Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Aydınlanmadan Aydınlık Olur Mu?

Adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin geçmişine baktığımızda,

Esasen bir Osmanlı kültürü içinde biçimlendiğini söylemek mümkündür.
İngiliz adaya geldiğinde bile yenilikler karşısında ürken bir toplum görünümündeydi.
Adada onca asır geçmesine rağmen, 20’inci yüzyılın başlarına kadar Kıbrıs’taki Türkler arasından yazar, ressam, edebiyatçı çıkmamıştır.
Çıkan birkaç kişiden biri olan Kaytazzâde Mehmet Nazım’ın,
Esir-i aşkınım hayli zamandır
Bu yolda her demim âh ü nagamdır
Yetiş imdâdıma hâlim yamandır
Harâb etti beni derd-i firâkın
Şeklindeki dizeleri gibi başka çalışmalar da olduğu yerde kalmıştır.

Kıbrıslı Türk aydını sırtını nereye dayayabilirdi?
Hangi tiyatroya,
Hangi edebiyata,
Hangi sanata?

Şimdiki durum eskisinden ne kadar farklı?
Yabancı ülkelere göç edenler her gün muluhiyayı özlüyorsa, belki de geçmişinde fazla bir şey olmadığındandır.
Kim bu adadan göçerken, yanına Kıbrıslı bir yazarın kitabını alarak kaçar?
Yaşadığımız kentler üzerine bizim gibi kalem oynatan insanların,
Sürekli olarak piriliden, lingiriden bahsetmesi edebiyatın, sanatın olmamasından kaynaklanabilir mi?

Geçmişin renkli simaları olan Ahmet Becerikli, Osman Gezer, Karanfilli gibi isimleri anarken, bunların yanına bir piyanisti, bir ressamı koyamamanın nedeni nedir?
Geçmişe batkığımızda, aklımıza eşini katleden ittihak ve terakkici Dr. Behiç ya da Hasabulliler geliyor da, bir keman ustası niye gelmiyor?

Siyasetçilerin bol olması sanatçıların, edebiyatçıların az olmasından mı kaynaklanır?
Edebiyatı, sanatı bu kadar fakir olan bir ülkede parlak siyasetçilerin yetişmesi beklenebilir mi?

Bizde bir romanın tartışması niye yapılmaz?
Roman roman gibi olmadığından mı?
Roman okuyanların, ya da romanların azlığından mı?

Son bir asırlık döneme bakıldığında bütün tartışmalar vatan kavramı üzerine geçmiştir.
Kimisi vatan haini olmuş,
Kimisi vatansever.
Üstelik bu tartışmalar henüz bitmemiştir.

Meyhanelere kadınlı erkekli gitmenin yeni yeni moda olduğu günümüzde,
Eski meyhane kültürünün erkek erkeğe olduğu göz önüne alınırsa,
Parisli bir kadınla, Kıbrıslı Türk bir kadın arasında yüzlerce yıllık kültürel bir farkın olduğu görülmez mi?
Bu yüzden mi kadın milletvekili sayısı azdır?
Şarapla kadının buluşması bizde hangi döneme rastlar?
Ya da kadınla siyasetin buluşmasındaki gecikmenin nedenleri nelerdir?

Çatışma, kavga, patırtı ve gürültü kültürü ile yetişen iki toplumun barış ve huzur arayışı,
Bizim denizlerde olmayan lüfer balığı arayışına mı benzer?

Biz Rönesans yaşadık mı?

Bir arkadaşımız söylemişti,
“Türkiye rönesansı Mustafa Kemal döneminde yaşamıştır” diye.

Bilemem.
Ama bildiğim,
Bizde yaşanmadığıdır…