Dünkü yazımda Birikim Özgür’ün, ‘maaşların ödenmesi için hükümetin yeniden 50 milyon lira borçlandı’ açıklamasını koymuş, sonra da Türkiye’den para akışında sorun olduğu görüşümü belirtmiştim.
Türkiye parasal kaynağı niye veriyor, neden zaman zaman kesiyor?
Çok açık. IMF ya da AB ya da başka finans kaynakları neden yapıyorsa ondan.
Kaynaklar, yapısal reformlar için veriliyor. Paranın verildiği ülke daha akılcı yönetilsin, ekonomisi kendine yetsin, alt yapısı tamam olsun ve sonuçta daha çok üretsin, daha çok kazansın diye.
Ve hepsinin de kendilerine özgü izleme yöntemleri var.
IMF para verdiği ülkeye belli periyodlarda adamlarını yollar, a’dan z’ye denetim yapar. Dünya Bankası’nın raporlarına bakar. AB de aynı şekilde.
Süründürürler adamı. Projelerin süresi bellidir, yapılacak iş bellidir. Yapmadın, ya da yaptın da istedikleri gibi olmadı mı, alamazsın parayı. Öyle vatan millet sakarya da sökmez onlara. Hele de istismar, göz boyamacılık asla…
Bize de Türkiye sürekli yenilenen ekonomik protokol anlaşmalarıyla kaynak sağlar ama iş denetime geldi mi çamura yatarız.
Bazen düşünürüm, bir anlaşma olsa, dünya hukukunun içine girsek, biz hayatta uyum sağlayamayız.
O sistemlere uyumlu siyasileri bulup başa getirsek bile, uygulanacak acı reçeteler işimize gelmez. Kaçmanın yolunu ararız. Hesapsız paraya alıştık bir kere…
Bahanemiz de boldur. Ya Kıbrıs meselesini bahane ederiz, ya Türk lirasının değer kaybetmesini, ya seçimleri… Hiç bir şey bulmazsak, kuraklığı…
Baştan dediğim gibi, Türkiye ile yine işler iyi gitmiyor. Nasıl gitsin ki. Bu anlaşmayı biz imzalarız diye tarihin en geniş tabanlı hükümetini yıktılar, yenisini kurdular. İmzayı da attılar. Sonra, övüne övüne bir oldular ama, imzaladıklarının yüzde 5’ini ancak yaptılar.
İmkanları mı yoktu? Asla! YAPMADILAR. Bile bile…
Bütün bunları yeniden düşünmemin ve bir o kadar da endişe duymamın sebebi, Büyükelçi Derya Kanbay’ın, Ticaret Odası Başkanı Fikri Toros’un sosyal medya mesajının altına yaptığı yorum.
Bir büyükelçinin böylesine açık, cesur yorum yaptığı pek görülmüş şey değil.
Ama Sayın Kanbay açık sözlü. Gazetelerde okumuş olsanız da, not düşmek adına bir kez daha tekrarlayalım;
“Sayın Toros, orada trafik kurallarını sürekli ihlal eden insanlar, egzoslarından gürültü ve duman çıkaran maçolar, yediği cipsin paketini yere atan cahiller, devletin kaynaklarını yandaşlarına, akrabalarına peşkeş çeken insanlar görüyor musunuz acaba? İsviçre, AB normlarının ötesine geçmiş bir ülkedir. Şu güzelim Kıbrıs için oradan ibret ve güzel örnekler alabilseniz ne güzel olurdu…..”.
Nasıl….? Kısa ve özet olarak, burası ne çağdaş bir devlet, ne hukuk devleti diyor Sayın Büyükelçi…
Biz baştan kuyruğa bozulduğumuz için kanıksadık da, dıştan bakanlar şaşıyor halimize.
Diplomatik teamüller gereği, bugüne kadar kapalı kapılar ardında yapılan eleştiri, bu kez kamuya açık bir şekilde yapılmış. Anlaşılan Sayın Kanbay’ın da ve dolayısıyla Türkiye’nin de canına tak etmiş.
Pislik filan bir tarafa, onlar bizim vazgeçilmez özelliklerimiz de, hani şu arsa arazi peşkeşlerinin de Büyükelçi tarafından bu şekide dile getirilmiş olması, yapılanlardan Ankara’nın da rahatsızlığının ifadesidir. Peşkeşçileri merak ederim, nasıl bakacaklar Büyükelçi’nin yüzüne, hangi yüzle para isteyecekler…
İnce bir de gönderme de var. ‘Hükümetiniz bunları yaparken, siz bunları görmüyor musunuz” anlamında bir gönderme. Halkın ve sivil toplumun bu rezaletlere gereken tepkiyi vermediğini ima ediyor Büyükelçi. Bundan da rahatsızlar.
Şimdi külahı önümüze koyalım ve düşünelim.
Haklı değil mi Sayın Kanbay?
Yalan mı söyledikleri?
