Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kırık camlar teorisi ve suç…

Bunca asayişsizlik arasında size basit gelebilir. Ama aslında çok ciddi bir durum…

Eminim, biraz düşününce siz de aynı kanaate varacaksınız…

Başlık, “Kaçak geldiler, hırsızlık yaptılar”… Bizim Duygu Alan’ın haberi…

Güney Kıbrıs’ta mülteci olarak bulunan üç çocuk, önce kaçak yoldan Kuzey’e geçiyorlar, sonra da burada hırsızlık yapıp yakalanıyorlar.

Polis bülteninde yaşları verilmemiş ama, fotoğraflardan çok küçük oldukları görülüyor. Belki cezai ehliyetleri bile yok…

Fakat bir şey var, bu çocuklar bizden çok daha fazla zenginin yaşadığı Güney’de böyle bir suç işlemek yerine, kendilerini daha büyük tehlikeye atarak, yasa dışı yoldan Kuzey’e geçmeyi göze alıyorlar ve hırsızlığı burada yapıyorlar…

Neden acaba..?

İşte benim sorguladığım bu…

Ve kendimce cevabını baştan vereyim, ALGI…

Kuzey’de otoritenin daha gevşek olduğu, daha kolay suç işlenebileceği, hatta daha da ileri giderek, bir sorma gir hanı olduğu algısı…

Kuzey Kıbrıs şu anda, kim ne derse desin, bir suç cenneti görüntüsü vermektedir…

Her köşesinden uyuşturucu fışkırdığına göre, günde bir kaç tane hırsızlık vakası olduğuna göre, mafyoz işler gazetelerin başlıklarını süslediğine göre, adam diyor ki, ‘burası suç için daha ehven’…

Örneğin cebine uyuşturucuyu koyup adaya gelen üniversite öğrencisi… Onlar, bu cesareti nereden buluyor..?

Kırık cam (ya da pencereler) teorisi diye bir teori var. Orijinali “Broken Windows Theory”

Amerikalı suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun, kentlerde anti-sosyal davranışlar, suç, vandalizm konularında 1969 yılında yapmış olduğu bir deneyin adı…

Kısaca şöyle özetleniyor;

“Birkaç kırık penceresi olan bir bina düşünün. Camlar tamir edilmemişse, vandallar birkaç cam daha kırmaya meyillidir. Sonunda bina boş ise, tüm camları kırılabilir, gecekonduysa belki de yangın dahi çıkarabilirler. Ya da bir kaldırım düşünün. Burada bazı çöpler birikir. Yakın zamanda bu çöpler daha fazla birikir. Sonunda buradaki restoranlar, hatta paket servis yapan insanlar bile çöpleri araba ile poşetler halinde getirerek buraya atarlar”.

İşte anlatmaya çalıştığım bu… Bir cam kırmakla başlar, sonuçta bölge, polisin bile giremediği bir yer haline gelir…

Şimdi bu yakalanan çocuklar, belki küçük bir örnek, adi suç kapsamında. Ama çok daha büyük, organize suçlar da yaygın bu ülkede. Ve bu organize işlerin, son dönemde korkunç bir artış gösterdiği konusunda hemfikir miyiz..? Hatta ben buna çevre kirliliğini de, trafikteki kuralsızlığı da ekliyorum.

Hükümetin dışında, bence hemfikiriz. Bir tek onlar farkında değiller. Onun için de, herhangi bir önlem almaya niyetleri yok. Durum böyle olunca, herkes pisliğini yapacak en uygun ortamı burada bulmaz mı?

Bir çok arkadaşım, “bu evin içi artık temizlenmez. Onca çağdaş yasaya rağmen, her gün daha kötüye gidiyorsak, nasıl başaracağız” demekte…

New York’u suç cenneti olmaktan kurtaran Belediye Başkanı Giuliani, kırık camlar teorisini tersine işletmiş ve önemli başarılar elde etmiş.

Diyor ki; “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırılsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın, ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım”.
New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış. Çünkü kentini, suç üreten bir yer olmaktan çıkarmaya kararlıymış…
Biz ne yapacağız? Bu algıyı reddetmeye devam mı edeceğiz, yoksa oturup, düşünüp merkezi ve yerel idarelerin polisle ortak hareket edeceği bir strateji mi izleyeceğiz.

