Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar Sohbetimdir: (“Teenni” Ve “Basiret” Derken Nereden Nereye!)

İki kelimenin altını önemince çizmek istiyorum. Birisi “basiret” diğeri “teenni.”

İki kelime de Arapça kökenlidir.  “Basiret” “kalple görmek” demektir.

O zaman sorarsınız ama: “Allah insanlara görmek için iki göz vermişse ‘kalple görmek’ ne demektir?

HAH! İşte  “insanı” asıl “eşref’i mahlûkat” yapan da budur. Yoksa göz dediğiniz  kedi köpekte de vardır atla eşekte de!  Fakat onlar havayı koklayıp nemini bile  hissetseler de “kalpleriyle” göremez, düşünemezler! Bu “görme” Allah’ın insana özel lütufudur.

“TEENNİ” de Arapça sözcüktür.. Anlamı “yavaş hareket etmektir.” Ne var ki  buradaki “yavaş”  fiziki değil, “aklidir!”   Yani düşünerek tartarak, planlayarak, hesaplayarak hareket etmek.

YİNE soracaksınız ama: “Anladık da artık “ölü” olmaları gereken bu iki kelimeyi neden taşıdın köşene?

Ben taşımadım. Onlar her zaman hayatımızda,  dilimizde vardı. Bundan sonra da olacaklar. Çünkü “başarının” anahtarıdır bu iki kelime. “Kalben görecek,  hissedecek, düşünecek, planlayacak ve… Başarıya gidecek yolun önünüzde açıldığını gördükte, “o yolda yürümeye başlayacaksınız!”

*****

       PEKİ: En çok kime gereklidir “basiret ile teenni?” Cevabınızı tahmin etmiyorum, biliyorum! “Ulusları yada insanları yöneten politikacılara!” Ki baktılar mı görsünler, gördükleri için de başarının reçetesini yazsınlar…

(Yarın ben de yukarıdaki son cümlemden hareket ederek “basiret ve teenniyle” dört partili  hükümetimize bir nazar atacağım…)

*****                            

“VEDA”  etmek nedir? İşte sevmediğim o berbat “kelime.” Ne zaman önüme gelse, düşmüş gibi olurum karanlıkların ziftine! Korkarım, tiksinirim!

Bir teneke sacı tırmalarken,  tırnaklarımın   çıkardığı o ses, nasıl diken diken ederse tüylerimi, nasıl yüzümü ekşitip başımı sağa sola sallarsam hızla ve nasılsa bastığım bir sümüklüböceğin ezilirken vıcıklığını hissedersem tabanımda; öylesi olurum işte…

VEDAYI sevmem! Buna karşın Goethe’nin “veda” temalı şiirini “köşeme” taşımazsam ve işte “dünyanın halleri” demezsem, bir ukde kalacak içimde.. İşte o şiir:

“İstikbal saklarken içinde/kederi ve sevinci/Asılırız mükemmele/Hiçlik besler/yıldırmak için bizi/İlerleriz,atılırız/Düsturumuz ileri…”

“Vekar önümüzde/Hedefi maskeler, saklar/ Dünya sükûta bürünmüş/Yıldızlar tepemizde/Ve altımızda sessiz mezarlar…”

       “Gözlerimiz ciddi’ye dikili bakarken/Korku içimize tırmanır/Çekmektedir arkasından/Vehim’i günah’ı/En cesurumuzu bile yıldırmak için/sürükler bir tayf gibi peşinden/Korkuyu hatayı…”

“Ama… Sesler duyuluyor/Senelerin ve Asırların tekrarladığı sesler/Seçiniz diyor gideceğiniz yolu/Açık ve tereddütsüz seçiniz/Sizi selamlayacak gözler/Size dikilmiş gözler bekliyor sessiz…”

       “Önünüzde bütün bir hayat serili/Korkudan uzak/Çalışınız/Cesur olarak/Yeis’e yer vermeden/Çalışınız/mükâfat bekliyor sizi.”

(Tabi bir şiir kendi dilinde değerlidir de Goethe gibi bir şairin şiirinin, sadece anlamını çakan dizelerinin tercümesine katlanılır elbet.)

*****

       NE diyecektik başa dönersek? “Geçmişi hatırlarken geleceği göremezseniz hayatı boşa geçirdiniz demektir.”

Ki kırk üç yıldır bu ülkedeki seçilmiş hükümet kadroları hep bu açmazı yaşadı! Hâlâ da yaşayıp yaşatmaktalar!

(Bu nedenle yarının konusu da olsa Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay’ın “devletin battığını” ilan etmesine hiç şaşmadım.)

Asıl şaştığım bunu görmek için neden “başbakan yardımcılığına” kadar gelmesi gerekirdi!

Yarın buluşmak üzere..