Dün Poli yazarlarmızdan hukukçu Latif Aran bir sosyal medya paylaşımında, Kıbrıslı Rumların Dönüşümlü Başkanlığı zor kabul edeceklerini, kabul etseler de bunun kalıcı bir anlaşmaya yardım etmeyeceğini iddia etti. Yani Rumlar bunu zorla kabul etseler bile ileride birçok soruna sebep olacağını yazdı. Ve herkesi empati yapmaya çağırdı. Ben de yaklaşık bir ay önce benzeri birşeyler yazmış ve yoğun bir tepki dalgasıyla karşılaşmıştım. Latif bence çok haklı. Oluşturulacak Federal yapı zaten onlarca etnik bazda düzenlenen kotalarla doldurulmuş olacak. Ama Dönüşümlü Başkanlık gibi sembolik iktidar aranjmanları sayısal azınlıkları mutlu edebilirken toplumun %80’ı ise çok rahatsız edilecektir. Biz 1950’lerden beri ethnocentric (etnomerkezci) bir şekilde düşündüğümüz için –ki o dönemde buna büyük oranda hak verilebilirdi- bu tavrı yıllar içerisinde içselleştirdik.
Fakat eğer birleşik bir Kıbrıs istiyorsak bu tavrımızdan biraz olsun uzaklaşmamız gerekir. Tabii ki bu Kıbrıslı Türklerin iradesini Rum çoğunluğun iradesine teslim etmek anlamına gelmez. Yönetim ve etkin katılım farklı şekillerde vuku bulabilir. Yasama da uygulanacak iki kabineli sistemlerde, bir kabine %50-50, (Annan planı gibi) diğer kabine ise nüfus oranına göre düzenlemeler yapılabilir. Bunun yanında yürütme zaten her zaman daha etnik bazda koalisyonlardan oluşacaktır ve bu konuda liderler zaten anlaşmaya varmışlardır. Kıbrıs Türklerini ilgilendiren veya “çok önemli” kapsamına alınacak kararlar ise Kıbrıslı Türk üyelerin ekseri çoğunluğunun onayına sunulacaktır. Bunun yanında ayrı ayrı kurucu devletler ve meclislerinin ve hükümetlerinin olacağı da bilinmektedir.
Günlük hayatımız yani bizi ilgilendiren birçok yetki zaten bu Kurucu Devletlere verilecektir. Birleşik Federal Kıbrıs Devleti’nin Başkanı’nın ise bence bu tip etnik kotadan muhaf tutulması lazımdır. Yani kıbrıslı Türkler de aday koyup, isterlerse Rum adaylara oy verebileceklerdir. Yani seçilecek bir Rum aday Kıbrıslı Türklerin oylarına ihtiyaç duyacağı için onlarla ilgili de siyaset yapmak zorunda kalacaktır. Öte yandan Rumlar da Başkan yardımcılığı için oy verebileceklerdir. Fakat yine daha önce Talat ve Hristofiyas tarafından kabul edildiği gibi Rum oyların oyu %20’lik bir ağırlığa sahip olacaktır.
Evet birleşik bir Kıbrıs’ta etnik bazda değil de tüm toplumları düşünecek liderlere ihtiyaç vardır. Onun için bu tip çarpraz oylamalar önemlidir. İşte bu yüzden Başkan ille de Rum olsun veya Başkan Yardımcısı ille de Türk olsun diye uğraşmamak gerekmektedir. İşte bunun için Dönüşümlü başkanlık “uğrunda ölünecek bir Leyla değildir.” Öte yandan bunun kırmızı çizgi olarak sunulması ve hayati bir öneri olarak Garanti ve Askersizleştirmeye bağlanmasından yararlanarak, bu kördüğümü Kıbrıs Türk toplumunun büyük bir kısmının kabul ettiği Annan Planı gibi Garantilerin yeni duruma uyarlanmasında (Mutatis Mutandis) ısrar ederek, adadaki askersizleştirmeyi kabul edip Dönüşümlü Başkanlık yerine yukarda anlattığım şekildeki gayri etnik bir Başkanlık seçimiyle aşabiliriz.
Evet daha toplumsal cinsiyet bağlamında siyasi doğru bir söylemle değiştirerek diyorum ki,
“Dönüşümlü Başkanlık Uğrunda Ölünecek ne Leyladır ne de Mecnundur.”
