Bu algı, bu imaj kötü, hem de çok kötü…

 

 


 

 

YERİN KULAĞI VAR

BİZ HARİÇ HARKES MEMNUN:

Hem Cumhurbaşkanı Akıncı, hem de Rum lider Anastasiadis  New York ziyaretinden oldukça memnun döndüklerini açıkladılar. Allah mutluluklarını artırsın da, keşke neden mutlu döndüklerini bize de anlatsalar da, biz de ortak olabilsek. Belli ki BM Genel Sekreteri ağızlarına birer parmak bal çalmış…

 

İNDİRİN ERCAN’A BİR UÇAK:

AGİT’in Varşova’da gerçekleşen İnsan Hakları ve Demokrasi Konferansı’nda konuşan Azerbaycan Milletvekili Ahmet Şahidov, Kuzey Kıbrıs’ın maruz kaldığı uzun vadeli ambargo politikasının temel insan haklarına aykırı olduğunu söylemiş.Madem öyle, dünyanın bize uyguladığı ambargoya inat, bir Azeri uçağını direk Ercan’a indirmek için kendi ülkesinde girişim başlatsın. Ciddi olduklarına önce biz inanalım.

 

DURDUK YERDE SORUN:

Görüşmeler çöktüğünde, Maronitlerin geri dönüşü konusunda adım atılmış, Serdar Denktaş, “daha sürprizlerimiz olacak” demişti. O günlerde nerden çıktığı anlaşılmayan bir Maraş konusu ortaya atılmış, herkes de bu konuda bir adım beklemişti. Herhalde bir nabız yoklamasıydı. Şimdi Rum tarafı elinin uzandığı her yeri kullanıp, Türkiye’ye “şimdi zamanı değil” dedirttiğini açıklıyor. İyi mi oldu..?

 

BUNA KARGALAR BİLE GÜLER:

Rum Basını, Maraş’ın Türkiye’nin B Planı olarak devreye konulacağını, evlerini tamir edip yerleşen kişilere de KKTC vatandaşlığı vermeyi teklif edeceğini iddia etti…Yaaa… Rumlar da KKTC vatandaşlığını almak için sıraya girecekler. Kendi kendilerine yazıp oynamayı nasıl da beceriyorlar…

 

HÜKÜMETLER NE İÇİN VARDIR:

KTAMS Genel Sekreteri Güven Bengihan, “Bir devletin sosyal devlet olup olmadığı; eğitim, sağlık ve ulaşım alanlarında ortaya koyduğu hizmetlerden anlaşılır. Sağlık, eğitim ve ulaşımda tasarruf olamaz” diyor. Dün Girne’de iki köy arasını tam 45 dakikada gittik. Trafiği resmen kilitlenmiş bir ülkede devlet, -kozmetik değil ama, sorunu çözecek- yeni yollar açamıyorsa, eğitim, sağlık dökülüyorsa, hükümetler ne için vardır? Temel görevlerini yapamayan ama verimsiz alanlara milyonlarca teşvik dağıtan bir yapı. Şaka gibi…

 

BUNU DA UNUTACAĞIZ:

Neleri unutmadı ki bu toplum. Üniversite yapılacak gerekçesiyle verilen askeri araziyi, otel inşaatı için yıllar önce faaliyeti duran şirkete verilen araziyi, yıkım kararına rağmen aylarca dokunulamayan kaçak inşaatları, saat konusunda bol keseden atıp tutan ama kendi çıkarları olunca susup oturan sendikacıları ve daha nicelerini… Hatta, Meclis kürsüsünden “rüşvet diye dolarları sallayan eski vekili” bugün hangimiz hatırlıyoruz. Şimdi ağzımıza bir vatandaşlık sakızı verdiler, habire çiğneyip duruyoruz. İddia ediyorum ki, yarın toplum olarak bunu da unutacağız…


ZİRVEDEKİLER

Tufan Erhürman: Yurttaşlığı hukuka uygun biçimde elde etmiş hiçbir yurttaşın, endişeye kapılmasına mahal olmadığını söyleyen CTP Genel Başkanı Erhürman;  “Hükümete mensup partilerin yıllardır oynadığı, muhalefet partilerinin doğum yeri esası üzerinden ayrımcılık yaptığı iddiasına dayanan çirkin oyuna ve hukuksuzluk ve yolsuzluklarının üzerini milliyetçilik sosuyla örtme girişimlerine hiç kimse prim vermemelidir” dedi…


DİPTEKİLER

Maç Biletini Ödemeyen Bakan: Kudret Özersay’ın mesajından öğrendik. MTG-Yenicami maçına giden  bakan, bilet parası ödemek istememiş ve “beni tanımadınız mı” diye de çıkışmış. Eminim bölge milletvekilidir ve etrafa hoş görünmek adına futbol maçını kullanmak istemiştir. En azından takımlara bir kaç kuruş yardım olsun diye düşünür insan. Böylesini de ilk defa gördük… Kalite iyiden düşmüş.