Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Maraş kozsa (Her zaman pazarlıklara açıktır)

Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Maraş ve  Maronitler konusu gündeme geldi! Demek ki müzakereler başarısız da olsalar iki halkın yine de kendi aralarında çözecekleri sorunları vardır! Yani Kuzey Güney bölgelerini iki düşman kamp biçiminde oluşturup sürekli teyakkuzda olmak, sürekli çatışma beklemek ne Ruma yarar ne Türke fayda sağlar!

(Bu konuda “yurtsever insanlarımızdan farklı  bir görüşle  diyorum ki Rumlarla komşu olarak yaşamaya devam ettiğimiz sürece hem kavga etmekten kaçınacağız de ikili ilişkilerde karşılıklı çıkarlar için buluşacak görüş birliktelikleri oluşturacağız! Başaramazsak  ada hep cehennem olarak kalır!”

Mesela onların suya ihtiyacı varsa bizim de gaza ihtiyacımız vardır.

Fakat şu andaki “ihtiyaçlar” hâlâ siyasidir ve Crant Montana bozgununa karşın hâlâ lokal sorunlar olarak devam etmektedir.           Mesela kapalı Maraş sorunu!  “Serdar Denktaş’ın “iskâna açılmalıdır görüşüne  olumlu bakıyorum.                                        Çünkü, “Maraş öyle geldi bundan sonra da leş bir kadavra olarak gidecekse, iyisi mi bir şeyleri yeniden derleyip  her iki tarafa da fayda sağlayacak bir yeni Maraş projesi yaratılmalıdır!

NİTEKİM: Bu tarafta Denktaş Maraş’ın iskâna açılmasından söz ederken, o tarafta Dışişleri Bakanı Kasulidis de Maraş’ın açılmasını görüşmeye hazırız ve bu konuda somut eylemler hazırlıyoruz” diyor.

Bunlardan birisi Güven Yaratıcı Önlemler ve BM’ler gözetiminde Maraşlı Rumlar’ın yeniden evlerine kısaca dönmelerine imkân sağlamak olabilir!

Hemen ekleyeyim: Müzakerelerin garanti sorunundan dolayı çöktüğünü sanmıyorum!   Müzakereler bir yıldır tekrarladığımca Rum’un Kuzey’i Türk halkı ile paylaşmaya hazır olmamasından değil;  kendi tanınmış devlet oluşunun yanına hiç sayıp sevmediği, adam yerine koymadığı, düşmanı olarak gördüğü Türk halkını ortaklığa katmamak  için gösterdiği ısrarlı ve inatçı  muzırlıklarından dolayı çöktü!.

ANCAK:  Bu “çöken müzakereler sonunda hayal ettiklerini kaybeden de kendisi oldu! Bunlardan birisi Maraş’tır! Belki Omorfo ve Karpas! Artık doğru olanı Sn. Akıncı bilir, bir gün biz de öğreneceğiz! Maraş’ dönelim:

Bizim değildir dedik, kozdur dedik falan.. İşte şimdi bu Maraş kozunu “Maraşa karşılık pazarlıklarında” paylaşmak zamanıdır..

Maraş’a karşılık Mağusa limanını açmak da var, Ercan’ı uluslar arası hava alanı yapmak da var.. “Al Maraş’ı kaldır ambargoları hatta bizi de AB üyeliğine al” demek de var! Değil mi ki Ecevit’ten beridir Maraş siyasi sorunun çözümünde bir kozdu. O çözüm olmayacaksa bari “kozu” kullanılsın… Kıyamet mi kopar!”

 


AYNALAR YALAN SÖYLEMEZ: (İŞTE NATURAMIZ!)   

