Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İplik Deyip Geçme Sakın!

Luzinyanlar döneminde Lefkoşa surlarının çapı 9 mil kadardı.

Venedikiler bunu 3 mile indirmişlerdi, bu daraltmayı yaparken de surlar içinden geçen Kanlıdere’nin yolunu değiştirmişlerdi…

Kıbrıs’ın uzak geçmişi üzerinde Venedik dönemine ait yazılı kaynaklar çoktur.

Bunlardan o dönemin Kıbrıs’ını anlamak mümkün…

Daha gerilerde Lüzinyan dönemi vardır ki 1192 ile 1433 yılları arasında adada hüküm sürmüştü Luzinyanlar.

O dönemlerde Lefkoşa’nın surları şimdiki tabyalardan oluşmuyordu.

Surların etrafında kuleler ve bunların da birer isimleri bulunuyordu, kapılar da bu kulelerin altındaydı ve 5 adet kapı vardı…

Lüzinyan dönemini anlatan tarihçilerden biri o dönemi yaşayan Leondiyos Mahera’dır.

Mahera’nın “Kıbrıs Tarihi” adlı yapıtından Lüzinyan döneminden ve bizim ilgi alanımız olan Lefkoşa hakkında fikirler elde edilebilir…

Bir yazımızda Venedik döneminde Lefkoşa’nın Ermu bölgesinden geçen Kanlıdere’in üzerinde bir köprü bulunduğunu ve bunun isminin “Köprübaşı” olduğunu belirtmiştik.

Lüzinyan döneminde de köprüler kuruluydu Kanlıdere üzerinde.

“Kutsal Apostollar Köprüsü” ve Baf Kapısında bulunan  “St. Dominic Köprüsü” bunlardan ikisi.

O dönemler Kraliyet Sarayı Baf Kapısındaydı ve içinde Dominic Manastırı bulunuyordu.

Bunlar da Venedik döneminde yıkılmış değerler arasındadır ki 80 civarında kilisenin de yıkıldığı söylenir…

1330 yılının 10 Kasım’ında Kanlı Dere taşmış.

Öyle ki şehrin içinde önüne ne çıkarsa sürüklemiş.

Öyle dehşet bir su baskınıymış ki, dönemin Kıbrıslıları bu felaketi hatırlamak için o dönemlerde St. George Kilisesi olan şimdiki Büyük Hamam’ın duvarına büyük bir çivi çakmışlar.

İnsan boyunu aşıyormuş sular.

Uzun dönemler her yıl 10 Kasımda Lefkoşa’da anma yapılırmış bu felaket üzerine…

Anlaşılan Lüzinyanlardan beri her neslin Kanlıdere ile ilgili hikayeleri vardır.

Hepsinin ortak noktası su baskınlarıdır…

Yer, köy, kasaba isimlerini değiştirmede herhalde bizim üstümüze yoktur.

Nerede Türkçe dışında bir isim varsa değiştirilmiştir, Lapta gibi çok azı kalmıştır.

Halbuki birçok isimler Lüzinyan döneminden kalmadır ve daha geriden gelen isimler de vardır Lefkoşa, Mağusa ve Girne gibi…

Avusturya Düklerinden Salvator’un 1872 yılında adaya geldiğinde Lefkoşa’nın içinde 2 adet çarşı tespit ettiği üzerinde birçok defalar durmuştuk.

“İplik pazarı” ve “kadınlar pazarı” bu çarşılar arasındaydı.

Adını verdiğimiz tarihçiden öğrenildiğine göre, Lüzinyan döneminde Lefkoşa içindeki çarşılardan biri Nalbantlar (Farrierss) mahallesi ya da çarşısı imiş.

St. George Kilisesinin (Büyük Hamam) yanında da pamuk ipliği satıldığı belirtilir.

Osmanlı döneminden günümüze bu bölge “iplik pazarı” olarak bilindiğine göre, bölgenin ta Lüzinyalara kadar, zamana göre değişiklikler olsa da, aynı çarşı anlayışını sürdürdüğü anlaşılıyor…

Kültürler birbirlerinin içine girip yeniden şekillendiğinde kendine özgü kültürel ve coğrafi özelliklerin ortaya çıktığı ve ırk ayırımı gözetmeksizin insanların  buna göre ortak alışkanlıklar, ortak adet ve özellikler edindiği bir gerçekliktir.

Kıbrıs gibi çok kültürlü yerlerde bu ortak kültürlerin bir üst kimliğin oluşmasında etkileri olduğu yadsınamaz, ki örnekleri her açıdan çoğaltmak mümkündür…

İplik deyip geçme sakın!