Anastasiadis’li Rum tarafının, uzatmaları bile çoktan tüketmiş Kıbrıs siyasal sorunuyla ilgili “müzakere aşkını” anlamakta zorlanıyorum diyecektim ama tastamam hem de domuzluğuna anlıyorum!
Bu konuya döneceğim de şimdi “neyi anlamadığımı” yazayım:
RUM yönetimi son günlerde (dün de sözünü ettiğimce) BM’lerin üç aşamalı yeni çözüm planından söz ediyor. “Stratejik Anlaşma” dediği bu yeni “çözüm” arayışını allayıp pullayıp siyaset sahnesine sürerken de tabi umut pompalıyor!
Peki nedir bu “umudu” besleyecek, kuvveden fiile çıkaracak siyasi argümanlar? “İyi niyet gösterileri, barışçı yaklaşımlar, işbirliği girişimleri falan sanıyorsunuz!…
Oysa Güney’deki komşumuza bakıyorum “söylediğiğyle yaptıkları” tam ters yönde seyrediyor! Mesela Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları! Kaşıya kaşıya sonunda nereye vardırdılar sorunu? İşte Erdoğan’ın zehir zemberek fakat bir o kadar da Ortadoğu faciasını Doğu Akdeniz’e de sıçratacak (belki diyoruz) uyarısı. Şöyle diyor:
“EGE ve Kıbrıs’ta haddini aşanları uyarıyoruz! Savaş gemilerimiz gerektiğinde her türlü faaliyeti yapmak üzere görevi başındadır…” (Nitekim İtalyan sondaj gemisinin çalışması Türk savaş gemilerinin barikatına takılmıştır, beklemededir..)
RUM Yönetimine dolayısıyla Yunanistan’a döneyim: “Kıbrıs’ta sürekli çözüm için yeni müzakere olasılıklardan söz ederken Doğu Akdeniz’de, Kardak’ta sürekli olay çıkarmanın hikmeti nedir? Bu tatsız gelişmeler yaşanırken, adada çözüm masası mı kurulur? İşte “anlamadığım” dediğim budur! (Tabi kerhen, onu da anlatacağım!)
BAŞA dönüyorum: Anastasiadis Yunanistan’sız olamazken, KKTC’nin de Türkiye’siz olamayacağını çok iyi bilir, buna karşılık sürekli TC ile dalaşırken, Kuzey’e de “müzakereler başlayabilir” laflarıyla göz kırpar! (Ama ne ambargoları kaldırmak için parmağını oynatır ne Kuzey’i tanıdığına yönelik tek kelime söyler!) “Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs çözümü” tasavvuru da hâlâ berdevam!
Şimdi BM’ler hazırladı denilen üç aşamalı plana geleyim: Birincisi “Stratejik anlaşma” olacakmış. Yani Rum tarafı Crant Montana’da neleri kazanmışsa, onların sahipliğine konacak! (Çünkü artık geçen zamanın kazanımlarını değil, kayıplarını artırdığını nihayet görmeye başlamıştır!)
İkincisi anlaşmanın tamamlanmasına yönelik çalışmalar..
Üçüncüsü de “referanduma hazırlık!”
Ne diyelim? “Oh ne kolay!” Hem de Doğu Akdeniz’de kıyametler koparken!
BEKLENTİLER YOĞUNLAŞIRKEN..
Dörtlü koalisyon hükümetine “yamalı bohça” dedikti ama “halk” hiç de öyle bir algı yansıtmadı. Aksine hükümeti gökten inmiş kurtarıcı “Mesih” esamesinde düşünecek kadar da kısa sürede benimseyiverdi.
Nitekim türlü çeşitli STÖ’lerine bakıyoruz: “Beklentilerini” hükümetin önüne yığarlarken, sorunlarına çözüm taleplerini adeta birer deklarasyon haline getirmişler.. Çünkü: Bu memleket artık açık seçik, “dert çok, hemdert yok, düşman kavi, ali zebun’dur!” (Dost vefasız, dünya acımasız, devir huzursuz, dert çok!)