Geçtiğimiz günlerde Kamu Komisyonunun düzenlediği “Üst, alt ve Ortaokul düzeyi Yeterlilik Sınavları sonuçları açıklandı.”2 bin 152 kişinin katıldığı bu sınavlarda Tahmin edeceğimiz gibi başarı oranları hayli düşük çıktı! Mesela üst düzey başarı oranı yüzde 12.85, alt düzeyde başarı yüzde 11.8 orta düzeyde 8.87 ortaokul düzeyinde ise yüzde 10.5

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” derler! Aynamız ortada. Ki bir yandan da her üç ayda bir yayımlanan “Göç Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi”nin siyasi ve sosyoekonomik yönden durum vaziyetlerimizi gösteren anket sonuçları vardır, okudukça ne kadar zayıf bünyeli ve arızalı bir devlet olduğumuzu yeniden anlarız!

İşte çapımız: Anket yahut sınav yapmaya bile gerek yoktur ne olduğumuzu, ne kadar olduğumuzu, kaç kaliprelik olduğumuzu öğrenip anlamak için!

Çevre pisliğine bakmak yeter! Trafiğe bakmak yeter! Ekonomiye bakmamız yeter! Artan uyuşturucu belasına bakmak yeter!

Fakat konu eğer “bürokrasimizse”  ve hâlâ “devleti asıl yöneten bürokrasidir” diyorsak; yüzümüzü kızartması gereken böylesi sınav sonuçlarını çok ciddiye almak gerekir çünkü oradan çıkan sonuç  “liyakat sahibi insan yetiştiremiyoruz”  gerçeğidir!

Yirmi dört saat hep ayni sorunlarla yatıp   kalkıyoruz! Sohbetlerimizin  en acılı  anlatımları bizi yönetmeye soyunanların yönetemediğidir! Dillerimize pelesenk olan  rant, sağlık, pislik, trafiktir!  Ne olacak hallerimiz demeye doyamıyoruz!

Sonra binlerce insanımızla  giriyoruz sınavlara ve dökülüyoruz! Aslında dökülen, o sınav sonuçlarının aynaladığı utanç dolu  toplumsal naturamızdır! Neyse okkamız toplumun darası da o kadardır!

Tabi ki  O sınavların sonuçları  “seçilmişleri” de   “bürokrasiyi” birlikte  töhmet altına sokuyor! Çünkü her iki kurumsal yapımız da liyakat, fedakârlık, hizmete bağlılıkta sevgi ile ciddiyet  ister! Bunlardan yoksunsak  eğer KKTC gibi devlet oluruz işte!

 


KISACA TAKILDIĞIM: (SUÇLAR ARTIYOR!)

“Suçlular” ve “suçlar” cenneti olduk. İnsanlar artık birbirlerinin önünü kesiyor, bulunduğu yere gidiyor,  dövüyor, bıçaklıyor, kurşun yağdırıyor! Ve bu şiddet olayları gitgide uyuşturucu kadar yaygınlaşıyor!

1900’lerin başında büyük sosyolog Emile Dukheim “suç ve suçluluğun” tüm toplumlarda var olduğunu söylüyordu.  “Suçlunun  bulunmadığı hiçbir  toplum yoktur” diyordu. Her yerde ve her zaman insanların bazı davranışlarına tepki olarak ceza da uygulanmaktadır, bu nedenle  suçluluk normaldir” savını ileri sürüyordu. Fakat Dukheim şunu da söylüyordu: “Eğer suçluluğun kapsamı belirli bir sınırı aşarsa, bu hastalıktır!…”

İşte o “hastalığa” yakalandık!  Trafikte, yollarda, eğlence yerlerinde “suçlunun cezasını artık mahkemeler değil; döverek, vurarak, bıçaklayarak  suçun  failleri veriyor!

Evet dünyanın her yerinde  “suç” vardır, kaçınılmazdır! Fakat Şu kadarcık bir toprak parçasında üstelik onca üniversite ve 3. Ülke gençlerini de içine alan  kavgalı yaralamalı hatta öldürmeli  suçların artması, insanların yollarda önlerinin kesilip dövülmesi, “orman kanunudur!”

Kısaca  teşekkürle  özür dilemeyi unutan bir toplum olduk! Kimse kimseden saygı beklemez ama “dayak yemeyi” de beklememeli!