Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir de böyle düşünsek!

Siyasi sorunun ne kadar içinde ne kadar dışındayız?                                                                  Ne kadar ilgileniyoruz? Bu konuda Güney’i hangi oranda  ve hangi merakla izliyoruz?   Geçmişi biliyoruz da gelecek konusunda kafamızda şekillenmiş bir Kuzey Kıbrıs çözümü modeli  var mıdır?                                   Çözüm söz konusu olduğunda ilk aklımıza gelen ilgili olay yahut lider kimdir?                     Türkiye’ye siyasi sorunumuzun geleceği yönünden ne kadar güveniyoruz?                          Ankara’nın KKTC politikasını beğeniyor muyuz?

Geçmişle bugünü kıyasladığımızda kendimizi çok daha güvende mi hissediyoruz?

Çocuklarımıza, gelecek nesillere nasıl bir Kıbrıs bırakmak istiyoruz?..

YUKARIDA rastgele kısacık bir zihin praktisi yaptım. Yaparken de düşündüm: “Bu benim hakkım!” Eğer bu ülkenin  yurttaşıysam tabi ki bunları düşüneceğim.. Fakat:

Düşünürken de “doğru düşünmek” istiyorum.  Çünkü “yurdumu düşünmek hakkım kadar doğru düşünmek sorumluluğu da benimdir! Aksi halde “doğru düşündüklerini zannederlerken az kalsın Türkiye’yi çok büyük bir felâkete düşürecek olan  Fetöcü hainler gibi gaflet içinde olmak istemem!”

Buna karşın bizde de küçük çaplı da olsa  gaflet hiyanet olduydu. Şimdi de olmakta!

       FAKAT bu Kıbrıs Türk yurttaşının “bilinçli gafleti” değildir!  Çünkü:

Bir ülkede eğer insanları siyasi partiler hiyarerşisinde kamplara ayırır.. Sonra onları kafa yapılarıyla “izm”lerine göre ayrı gayrı kulvarlarda birbirleriyle yarışan rakipler haline sokar.. Ve bu rekabeti kavgayla sonuçlanacak bir  arbede haline getirirseniz…

Soldan Sağa çok “partili cici demokrasiniz” “çok partili anarşiye dönüşür!”

       PEKALA ama kim bu yaptıranlar? Mesela mücadele yıllarında rahmetlik Dr. Küçük’tü! Denktaş’tı! İhsan Ali’ydi!  Veya Cumhurbaşkanlığı mertebesine kadar çıkmış politikacılarımızdı.. Bu insanların “anlayışları, kafa yapılarıydı!” Şimdilerde belki Sn. Akıncı’dır! Yada gelip geçmiş etkili ve yetkin politikacılardır!

O zaman toplumda sağlayamadığınız ulusal konsensusun ortaya çıkaracağı “yanlış düşüncelerle” “doğru düşünceleri” kim birbirinden ayıracak? Hangi “lider”  “Kıbrıs Türk halkının davası, yolu, geleceği budur” dediğinde “tüm yurttaşların ayağa kalkarak alkışlarıyla onaylayacağı bir görüş oluşturabilecek?

Kıbrıs sorununu biraz da böyle düşüneyim dedim bugün!

 


KOALİSYON HÜKÜMETLERİ VE HP’NİN DURUMU!

Bu ülkede “koalisyon hükümetlerini” kader haline getiren etkenlerin neler olduğunu tabi ki bu kuruluşlarla haşır neşir olan politikacılar bilir..                                                                          Ancak bazı gerçekler de vardır “görmemek” mümkün değil. Mesela “büyük parti” dedikleri UBP bile artık tek başına hükümet olamıyor! Çünkü siyasi partilerin  çokluğuyla seçmenlerin oyları doğru orantılı değildir! Sandıktaki tercihler hâlâ “büyük ideallerle, sosyoekonomik kalkınma ve büyümeleri” gözeterek değil, “seç beni ihya edeyim seni” hesapları üzerinde şekilleniyor!       Çünkü henüz “cemaat” oluşla “ulus devlet”  oluş arasındaki bir aralıkta “toplum” rolüne razı olurken, seçimlerde hâlâ  eşin dostun, tanıdıkların, ailelerin “oylamalarda” etkin rol oynadığı, yanı sıra fazladan oy ayarlamak için kulislerde türlü çeşitli vaatlere  sarılı “ikballerin” dağıtıldığı gerçeklerde, doğrusu ya artık hiçbir parti için kendi partisinin oyu bile banko değildir!