Haydi şimdi de bağırın ‘Türkiye işimize karışıyor’ diye…
Yeter yahu, utanmayı da attık…
YERİN KULAĞI VAR
UMUDU OLAN VAR MI?:
Crans Montana’dan gelen haberler hiç de içi açıcı değil. Bu haftanın önemli olduğunu yazmış ve umutlarımızı bu haftaya taşımıştık ancak, görüyoruz ki, Rumlar masada sadece kendi isteklerinin görüşülmesini istiyor. Sıfır asker, sıfır garanti” konusunda en ufak bir geri adım atmıyorlar. Böylesi bir ortamda taraflar nasıl oturup da bir çerçeve anlaşması imzalayacaklar. Bu saatten sonra kimsenin bir çözüm konusunda ne umudu ne de takatı kaldı sanırım…
BİTTİ Mİ:
Dün taraflar tüm görüşlerini yazılı olarak BM’ye verdiler. Şimdi BM bu fikirler arasında köprü kurmaya bakacak. Diğer taraftan Yunan Dışişleri Bakanı Koçias, tezlerinin “Türk askerinin çekilmesi, garantilerin kalkması”na dayandığını söyledi. Ya hala pazarlığı yüksek tutma havasındalar ya da bu iş bitti…
ŞAKA MI YAPIYORSUNUZ:
“Yaz aylarında yangınların kaçınılmaz hale geldiği ülkemizde gerekli denetim ve önlemleri almak için son ağacın da yanmasını mı bekliyorsunuz?” diyen Yeşil Barış Hareketi, sorumluların derhal istifa etmelerini istedi. Yahu bu ülkenin Meclisinde dolarlar sallandı, rüşvet iddiaları ayyuka çıktı, yollar kan gölüne döndü, memleketi parsel parsel yandaşlara peşkeş çektiler, bir tanesinin şerefiyle istifa ettiğini duydunuz mu? Şimdi 3-5 dönüm arazi yandı diye mi istifa edecekler…
SICAKLAR DAYANILMAZ:
Geçen yıl aşırı sıcaklar nedeniyle özellikle inşaat sektöründe belli saatlerde çalışılmaması gibi önlem alınmıştı, hoş bunun uygulandığına da pek şahit olmadık ama, hükümetimizin bu yıl da, uygulanmasa bile böyle bir karar alma niyeti var mı acaba? Termometreler öğleyin 50 dereceyi gösteriyor. Birçoğu sosyal haklardan mahkum çalışan bu insanların sağlığı, durmasından korktuğunuz inşaat sektöründen daha mı önemsiz…
YANIYORUZ:
Yangınlarla birlikte yangın helikopteri konusu yeniden gündeme taşındı. Yıllardır gelmiş geçmiş tüm hükümetler bu konuda türlü sözler vermelerine rağmen, ne yazık ki yangına müsait bu ülkeye bir yangın helikopteri kazandırmayı başaramadılar. Yok pahalıdır, yok kış aylarında boşuna oturacak” gibi boş laflarla milleti kandırdılar ama kendilerine gelince, milyonlar ödeyerek makam arabası almayı bildiler. Onlar da biliyorlar ki, bu konu birkaç gün tartışılacak, sonra da her sorun gibi, bu da unutulacak. Ta ki bir başka yangına kadar…
NEREDE O YÜREK:
B……da boğlun” dediği için başına gelemdik kalmayan, linç edilmeye kalkılan, hapis yatan Barabaros Şansal’ı bizim efendiler sorgusuz sualsiz sınır dışı etmişlerdi hatırlarsanız. Şimdi ülkenin arazilerini peşkeş çektikleri oteller, Şansal’ın söylediklerini fiiliyata geçirip, insanları b..a boğdular. Hafta sonu millet deniz diye kanalizasyonda yüzdü. Şimdi lazım bizim o kahramanlar, bunları yapan otel sahiplerini de bir bir bulup sınır dışı etsin veya okkalı bir ceza versin diyeceğim ama, nerede onlarda o yürek… Hepsi birilerine gebe…
ZİRVEDEKİLER
Derya Kanbay:
Çıkışını yazımda not ettim. Bu tokat da bizi kendimize getirmezse, bizim adam olmaya niyetimiz yok demektir. Bu kafayla devam edeceksek, Türkiye’nin verdiği parayı da haketmeyiz. Elde avuçta ne varsa satıp savarız, sonra da başımıza neler gelir bilmem. Bir tek şunu bilirim, şikayet etmeye asla hakkımız yoktur.
DİPTEKİLER
Turizm ve Çevre Bakanlığı: Pazar günü sosyal medyada kıyamet koptu. Mare Monte bölgesinde kanalizasyonun denize fokur fokur aktığını gösteren videolar, bölgedeki 5 yıldızlıların, atıklarını şelale gibi denize boşalttıkları görüntüler. Çevre Bakanlığı’ndan tıs çıkmadı. Dün baktık, çöp atmanın cezasını belirten levhalar asmışlar da onun reklamını yapmışlar. Maşallah. Oynayın siz, oynayın…
































