Başbakan icraatlarla ilgili pek öyle konuşmaz. Herhalde şimdilerde, “it ürür, kervan yürür” felsefesine inanır olduğundan. Hani hepimiz ‘geri zekalıyız’ ya. Yaptığının hesabını vermez. Bırak hesabı, izahat bile vermez…
Ama ne olduysa vatandaşlıklar konusunda konuşmuş.
Artık konuşmuş mu, yazılı yanıtlar mı göndermiş onu Milliyet Temsilcisi söylemeli.
Meğer, Rum’un vatandaşlık vermesine “ses çıkartmayan”, ama Kuzey’de verilen vatandaşlıkları eleştiren bizler, Rum’a hizmet ediyormuşuz…
Amman anam, eski kafalar yine hortladı.
Rumcular sizi, kafirler…
Bu kadar genç, bu kadar iyi tahsilli, hem de sporcu geçmişi olan biri, baktığında dünya adamı diyebileceğin birinin ağzına yakışmayacak, küflü bir söylem…
Galiba koltuğu kaybetme korkusu, her şeyin üstünde. Onun için Makyavelist olacaksın. Kaybetmemek için her şeyi yapacaksın… İsterlerse faşist desinler. Demeyenlerin oyunu aldın mı tamamdır. Yaptıklarının doğruluğuna inansan da inanmasan da, içine sindireceksin artık…
Gelelim açıklamanın detaylarına…
Vatandaşlık olayını eleştirenlerin, Güney’den harekete geçirilen, Türkiye düşmanı olduğunu “hissetmişler”, onun için de vatandaşlık vermeye devam edeceklermiş. Nasıl bir mantıksa…
Güney’in para karşılığı vatandaşlık verdiğini kendi söylüyor. Haydi bakalım, kendi de aynını yapsın, desteklemezsek, namerdiz… Adam orada milyon eurolar kazanıyor, getirdiği insanların yaptığı yatırımlardan elde ettiği gelir de cabası. Ya senin yaptıkların? Birilerinin eşi, dostu, ahbabı… Kelle sayısını arttırmaktan başka bir katkısı yok. Zaten onu da söylemiş Başbakanımız, kendisine göre önemli olan, nüfusun artması. Artsın da, nasıl isterse öyle artsın. Maşallah…
Söyledikleri kendi içinde çelişkili zaten.
Başka bir örnek…
Rum vatandaşlık veriyor da, kendi nüfusunun 3 katı vermiyor.
Göz göre göre kendi halkını eritmiyor.
İradesine halel getirmiyor.
Başbakan, Rum nüfusuyla Türk nüfusunu karşılaştırmış, oranlar vermiş kendince. Eğer akıllarındaki, Kuzey’in nüfusunu Rum nüfusuna eşit bir orana getirmeye çalışmaksa, yandık…
Kıbrıslıyı mumla arayacağız. Geçenlerde plajda bizzat yaşadığım gibi, arkadan birileri kendi aralarında konuşacaklar, “Aaaa bak bunlar Kıbrıslı galiba”diye…
Bu toprakların geleceğine başka bir kültürün insanları karar verecek. Onların çoğunlukta oy kullandığı seçimlerde, onların iradeleri geçerli olacak. Kıbrıs Türkü ağzıyla kuş tutsa, sesi çıkamayacak.
Rumla başetmek için, nüfusu mu eşitlemek gerekir, ekonomiyi mi?
Yüzde 90’ı ücretli, düz işçi olan insanların sayısını arttırarak bunu nasıl başaracak ki..?
Hele izledikleri plansız, projesiz günübirlik politikalarla…
Dünya kadar para orada dururken, yüzde 5’ine bile proje üretemeyen bir idare anlayışıyla…
Önümüzdeki yıllarda karşımızda EOKA’cıları bulacakmışız. Onlar da bizi yok edeceklermiş.
