Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Beklenen “yemek” nihayet yenecek..

Tarihi 16 Nisan olarak veriliyor. Yani “aman yemek, canım yemek” diye şimdiden çalıp çığırmak çok erken.

Buna karşın “en üst seviyede” gerçekleşecek böylesi sosyal içerikli ilişkilerin bir zararı yoktur. Kaldı ki ilk çağrı da galiba, “Mustafa seni beklerim” mesajıyla Anastasiadis’ten geldiydi.  Ha bu yemeğin bir  faydası olacak mı?

(BAKIN insanın doğasında vardır. Birbirlerinin arkalarından birbirlerine söylenmedik laf bırakmazlar ama karşı karşıya geldiklerinde sanki birbirlerini hiç eleştirip rencide etmemişler gibi tatlı tatlı sohbet ederler. En çok da gitgide trafiği yoğunlaşan “politik ilişkilerde” görülür bu “sahtekârlık!” Neylersiniz ki bizim sahtekârlık dediğimize, siyasiler “politika” derler!)

Rahmetlik Denktaş’la Kleridis (abartmış da olsam)  belki müzakerelerden daha çok, yemek yedilerdi birlikte hem de  her vesileyle.. Dolayısıyla bir zararı yok. Yemek yemektir şimdiden hazmı taam olsun diyorum.

ANCAK: Bu “yemeğin” yeneceği son akşama kadar Sn. Akıncı’nın bir süre önce müzakerelerle ilgili “son noktayı koydu” dediğim mesajını aklımda tutmaya devam edeceğim.

Şöyle ki Sn. Aklıncı’ya göre bundan sonra müzakereler ucu açık, takvimsiz falan olmayacak! Bir takvim dahilinde görüşmeler sürdürülecek… Oldu oldu olmadı… Hele 17 Nisan’daki “yemeği” bekleyelim…


 

     SİLKİNİP KURTULACAK DURUMA GELDİK Mİ?

(Dünkü “Pazar sohbetimde” daha  çok seçilmiş “yöneticilere” gerekli olan “teenni ile basiret” kelimelerinin anlamından söz etmiş şöyle demiştim:

“İki kelime de Arapça kökenlidir.  “Basiret” “kalple görmek” demektir. O zaman sorarsınız ama: “Allah insanlara görmek için iki göz vermişse ‘kalple görmek’ ne demektir? İşte  “insanı” asıl “eşref’i mahlûkat” yapan da budur. Yoksa göz dediğiniz  kedi köpekte de vardır atla eşekte de!  Fakat onlar havayı koklayıp nemini bile  hissetseler de “kalpleriyle” göremez, düşünemezler! Bu “görme” Allah’ın insana özel lütufudur.

“TEENNİ” kelimesini de şöyle açmıştım: “Anlamı “yavaş hareket etmektir. Ne var ki  buradaki “yavaş”  fiziki değil, “aklidir!”   Yani düşünerek tartarak, planlayarak, hesaplayarak hareket etmek…

VE devamla dedimdi ki “basiretle teenni her zaman hayatımızda,  dilimizde vardı. Bundan sonra da olacaklar. Çünkü ‘başarının’ anahtarıdır bu iki kelime. ‘Kalben görecek,  hissedecek, düşünecek, planlayacak ve başarıya gidecek yol önünüzde açıldığında o yolda yürümeye başlayacaksınız!” Ve sordumdu:

PEKİ: En çok kime gereklidir “basiret ile teenni?” Cevabını da “politikacı, yönetici taifesi” diyerek verdimdi…”                                                                  *****

OLAY şuydu. Geçtiğimiz hafta hem Başbakan yardımcısı hem de Dışişleri Bakanı olan Kudret Özarsay “Devletin battığını” ilan etmişti de büyük takdir toplamıştı böyle bir açıklamada yapmaktan çekinmediği için!

Ben de “devletin  battığını görebilmesi için Başbakan yardımcısı yahut Dışişleri Bakanı kısaca “hükümet” olması mı gerekirdi” diye takılmıştım Özersay’a.

Ki kendileri seçimden önce “eğer tek başıma iktidara gelirsem  memleketi düzelteceğim” yollarında vaatlerde bulunuyor zaten herkeslerin bildiğince “kurumların battığını” da görüp biliyordu kesinlikle.

ÖTE yandan Allah bir lütufta bulunarak,  tek başına hükümet belki zor olur demiş olmalı, Sn. Özersay’a  memleketi kurtarsın diye üç tane daha siyasi parti koydu yanına!

“Teenni” ile “Basiret”i bu nedenle anlattım! Bugün iktidarda olan hükümet “yapabileceklerini”   yapmakla mükelleftir. Zaten Başbakan Erhürman da haftalık Basın Toplantısında çok kısa sürede 15 proje hazırlandığını açıkladı. Tabi olumlu ve  hızlı gelişme ama şunu  da hatırlatmakta yarar var:                              *****                                   BUGÜN  devlet batmışsa bunun en büyük nedenlerinden birisi “TC-KKTC ile imzalanan reformların” bir başka deyişle “mali ve ekonomik” programların uygulanmaması nedeniyledir!

EN tazesini yazayım. Kaçıncıdır, koordinatörümüz Recep Akdağ adeta bırakın ben sizin şu sağlık servisleri sorununuzu halledeyim diyor da  hükümet kös dinlerken parmağını bile oynatmıyor.                                       koalisyon hükümetini oluşturan dört siyasi partiden CTP ile HDP yıllarca arkalarına aldıkları sendikalar destekleriyle de “reform” içerikli projelere sırf “özelleştirilmesinler” hep devletin sırtında, devletin kanını emen kurumlar olarak  kalsınlar diye karşı çıktılardı! Hâlâ da çıkıyorlar. O kadar ki “dünyanın en pahalı elektriğine karşın Kıb-Tek’in kılına dokunacak bir babayiğit hükümet daha gelmedi bu KKTC’ye!

KALDI ki Telekomünikasyon iyileştirilseydi diğer mobil şirketlerinin   topunu atardı ama yıllardır topu atılan kendisi olmaktadır!

NEYSE ki  şimdilik  güzel güzel Sn Başbakandan mesleki kariyerine  uygun  devlete ait felsefi, sosyolojik hatta psikolojik “mesajlarını” işitiyoruz…  Buna karşın yine de diyoruz ki her hafta halka “projeler” müjdeleri verilmesine karşın akıllarda sadece siyasilerimize yapılan 900 liralık zam kaldı! Çünkü projeler hâlâ sanal fakat parasal zamlar icraatın hakikat olanıdır!

           


KISACA TAKILDIĞIM: (DERİNYA KAPISI BAHANE!)

Öyle olmasaydı pankartlar açıp “Türkiye’nin yakamızdan düşmesi” istenmeyecekti! Daha önce yazdığımız gibi zaten bu “kapıcılar örgütünün” esas amacı “kapının açılmasıyla Maraş’taki askerin çekilmek zorunda kalmasıv Maraş’ın Rumlara iade edilmesidir. (Maraş’ın müzakereler ve çözümle  sahiplerine iadesini bu hezeyanla karıştırmıyoruz.)

…Biz her devrede “sakallı Vasfi”leri, Kantarcıları, Ali İhsanları, sakallıları, Erenköy’de çarpışmalar sürerken Mağusa limanında Rum’a casusluk yapanları hep gördük.. Garantörümüz olan Türkiye’ye hangi hak ve yetki ile “çek git” diyenleri görmek de bizi şaşırtmıyor!