Sonuç ortada.
Demek ki,
Ortalık kan gölüne dönerse iyi bir seçim malzemesidir!..
…
İleri ülkelerde partiler halkın daha çok güvenini kazansın diye,
İnsan hakları, fikir özgürlüğü gibi meselelere eğilir.
Çevreye daha çok önem gösterir,
Cinsel eğilimleri daha çok dikkate alırlar,
Terör falan çıkmasın, herhangi bir insanın canına zarar gelmesin diye diken üzerinde otururlar.
Hatta aralarında büyük bir yarış olur,
Kim daha çok insan haklarını, basın ve fikir özgürlüğünü ileriye götürecek diye yırtınırlar.
Gün gelir çatar,
Sandıklar kurulur,
Yaptıklarının karşılığını alırlar…
…
Bunun tersi de var.
İktidar tehlikeye düşerse,
Yazılı görsel basının üzerine gidilir,
Muhalif basına saldırılar düzenlenir, korku salınır,
İş adamları ablukaya alınır, baskı uygulanır, iş hayatları sıfırlanır.
Baktılar yetmez,
Canlı bomba patlatılır onlarca insan ölür.
Başkent hedefe alınır ki başkenttir tesiri büyük olsun diye,
Bir canlı bomba daha devreye sokulur onca can daha alınır,
Memleketin bir tarafı kapatılır, sokağa çıkma yasakları ilan edilir, karanlık sokaklarda kimin başına ne geldi bilinmez hale gelir, böylece ülkede korku kol gezer,
Öldürülen insanların cesetleri arabaların arkasında sürüklenir.
Onca askerin, onca polisin tabutları kalkar,
İktidarı yakalamak için bunlar da yetmez,
Her yer kan gölüne çevrilir,
Ahali galeyana getirilip bayrağa sarılır, sokaklara taşar.
Ve gün gelip seçim olur,
Bakarsınız,
Evet,
Doğrusu hesap kitap tutar,
İktidarı yakalar…
…
Şimdi ne olacak,
Bir fıkra ile bitirelim:
(Türkiye’de) 46 seçimlerinde oylama yöntemi şöyleydi :
Oylar açıkta, herkesin gözü önünde atılıyor, oyların sayımı kapalı yerde, herkesin gözünden ırak yapılıyordu. Onun için olacak, bugünkü deyimle 1946 seçimleri ayıplıdır.
Çünkü kapalı yerlerde yapılan oy sayımının içine neler girmez, neler
çıkmaz.
1950 seçimlerinde ise oyların atılması gizli yerde olacak, kapalı bir yerde
atılacaktı. Sayımı ise açıkta herkesin gözü önünde yapılacaktı.
Oyların gizli, kapalı bir hücrede atılması için her seçim sandığında bir
hücre bulunması gerekiyordu. Hesaplandı kitaplandı, kapalı hücreler
yaptırmak dünyanın parası idi. Ne yapsın hükümet, oyların
okullarda, camilerde kapalı bir yerde atılmasına karar verdi.
İstanbul'da Hıristiyanların bol olduğu bir yerde adres soran birine:
" Dimitri mi ?”
“Dimitri camiye gitti" demişlerdi…
