Bu politikalarla Rum’un bizi yoketmesine gerek yok ki, sayenizde biz zaten yok oluyoruz…
Sonra, bugüne kadar Güney’de uygulanan eğitim sistemi aynı sistem değil miydi? Çocuklarını zaten faşist, Türk düşmanı yetiştirmiyorlar mıydı..?
Bununla mücadelenin yolu, kendi içinde insanlara Türk düşmanlığı basmak mıdır..?
Düşman yaratmak, ötekileştirmek midir..?
Hadi onlar kilise ağırlıklı eğitim sisteminden bu hale geldiler. Peki, Mülkiye’de Özgürgün’ün bu söylediklerini mi öğretiyorlar..? “Kendi halkını böl, parçala, birbirine düşman et, koltuğu garantiye al” diye mesela…
Ortaçağın köhnemiş, terkedilmiş, bugün sadece Ortadoğu’nun diktatörlüklerinde kalan bu sistem, Mülkiye’de ancak Siyaset Tarihinde okutulur.
Hem de en ağır eleştirisiyle birlikte…
Bu ülkenin insanı, hem de okumuş bir genç insanı, nasıl bu hale gelir, nasıl bunları savunur, kendi insanına nasıl böyle bir kötülük yapar, anlayamıyorum…
_______________________________________________________________________________
YERİN KULAĞI VAR
GEREĞİNİ BİLE AÇIKLAMADAN, UYACAKLAR:
Berat Albayrak açıklamış, Danıştay’ın yürütmeyi durdurduğu yaz saati uygulaması, gereken düzenleme yapılarak aynen devam edecek. Biz bu konuda “hadi bakalım şimdi ne yapacaksınız” diyen arkadaşlar gibi yorumlamamıştık olayı. Biz demiştik ki, Türkiye iptal de etse, kuralı değiştirip devam da etse, siz ona uyacaksınız. İşte olacak olan bu. Üstelik de eleştirilere kafa tutarak, yüksek perdeden kavgacı bir üslupla cevap verenler, ne için yaptıklarını bile izah etme gereği duymayacaklar…
NEDEN KORKUYORLAR Kİ:
Popülist politika diye bir şey var. Hiç bir ideolojisi olmayan bir siyasi akım. Sırf popüler olmak için, herşeye muhalefet edenler… Şimdi şu MOBESE işine “gözetleme” diye bakanları görünce bunu düşündüm. Hem ülkedeki asayişsizlikten şikayet edeceksin, hem de tüm dünyanın uyguladığı çareyi reddedeceksin. Adam senin yatak odana koymuyor ki kamerayı, kamusal alana koyuyor. Kriminaller dışında bundan korkanlar da, bana tuhaf geliyor…
YILDA 14 SAAT:
Bizdeki Elektrik Kurumu’nun, sudan sebeplerle zırt pırt elektrik kesmesine alıştık artık. Ben de yeni öğrendim, dünyada kabul edilen elektrik kesintilerinin yıllık süresi 14 saatmiş. Yani “normal” ülkelerde devlet, tüketicisinin elektriğini yılda en çok 14 saatliğine kesebiliyormuş. Bir de bize bakıyorum, bırakın yıllığı, bizde günde 14 saat elektrik kesintisi artık normal karşılanıyor ve kimse de bu kesinti nedeniyle hesap verme gereği duymuyor. Doğru ya, biz uluslararası hukukun dışındayız. Bizde böyle yasalar yok… Onun için de bizim hesap sorma hakkımız ve oların da hesap verme zorunlulukları yok…
DUYAN DA İNANACAK:
Turizm ve Çevre Bakanı Ataoğlu, “Dünya Çevre Günü” nedeniyle yayınladığı mesajında, “Yeşilırmak’tan Dipkarpaz’a kadar külürel zenginlikleriyle, KKTC’nin turizm cenneti olduğunu” söylemiş. Eminim sadece bizler değil, ülkeye gelen tursitler de bakanın bu sözlerine gülmüşlerdir. Yok ettikleri kültürümüzü mü söyleyelim yoksa, ülkenin dört bir yanının çöplüğe döndüğünü mü anlatalım. Tarihi yapıların, bakımsızlıktan harabeye döndüğü konusuna ise hiç girmeyelim…