Buna karşın Halkın  Partisi genel Başkanı Kudret Özersay kaçınılmaz koalisyon hükümetlerine daha şimdiden,  “eski siyaset anlayışıyla kol kola girmektense hükümette olmamayı tercih ederim” diyerek  kapıyı kapatıyor!

Oysa aylardır “iktidara gelecekmiş” gibi bircik bircik plan ve programlarından söz ediyor, gazetesini yayımlıyordu. Yani “tek başına iktidara gelmemiş olsa bile en çok oyu alacak parti ile bir koalisyonda pek alâ da buluşabileceği izlenimini veriyordu..

(DOĞRUSU iyi de olacaktı. Hem o genç kadrosunu “tek parti” oluşa bir koalisyon hükümetinde olgunlaştırıp tecrübe sahibi yapmak hem de “devlet yönetmenin ne olduğunu ilk kez öğrenmek” için! Buna karşın “acemi” kalmaya karar vermiş gibi!)

Buraya kadar gelmişken “koalisyon hükümetleriyle” ilgili görüşümü bir kez daha anlatayım:

BİR: Koalisyon hükümetini oluşturan  partiler öncelikle birbirlerini bizatihi “yürütmenin, icraatın içinden” izler ve denetlerler! (Ha UBP-DP gibileri aksine, “sen işine ben de işime bakayım” derlerse üzümü kendileri yerken talkımı da halka yedirirler!”

İKİ: Koalisyonlarda  ayrı ayrı görüşlere  sahiplik nedeniyle “barikat’i hakikatın müsademe’i efkârdan çıktığı” gerçeğinde “keyfi kararlar değil, doğru kararlar” verilir.. Bu da zıtlar dengesinde “Sol ve Sağ” partilerle olur!

ÜÇ:  Koalisyonu oluşturan partiler isteseler de popülizme fırsat verecek ortamları yaratamazlar! İki siyasi parti “yürütmenin” başındayken birinin malı alıp götürmesine seyirci kalmaz kıyametleri kopartır!

       DÖRT: KKTC’den söz ederken diyelim ki tek parti hükümeti sultası altında “memlekete vereceği zarar” Koalisyon hükümetlerinin vereceği zarardan çok daha fazladır! Buna da ehven’i şer denir!

BU nedenle Özersay kararını ve prensibini bir kez daha gözden geçirmelidir. Partisini, iddialarını ve bugüne kadar yayımlayıp açıkladığı tüm plan programlarını,  bir koalisyon ortağı da olsa ve bir kısmını bile uygulama fırsatı bulsa yine de kârdır.


       KISACA TAKILDIĞIM: (RECEP AKDAĞ DA YANDI!)

Recep Akdağ çok kararlı! Kişi başına gelirimizi 25 bin dolarlara ulaştıracakmış.. Yanı sıra KKTC’de sağlığı 2 yılda ayağa kaldıracakmış!

Malumdur. Recep  Akdağ TC’deki sağlık servislerinin mimarıdır. Bu konuda başarısı büyüktür. Fakat söz konusu KKTC’de olduğunda şöyle bir duralım:                              “Sn. Bakan bu ülke bildiğin gibi değil! İddia ile çıktığın yolda sizi yaya bırakırlar! Dereye sulu götürür susuz getirirler! Hani aldırmazsın falan  ama eğer bu işlerin içine dalarsan gül gibi adını bu topraklara gömer, onca başarılarına mevlit okuturlar! Bu nedenle sakın yapacaklarınızı söylemeyin, sizi fena çarparlar!