1 Kasım 1921 tarihli İrşad Gazetesi’nde “İskele’de Müslüman fırını ve ehalimizin görevi” başlıklı bir yazıda şunlar belirtilir:
“Larnaka’da şiddetle gereği duyulan bir Türk fırınının açılışını İrşad bütün içtenliği ile alkışlar ve kurucularını ülkemize bu hizmetten dolayı takdir ile girişimlerinde ayak diretmelerini diler.”
…
Harid Fedai’nin çevirilerinden Ahmet An yararlanmış, biz de onlardan yararlanıp aktarıyoruz.
…
Yıllar birbirinin üzerinde yığıla yığıla sorun yumağı halini alıyordu.
Rumlar kalkınırken, Türkler çaresizlik içinde birbirilerini yiyorlardı.
…
Söz gazetesinin 5 Nisan 1938 tarihli sayısında Necati Özkan’ın tütün fabrikası için gereken imtiyazı aldığı “memnuniyetle” duyuruluyordu.
Bilindiği gibi Necati Özkan Kıbrıs Türkünün ilk liderlerinden,
Ve aynı zamanda bir iş adamıydı.
…
1950’li yıllardan sonra Türkiye’de Menderes dönemi giderek kök salar ve muhaliflerinin de kökünü kazımaya çalışır.
Anlaşıldığı kadarı ile Necati Özkan da bundan payını alır ve bir kundaklama sonucu sigara fabrikasında yangın çıkar ve fabrika kül olur.
Daha sonra da Özkan’ın Türkiye’ye girişi yasaklanır.
Bu konunun geniş hikayesini önümüzdeki hafta Poli Dergisi’ne sakladık.
…
Görüldüğü gibi ehalimiz her zaman olduğu gibi birbirini çekemez haldeydi.
Birinin yükselmesi diğerinin gözüne batmaktaydı…
…
Memlekette bir fırın açıldığında mesele milli dava gibi gazetelere yansır, heyecan yaratırdı.
Bir ekmek fırını.
Ama ekmek paylaşımında belli ki kavgalar çıkardı.
Geri kalmışlığın nedenleri arasında birçok faktörle birlikte, birbirini çekememezlik de önemli bir yer tutmaktaydı…
…
Bu neme lazımcılık, bu umursamazlık nereden kaynaklanıyordu?
…
Bir yabancı yazara göre, ada Osmanlılar tarafından alındığında,
Lefkoşa’da beş bin Müslüman’ın sayısı az zamanda 12 bine yükselmişti.
Bunun nedeni Osmanlı’nın zorbalığından kurtulmak ve iyi bir yaşam sürmek için azımsanmayacak sayıda Hristiyan’ın Müslümanlığı kabul etmesiydi.
Hatta yazar daha ileri giderek, bu dönmelerin sarık giydiklerini ama gün gelip Venedik adayı tekrar alacağında, yine Venedik şapkası giyebileceklerini söylemişti.
Giymek nasip olmamıştı…
…
Zaman zaman ada Müslümanları ile Hıristiyanları din değiştiriyorlardı…
…
Damar mı çeker yani!
Bu abartılı bir nedendir ve kimlik bilincine terstir.
Fakat gerçek olan şey, ada Müslümanlarının her dönem “kurtulmak” tan başka bir gayesinin olmaması idi.
Bir gün gelecek kurtulacaklardı!
O hayal ile yaşarken,
Atı alan Üsküdar’ı geçiyor,
Bu yüzden bir fırıncı kolları sıvadığında dünya kendilerinin oluyordu…
…
Şimdiye bakılırsa,
İnsan şaşıyor doğrusu.
Simit Dünyası açıldığında ne kadar çok sevinmiştik…
































