Eğer Cumhurbaşkanlığı sözcüsü gerekli açıklamayı yapmamış olsaydı zannedecektik ki “Rumların ruhu Türklerin ruhuna uygun değildir!”
Neyse ki hatanın neresinden dönülse kârdır prensibinde tutun ki Sn. sözcü “halkların kardeşliği” ile “Kıbrıslılık ruhuna” büyük bir ihanet teşkil edecek “yanlışı” düzeltti de “komşumuzun” onurunu kurtardı!
OLAY şu: Geçtiğimiz 24 Kasımda Sn. Akıncı “Birleşik Krallık Parlamentosu KKTC Dostluk Grubunun” ev sahipliğinde bir konuşma yapar. Fakat bu konuşmada geçen bir cümle yanlış tercüme edilir ve medyada şöyle haberleştirilir: “Sn. Akıncı konuşmasında Rumların ruhu Türklere uygun değildir dedi!”
İŞTE Sn. sözcü Burcu “bu cümleyi düzeltmek gereğini duyar ve şöyle bir açıklama yapar: “Haberdeki ifadeler Sn. Cumhurbaşkanımızın söylemi değildir. Burada yanlış bir tercüme olduğu anlaşılmaktadır. Sn. Akıncı söz konusu konuşmasında daha önce de dile getirdiği şekilde, ‘Rum tarafında ciddi bir zihniyet dönüşümüne gerek olduğunu belirtti..”
ŞİMDİ diyeceksiniz ki “Eee ne var bunda, ille de söylenmeyen bir şeyi söylenmiş gibi kabullenmek mi gerekir?”
YOO, estağfurullah! Ancak bu vesileyle yeni bir gerçeği daha öğreniyoruz. Şöyle ki “Türk ve Rum halkları birbirlerine sadece “Kıbrıslılık” bağlarıyla değil, ayni zamanda “ruhlarıyla” da bağlıdırlar.. Eğer bu yanlış tercüme gözden kaçırılmış olsaydı şimdi dünya alem zannedecekti ki “Rumların ruhu ile Türklerin ruhu birbirleriyle uyuşmuyor! Bu nedenle de Kıbrıs sorunu çözülmüyor!”
BUNUN ne büyük bir siyasi skandal olacağını düşündünüz mü? Asırlardır bu adada ayni yumurta ikizleri gibi yan yana yaşayan bu iki halkın nasıl olur da “ruhları” birbirlerinden ayrı gayrı düşer? Sn. Akıncı’dan böyle bir politik gaf yapmasını bekler misiniz? Nitekim yapmadı sadece şunu söyledi: “Rum tarafına zihniyet değişimi gerekir!”
PEKİ nedir “zihniyet?” Benim bin 14 sayfalık Psikoloji sözlüğüne baktım kökü “zihin.” Zihin’in önünde de çok kısaca aktarıyorum, şu yazıyor: “Zekâ, akıl, ruh…”
FAKAT ne olursa olsun “zihin” demek “akıl” demektir… Sn. Akıncı da bunu da söylüyor Rum tarafına: “Zihniyet değişikliğine ihtiyacınız vardır..” Yani “aklınızı” değiştirin!”
Şimdi ben bu zihniyet kelimesinden de ne anladığımı söyleyim mi? “Maalesef Rum’un aklı kendine yâr değil, Zaten müzakerelerdeki deliliklerinden belli!”
SONUÇ: Sn. Burcu’ya teşekkürler. Meğer karşımızdakiler sadece “ruhsal” yönden arızalı değiller, ayni zamanda “zihinsel” yönden de özürlüler!
_______________________________________________________________________________
NİÇİN KARMA OY
Sosyal medyayı yahut “feyisbuku” keşke doğru dürüst kullanabilseydim.. Bir türlü benimseyemedim dolayısıyla sevemedim. Buna karşın laf ola beri gele bazan feyisbuka da girer mesajları, atışmaları, maskaralıkları falan okurum..
Son günlerde sosyal medyada “seçimlerle” ilgili haber ve yorumlarla tartışmalar daha çok yer almaya başladı. “Karma oy mu yoksa mühür mü” tartışması da bunlardan biri olunca ilgimi çekti çünkü ben de geçmişte bazı siyasi partilere mühür vurup tercih yapmışsam da genelde bir “karmacıyım.. Nedenini de şöyle açıklarım: “Adam gibi adamları seçip meclise göndermek!”
Oysa “karma oy” Siyasi partilerin en çok canını sıkan oylamadır! Malum tüm siyasi partiler sadece vurulacak “mühür” değil işaretlenecek “tercihler” nedeniyle de fazladan ve avantadan kapacakları oyları isterler! Ben de yağma yok derim! Niçin mi?
Çünkü bu ülkede insanlar “özgür iradelerinin değil Sendikaların, Siyasi partilerin, Birlik ve Derneklerle kısaca genel başlığıyla STÖ’nin bağımlı ve bağlantılı esiri mutlakı haline getirildiler!” O kadar ki tutsaklık tırmana tırmana insanlar sendikalarla siyasi partiler, birlik ve derneklerin başkan ve yçnetim kurulları tarafından “kalk arap otur arap” esamesine düşürüldüler!
Tabi ki çok partili demokratik ülkelerde “anayasalara” kadar girmişliği ile “yurttaşlık görevi” olarak kabul görmüş “siyasi partilileşme” ile “sendikal örgütlenmeler” insanların hak ve hukuku yönünden yaşamsal öneme sahiptiler ama “tutsağı ve tehdidi” olmadan!
Mesela ben hâlâ üyesi olduğum KTÖS’ün kurucularındandım… Vakta ki gelip giden yönetim kurulları kendi akıllarıyla fikirlerini dayatmak yollarında “ipi boynuma bağlayıp beni de kendi yollarına çekmek istediler” koptum, uzaklaştım! Bu benim “kişi hak ve özgürlüğümdür…”
Gün geldi TKP’yi de destekledim, DP’i de. Hatta mühür vurduğum oldu bu partilere. Sonra zaten onlar göçtü biz kaldık soğan cücüğü gibi ortada!
CTP mi? Vakti zamanında “Gazi Mustafa Kemal’e Atatürk kelimesini söylettiremedimdi ama Marks’la Lenin sakızdı dillerinde!
Uzatmadan bunları niçin yazdım söyleyim. Geçen gün sosayal medyada rast gele refikim Hüseyin Ekmekçi’nin şu mesajını okudum: Aktarıyorum. “Hem karma yaparak hem düzen değişsin diyerek ayni noktaya varamazsınız! O ebemin bibisi bu ninemin dıdısı diyerek oy verenler değişime hizmet etmeyecek! Değişim isteyen mühürü bastırır, içinden de en iyisini seçer.!”
Yani UBP yahut CTP veya DP, TDP ya da! Basacağız mühürü tercih de yapacağız “gelsin büyük değişimler!” Yok, ben gene ebemin bibisini, ninemin dıdısını” seçeyim hiç olmazsa siyasi iktidar partilerinin “ulusal günahlarıyla” asla değişmeyen “kötü yönetimlerinin” destekleyicisiyle ortağı olmam!
_______________________________________________________________________________
KISACA TAKILDIĞIM: (ORTAKLIK BOZULUNCA!)
DP Başkanı Serdar Denktaş, UBP’yi eleştirerek “polise 25 yılda emekliye çıkma hakkı verilmesi girişiminin tamamen seçime yönelik bir oyundur” deyiverdi..
Açıklamayı gördüğümde gayriihtiyari bir “Ooo” çıktı ağzımdan. Desenize “öküz öldü ortalık bozuldu! Hadi geçmiş olsun!
































