Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs işlerinden sorumlu Bakan Recep Akdağ’ın ziyareti biraz da dudak bükerek izlendi. Öyle ki, “düğün değil, bayram değil” diyenler, hatta “hiç bir şey yapmadılar, bakan gelmek zorunda kaldı” diyenler bile çıktı…
Başbakan dünkü basın toplantısında, bu iddiaların tam tersine gayet kapsamlı, ayakları yere basan, somut açıklamalar yaptı…
Görüşmelerin esasını, hazırlanan yeni ekonomik protokol oluşturmuş.
Bir kere protokolun “tarzı”, “biçimi” konusunda mutabakata varılmış. Başbakan bunu “modaliteler” olarak açıkladı. Ve bu noktalarda hemfikir olduklarını da özellikle vurguladı.
Daha önce Kıbrıs Türk tarafından böyle bir talep ya da girişim görülmüş şey değildi. KKTC tarafı masaya sıfır insiyatifle oturur, herhangi bir “modalite” ortaya koymayı aklına bile getirmezdi. Öylesine ezik, öylesine kişiliksiz… Söylenenin büyük bir memnuniyetle kabul edildiği, derhal çalışmalara geçileceği falan açıklanır, hamaset yapılır, adaya gelince, “dursun kalsın”a havale edilirdi… Bıraktım tamamını, hedeflerin yarısına bile ulaşılamadı hiç bir zaman…
Bu modalitelerden birincisi tam da bu konuda. Başbakan diyor ki, protokol konusu sadece teknik değil, siyasi adımlarla ilerleyecek. Bu ne demek, “iki, iki daha dört, şunu şöyle yapalım, bu kadar para koyalım, şu ekipler çalışsınlar”la bitmeyecek protokol. İki taraf da baştan siyasi iradesini koyacak. Malum bugüne kadar protokolların uygulanmamasının temel nedeni de bu. “Yaparız, ederiz” denir, sonra siyasi olarak çok da işlerine gelmez, savsaklanırdı…
Artık afaki protokollar olmayacak. Yaz deftere, al haftaya hikayesi yok.
Bu bir ilk.
İşte su konusu. Önüne arkasına bakmadan, kendi şartlarımız ortaya konmadan hazırlandığı için, sonuçta siyasi krize neden olmadı mı… Hala daha sürüncemede. Fiyatından, KKTC’nin üstleneceği işlere kadar hepsi birer siyasi kriz konusu haline geldi. Sonra ne yaptık, defalarca kapıları aşındırdık, “onu da siz yapın, bunu da siz yapın” diye yalvar yakar olduk. Şimdi Başbakan’ın söylediği bu yöntemle, işler yürürken kimse “bu bana uymaz, parti meclisime götüreyim” falan da diyemeyecek…
Hiç bir şey soyut olmayacak ve en önemlisi, sürekli denetim yapılacak. Bakan Recep Akdağ’ın “ayda bir buluşma” sözü de işte bunun için…
Bir de, bu kez protokolun öncekiler gibi mali ağırlıklı değil, sosyal ve ekonomik bir kalkınma hedefli olması konusunda mutabakat sağlanmış…
Öncelikli konuları da sıraladı Başbakan, suyun tarıma ulaştırılması, yeni hastaneler, düşük gelirli ailelerin çocuklarına yönelik yatırımlar, kabloyla elektrik, Karpaz bölgesinin kalkınmada öncelikli bölge ilan edilmesi, yerel yönetim reformu, toplu taşımacılık, uyuşturucu kullananların rehabilitasyonu için AMATEM modeli bir yatırım, yeni ve büyük bir sanayi bölgesi kurulması protokolda yer alacak…
Protokol konuları dışında, yarım kalan yolların tamamlanması, hava ulaşımındaki sıkıntılar, Karpaz bölgesinde üniversite yatırımının teşvik edilmesi, İTÜ ve GAÜ’nün projeleri gerçekleşmeyecekse iptal edilmesi, yeni projelere izin verilmesi, dövizin yükselmesi konularının birlikte ele alınması da görüşülmüş.
Hepsi can alıcı, çoğu eskiden beri protokollerde yer alan ama yapılmayan işler.
Bakanların sürekli Türkiye’ye ziyaretleri, Türkiye tarafının ise en üst düzeyde konuya müdahil olması, işleri teknik komitelere havale edip bırakmak yerine, siyasi iradenin her adımda işin içinde olacak olması bence iki taraf adına da kararlılık göstergesi.
Yani niyet var…
Geriye kalan, bocalamadan, ne yaptığını bilerek, sonradan siyasi anlamda mızıkçılık yapmadan ilerlemek.