DIŞKIDAN SONRA LASTİK KOKUSU:
Bu tür olaylar otoritenin olmadığı, yönetsel zaafların bulunduğu ülkelerde olur. Ve ne yazık ki bizim ülkemiz de böyle. Daha birkaç gün önce Lefkoşa günlerce dışkı kokusuna maruz kalmış, insanlar çaresiz, bu kokuyu solumuşlardı. Şimdi ise Lefkoşa, birileri tarafından sorumsuzca yakılan lastiklerin dumanına boğuldu. Sonuç, sıfıra sıfır elde var sıfır. Hadi lastik yakanlar bilinmiyor ama, hayvan pisliklerini dökenler biliniyor. Bunlara ceza verildiğini bilen veya duyan var mı..? Sonra “muz cumhuriyeti” dediklerinde kızıyorlar…
HELAL OLSUN:
Maaşını alamadığı için iş yerindeki tabakları kıran ve cezaevine gönderilen Kamerunlu Veronique’ye DEV-İŞ sahip çıktı ve müdafaasını üstlendi. Dört ay boyunca hiçbir sosyal hakkı verilmeyen ve kaydı da yapılmayan Kamerunlu’nun patronu ise, iyilik olsun diye 4 ay boyunca her gün yemek verdiğini söyleyerek, sanki günah çıkarıyor. Utanmasa verdiği yemeklerin parasını talep edecek. Tamam kızı hapse yolladınız da, dört ay boyunca bu kızı kaçak olarak çalıştıran patronun hiç mi suçu yok..? Beklentim Dev-İş’in, bu işyeri sahibinin de ceza almasının takipcisi olmasıdır…
BİLEN VAR MI?:
Gönyeli çemberine yapılan kaçış yollarıyla ilgili bilimsel veriler var mı diye merak ettim. Ulaştırma Bakanı Dürüst bile, bu yeni düzenlemeden “beklenen verimi alamadıklarını” söylüyor. Örneğin açıldığından beridir bu kaçış yollarını kaç araba kullandı, ana arterdeki araç sayısı eskiden ne idi, kaçış yollarından sonra bu sayı ne oldu diye merak eden oldu mu hiç? Devletin veya bakanlığın elinde, eski ile yeniyi karşılaştıracak sayısal veriler var mı acaba? Taa 60’lı yıllarda, araç sayan sistemler vardı bu ülkenin yollarında. Ya şimdi?
_______________________________________________________________________________
ZİRVEDEKİLER
Şehir Plancıları Odası: Adını geçtiğimiz ay uzman arkadaşlardan duymuştuk. Hükümet, 3 Ağustos’ta bir Özel İmar Emri geçirmişti. Öyle bir dinamit ki, buna göre daha önce doğru, yanlış, izin verilmiş tüm imar çalışmaları otomatik olarak yasallık kazanıyor. Hepsi Şehir Planlama’nın onayından geçmiş sayılıyor. Şehir Plancıları Odası, bir meslek örgütünün, bir sivil toplum kuruluşunun yapması gerekeni yaptı ve bu emrin iptali için dava açtı. Dava ne kadar sürer, bu arada neler olur, bilinmez. Ama bu bile demokrasimiz için müthiş bir hareket. Keşke diğerlerine de örnek olsa…
_______________________________________________________________________________
DİPTEKİLER
Yılmaz Bora (Mücahitler Derneği Başkanı): İçte bazı küçük meseleleri büyülterek halkın huzurunu bozmaya gerek olmadığını belirten Bora, “Karşı toplumun nüfusunu dikkate almayarak hükümetimizin verdiği vatandaşlıkları sorun yapmak doğru olmadığı gibi haklı bir nedeni de yoktur” demiş. İyi de, dünyada kendi nüfusu üzerinde nüfus alan bir başka ülke var mı acaba Sayın Başkan..?
































