Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sağlık’taki sorun tek yanlı değil…

Haydi bakalım, şimdi ne olacak..?

5 hekim daha istifa etti…

İki bölüm doktorsuz kaldı…

Mahkemenin verdiği son tarih belliydi.

Sonrasında hekimlerin ikinci iş yapması yasaklanacaktı.

O tarih geldi, geçti.

Şimdi istifalar hızlandı…

İdarenin, yani hükümetin, yani Bakanlığın başarısızlığı ortada.

En azından Türkiye’nin yap-boz’la sonuçta vardığı nokta örnek alınabilirdi.

Önce hekimleri, buradaki gibi kapı dışarı ettiler. Sonra baktılar olacak gibi değil, yasayı değiştirdiler, döner sermaye yasasını uyguladılar, bir şekilde orta yol buldular. Deneyimli hekimleri kaybetmediler.

Çünkü öncelik, özele gitmesi mümkün olmayan çoğunluğun yararıydı.

Birincil öncelik, devletin sağlık hizmeti görevini en iyi şekilde yapmasıydı.

Herşey buna göre dizayn edildi.

Bizde ise, bir kavga bir dövüş, zaman kaybedildi.

Üstüne üstlük adam gibi bir formül de bulunamadı.

Bunda Bakanlığın suçu büyük. Partik olamadı, doğruyu bulamadı. Kendini kavganın tarafı haline getirdi.

Tamam da, formül bulma çalışmalarında, hekimlerin de arzulanan özveriyi göstermediğini düşünüyorum artık.

Bakanlığın yaptığı hataları uzlaşıyla çözme noktasından, talepleri arttırma noktasına geldiler.

İdareden beklediğimiz “kamu yararı” önceliğini, hekimlerden beklemek de hakkımız değil miydi?

Oysa vatandaşın çaresizliğini sanki hekimler de aynen Bakanlık gibi, koz olarak kullanıyor sanki…

Tıp-İş’in açıklamasına baktım, “göç yasası” denilen yasayla ilgili de şikayeti de bunun içine koymuşlar.

Yani maaşlar arttı ama, göç yasası kapsamındakilere değil diye bu durma gelinmeli miydi.

O yasa tüm kamu çalışanları için geçerli. Sakat bir yasa, tamam ama, sadece hekimlere uygulanmıyordu. Onun mücadelesi başka platformlarda verilebilirdi. Böylesine can alıcı bir sorunun şartı olmamalıydı.

Şimdi bunları söyledik diye bize de saldırabilirler.

Ama olay iki taraflı, bunu da teslim etmek gerekiyor…

 

 


 

MESARYA ÇÖLLEŞEBİLİR…

Beşparmaklarda bir tepenin taşocakları tarafından yarısından fazlası oyuldu.

Bu da, dağın deniz tarafından, Mesarya tarafına yeni bir hava akımı demek.

Uzmanlar, yüzyıllar içinde yavaş yavaş oluşan iklim dengesinin böyle bir anda bozulmasının, hiç beklenmedik sonuçları olacağını söylediler defalarca.

Eşim anlattı. 20 yıl kadar önce KKTC’yi ziyaret eden bir iklim mühendisi, deniz tarafından gelecek yeni bir hava akımının tüm Mesarya’yı çöle çevireceğini söylemiş.

Bu görüş, o zaman ilgili yerlere rapor edilmiş.

Ancak bizde devletin hafızası olmadığından, kimse üstüne olmamış.

İşte gün o gün. Bir müddet sonra Mesarya’da değişiklikler başladığında bahanesini de kürsel iklim değişikliği olarak ilan ederler, olur biter.

Bu ne bitmez bir hırs, bu ne bitmez ranttır…

 


 

YERİN KULAĞI VAR

 

BEROVA CEVAP VERMELİ:

Çanakkale’deki gençlik “eğitim kampında” yaşananlarla ilgili  Yenidüzen haber merkezinin ele geçirdiği görüntüler, Kıbrıslı Türk gençliğinin nereye götürülmek istendiğinin en somut örneklerinden oldu. Yapılan açıklamalar ile görüntüler ne yazık ki birbirini tutmuyor. Çağdışı ve hurafelerle dolu vaazlar konusunda Eğitim Bakanı Berova’nın söyleyecek bir şeyleri vardır sanırım. Kimse çıkıp da bu yaşananları masumane bir kamp diye millete yutturmaya kalkışmasın. Sormak lazım, Sayın Berova, bu programı bilyorsaydı nasıl onay verdi? Yok eğer bilmiyorsaydı, durum daha da vahim. Demek ki “Bakan” olarak sadece bakıyormuş…

 

NE GEREKİYORSA YAPILMALI:

Maronitlerin geri köylerine dönüşü, en az Maraş’ın iskana açılması kadar önemli bir konu bence. Hükümetin bu geri dönüşlere karşı olduğu iddiaları da gerçek değil. Sorun, bu konuda yasal bazı eksikliklerin hayata geçirilmesi. Dış politika konusunda önemli bir açılım olacak olan bu adım, doğru ve eksiksiz atılabilirse kazanımlarımız çok olur. Hükümet bir an önce bu konudaki eksiklikleri tesbit edip, yasa ise yasa, tüzük ise tüzükleri bir an önce hayata geçrilmeli. Yoksa diğer konularda olduğu gibi bu da elimizde patlayabilir…

 

YENİ KUYU İZİNLERİ NE O ZAMAN:

Tarım Bakanı Nazım Çavuşoğlu, sosyal medya mesajında su kuyularının gelecek için saklanacağını söylemiş. Oysa Bakanlar Kurulu, Türkiye ile yapılan su anlaşması hilafına hala daha kuyu açma izni veriyor. Sadece 2017’de “bazı” kişilere 14 tane yeni kuyu izni verildi. Bunu da bir zahmet açıklasa… Konu defalarca basına düştü, ama nedense bu konuda bir izah yok…

 

SORUMLU ARANIYOR: 

“Muhafazakar otel” adı altında, aslında olmayan, hatta çalışma izni bile olmayan sözde bir otel, reklamla müşteri arıyor. Görüyoruz ki meraklısı da oldukça çok. Olmayan bir ürünü pazarlayanlar hakkında kimsenin sesi çıkmıyor. Görüntü ve bilgiler bu işin altında bir “dolandırıcılığın” yattığı yönünde. Otelle ilgili iddialar ise ayrı bir konu. İyi de bu işe dur diyecek, hesap soracak hiçbir merci yok mu bu ülkede… ?

 

ASIL DESTEKLENMESİ GEREKEN KÜÇÜK OTELLER:

Büyük otellerde doluluk oranı artarken, küçük otellerde düşmüş. Bu durum, başka ülkelerle kıyaslanmadan, bizim şartlarımıza göre değerlendirilmeli. Bizde büyük oteller kumar turizmi yaptığından ve de herşey dahil sistemi uyguladığından, piyasayla fazla alakaları yok. Ama küçük otellerde kalan turistler, restoranlardan, taşımacılığa, piyasaya direkt olarak para pompalıyorlar. Ama her nedense teşvikler, destekler, büyük otellere gidiyor. Atla deve değil. Ama bir şekilde bu sistemi tersine çevirecek cesurlar ortaya çıkamıyor…

 

“BİZE BİRŞEY OLUR”:

Aslında kendimizi bildik bileli hiç tartışmadığımız ve herkesin dini inancını özgürce yaşadığı bu topraklarda son zamanlarda başatılmak istenen “din temelli” tartışmalar hiç de hoş olmayan bir yöne gidiyor. Son yıllarda inanılmaz derecede artan camiler, ilahiyat koleji ve kuran kursları yanında “kim ne kadar müslüman” tartışmaları ile topluma verilmek istenen ayar, artık can sıkar hale geldi. Ama kimseye kızmaya hakkımız yok, yapılanlara sessiz kaldığımız, “merak etmeyin birşey olmaz” dediğimiz sürece bu işin sınırlarımızı zorlayacağından kuşkum yok. Sokaklarda şöyle etrafınıza bir bakın, tanıdık bir yüz görmeyeli kaç zaman oldu…

 


ZİRVEDEKİLER

Tufan Erhürman: “Hala Sultan İlahiyat Koleji için camilerde tanıtım kampanyası başlatıldı. Afişler asıldı. Ne yapılmaya çalışılıyor? Şimdi diğer kolejler ve özel okullar da camilerde afişlerini asıp reklam yapabilecek mi? Bu nasıl bir anlayış? Halkın sinir uçlarıyla oynamaktan vazgeçin!…”.

 


DİPTEKİLER

Kasıtlı Denetimsizlik: Artık ‘felaket olacak’ yorumu yapmak da imkansız. Denetimsizlikten nice felaket yaşandı ama, denetim yapmamakta ısrar eden bir idaremiz var. En son Hirondel kavşağında, trafiğin en yoğun olduğu yerde kayıtsız ve plakasız bir vinç, frenleri patlayınca devrilmiş. Sadece ucuz atlatıldığı için sevinebiliyoruz. Bu tür araçların sıkı bir şekilde denetlenmesi yasayla zorunlu. Aynı şekilde, kent içinde trafiğe çıkacakları saatler de belli. Bu da bilerek ve isteyerek denetlenmiyor. Hem böylesi facialara, hem kent trafiğinin allak bullak edilmesine aldırılmadan… Hükümetler, kendi çıkarttıkları yasaları, bazı konularda uygulamamakta ısrar ediyorlar. Neden sizce?