Yakın tarihimiz ne yazık ki bu örneklerle dolu. Ve onun içindir ki bir adım ileri gidemedik…
YERİN KULAĞI VAR
TAVŞAN DAĞA KÜSMÜŞ:
Hani bir deyim var, “tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok” diye. Özgürgün’ün son çıkışları da bu deyimi hatırlatıyor. Neymiş efendim, Akıncı’ya saygı duymuyormuş. Bu nedenle de Akıncı’nın parti liderleriyle yaptığı toplatıya katılmamış. Bunun zararı kime, kendi partisine. Belli ki, hükümete gelemeyişinden hala Cumhurbaşkanı Akıncı’yı sorumlu tutuyor. Bu yaptığı ne siyasete, ne de devlet adamlığına uyar. Görünen o ki, UBP Özgürgün’ün kaprislerine kurban ediliyor. Yarın kurultayda diğer özellikleriyle birlikte, bunun da hesabı sorulur…
YDP İLE DE BOZUŞTU:
Özgürgün’ün bir tv programında YDP’ye yönelik, “koalisyonun gizli ortağı”suçlamasına YDP, “UBP zihniyetinin, bu toplumu ve ülkeyi bir yere getiremeyeceği açıktır. 2 aylık bir Hükümete ‘Niye yapmadınız?’ diye hesap sorması da komedidir. UBP nin ‘Bunca yıldır iktidarda idiniz, siz niye yapmadınız?’ sorusuna ise cevabı yoktur”diyerek tepki gösterdi. Sizin anlayacağınız Özgürgün’lü UBP, Meclis’teki diğer muhalefet partisini de küstürmeyi başararak tek başına kaldı…
YA EURO KAZIĞI, YA ZEHİR:
Havuç zehirli, geçen hafta maydanoz, ondan önce asma yaprağı, her hafta yeni bir ürün… Et, altın değerinde, çoğu da kaçak… Euro desen aldı başını gider. Delirecek insanlar. Ya bir kaç misline AB denetimli gıda madddesi alacak, ya da zehire talim edecek. Doğal olarak zehirlenmek, tercih sebebi olacak…
AMAN TANRIM:
Ziraat Mühendisleri Odası, Doğu Akdeniz’de meydana gelecek olağanüstü bir durumda, deniz seferlerinin etkilenebileceğini, gıda ve yem tedarikinde herhangi bir olumsuzluk yaşanmasın diye, stokların gözden geçirilmesi uyarısı yaptı. Tarım Bakanı Erkut Şahali de, bunun üzerine “gerekli tedbirlerin alınmasına başlandığını, şu an için stoklarla ilgili bir sıkıntı olmadığını” açıkladı. Bu sadece işin tahıl ve yem kısmı. Her türlü tüketimini deniz yoluyla ithal eden bir adacığın, böyle bir durumda başına neler geleceğini düşünmek bile istemiyor insan…
BIRAKIN BİZ DAĞITALIM:
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, “KKTC’nin en değerli, en verimli topraklarına kimse göz dikmesin” demiş. Öyle ya, seçim zamanı oy uğruna, diğer zamanlarda peşkeş adına onlar neyi dağıtacaklar sonra… Önce çık da söyle, sen Güzelyurt için “vatan toprağıdır” nutukları atmaktan başka ne yaptın?
DENEYE DENEYE BİR HAL OLDUK:
Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu; “Geçen yıl Kıbrıs Konferansı’nda elimizden gelenin en iyisini yaptık ancak olmadı. Şu anda iki tarafta da seçimler tamamlandı. Şimdi başka bir yol denemeliyiz” dedi. Yıllardır deneye deneye bir hal olduk ama olmuyor işte. Ne yapsak fayda etmiyor. Gittiğimiz yol, yol değil gibi. Acaba yoldan çıkıp biraz da başka yerlerde yürümeyi denesek daha mı iyi olur acaba…
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: “Kimseyi bu toplantılara zorla getiremeyiz. Katılanlar görüşlerini paylaşır katılmayanlar kendi kararlarını kendileri veriyor. Saygı konusuna gelince bu hayatın her alanında geçerlidir. Saygı gösterdiğiniz kadar saygı görürsünüz. Bu söylemleri yapan bir lider bir daha Cumhurbaşkanlığındaki görüşme için ben davet istemem demiştir. Dolayısı ile bu dileğini yerine getişreceğiz”…
DİPTEKİLER
Malumun İlanı: Bu da malumun, hukuk tarafından ilanı. Yüksek Mahkeme, gece kulüplerinde seks işçiliği yapıldığına karar vermiş. Bir açıdan da bakınca, iyi ki hukuk var diyor insan… Görmekten kaçtığımız ne varsa, gözümüze sokuyor.s Aziz Nesin hikayelerinden beter bir durumumuz var bazı konularda. Bu da onlardan biri. Herkes ne olduğunu bilir, kadınlar bile çıkar konuşur, ama hala daha yokmuş gibi yaparız. E, şimdi ne olacak? İzin isterken “seks işçisi izni” mi çıkaracaklar..?
Foto Gündem

