43 yılın çözümsüzlüğünü de yanına alarak dağlar gibi biriken sorunlar artık insanların canını yakıyor, huzursuzluk büyüyor.. Aylar boyu süren müzakerelerle oyalanan bir toplum durumuna düşürüldük.
Beş on turistik otel odaklı eğlence dünyası ile kumar da olmasa sanırsınız memleket başsız kıçsız kaderine terk edildi!
Bu nedenle “dörtlü” de olsa, “Sağ’dan Sol’dan siyasi partilerle de oluşmuş olsa insanlar yeni koalisyon hükümetini “KKTC’nin makûs talihini kırıp değiştirecek siyasi erk olarak görüyor!”
Bu “beklentilerin” bir nedeni UBP-DP döneminde yaşananlar! Ki bugünün Koalisyonu o günlerin muhalefetiydi! Ve hükümeti kıyasıya eleştirileriyle didik didik ederken, aksi büksü işlerini de ortalara seriyordu! Halk geçmişin şaibeli ve tartışmalı “bozuk düzenlerini” unutmadı. Yeni hükümetten beklentiler bu nedenle.. Tabi ekleyelim: Bu ülkede yolundan suyuna, elektriğinden sanayi ve ticaretine, tarımından eğitimine sağlığına kadar tüm sorunlar, ancak Türkiye’ye sunulacak fizibilite raporlarıyla oluşturulacak plan programlarla çözümlenebilir..
Yeni hükümetin bazı tartışmalı ve şaibeli konularda “özel sektörden” hesap istemesi yanı sıra, “özel sektörün önünü ne denli açıp yatırımlarla kalkınmayı hızlandıracağını” bilemiyoruz.. Ki bunu başarma kararlığı söz konusu olduğunda, “kamu görevlileri” kademelerinde “hantal ve merkeziyetçi bürokrasiyi kıracak reformist tedbirler alınmalıdır!” Gelsin para, gelsin tatiller, gelsin izinler” dalgalarında ne “kamu görevi” olur ne de memlekete yararı olur..
Her halde el atılacak ilk “sorun” da bu olacaktır çünkü öteki sorunların üstesinden ancak “kamu görevlileri yasasının” değiştirilip yeniden düzenlenmesiyle gelmek mümkün olacaktır…
KISACA TAKILDIĞIM: (HAVADİS’E NİCE SAĞLIKLI VE BAŞARILI ÖMÜRLER…)
Dün artık “benim de gazetemdir” dediğim, her gün üç lirayı toslayıp satın aldığım “Havadis” gazetesinin kuruluşunun 9. yılıydı. Hatırlarım, 9 yıl önce kurulduğu ilk günlerde de “Eşref bey” demişti Başaran Düzgün, “seni aramızda görmek istiyoruz.” Ben gülerek, “vefalı insanım” demiştim. “Bir gazeteden kovulmadan nedense ayrılamıyorum!”
Aradan dört beş yıl geçip de yeniden ısrar edildiğinde, “utana sıkıla Halkın Sesi” gazetesinden ayrılarak Havadis gazetesine geçtimdi.. (Halkın Sesi sahip ve sorumluları yirmi yılı aşkın süre yazdığım gazeteden ayrılırken teşekkür bile etmedilerdi! Aynen hem köşecisi hem habercisi hem de röportajcısı olduğum bir önceki Bozkurt gazetesinde olduğu gibi! Ki bir 25 yıl da her halde orada yazdımdı!)
Ve her halde elli yılı aşkın süredir sürdürdüğüm “gazetecilik” serüvenimi Havadis’te sonlandırırım artık…
Yazıma başlarken “Havadis” gazetesi sahip ve çalışanlarına “sevgilerimle başarı dileklerimi” sunacaktım. (Gazeteciler lafazan olur. Kendimi anlattım!) Havadis’e, çalışanlarına, nice uzun, sağlıklı ve başarılı ömürler diliyorum.
































