan 43 yıl geçti tüm “olumsuzlukların gayya kuyusuna düşmemize karşın” hâlâ o dipten çıkamıyoruz!
Hadi silkinin, kurtulun şu kısır döngüden
































