Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Fikrimizi ne zaman değiştirdik?

Mülkiyet konusunda fırtınalar koparılması gayet normal.

Mal canın yongası ya,
Onca yıl nerden buldun da denmediğine göre,
Kendinin zannediyor.
Halbuki değil işte.
O taraftaki mal da onun değil.

Kim kimin malını iç edebilir ki?

Osmanlı döneminde mülkiyet konusu şimdikinden daha iyiydi.
Osmanlı Mağusa’yı almaya kalkıştığında,
Lala Paşa, karşısında zorlu bir Venedik komutanı bulmuştu.
Mark Antonio Bragadin idi o komutan.
İyi bir savaşçıydı.
Kuşatma olduğunda Vendik’ten yardım geleceğini sanıyordu.
Olmadı.
Yardım falan gelmedi.
Zorlu bir muharebeden sonra teslim olmak durumunda kalmıştı.

Lala Paşa’nın çadırı menzilin dışında kurulmuştu.
Neticede, Bragadin anlaşmak durumunda kalmıştı.

Prof. Dr. Ata Atun bir kitabında çeşitli belgelerden yola çıkarak, iki taraf arasında yapılan antlaşmanın maddelerini derledi.
“Lala Mustafa Paşa ile Mark Antonio Bragadin Arasında Teslim Antlaşması” başlığı altında on maddeden derlenen atlaşmanın 9’uncu maddesi şöyle:
“Evlerinde kalacak olan şehir sakinlerinin mallarına sahip olmaları.”

Böyle bir antlaşmanın yapılacağı konuşulsa da, Bragadin hemen oracıkta teslim alınıp işkence ile öldürüldüğünden, orta yerde bir anlaşma kalmamıştı.
Ama Paşa’nın, Hristiyanların mülkleri konusunda böyle bir teminat verdiği anlaşılmaktadır.

Ancak, şehirde yaşamak Hristiyanlara belli bir dönem de olsa neredeyse haram edilmişti.
Kapılardan bile içeriye giremezlerdi.
İslam’ın yiğit askerleri buldukları evlere yerleşiyorlardı.
Ta her şey yerli yerine otursun.
Fakat mülkleri mülktü.

Osmanlı bir yeri aldığında, ortalığı kelle tarlasına döndürdükten sonra, yerli halk hangi dinden, dilden, ırktan olursa olsun, mülkleri ile birlikte onlara saygı gösteriyordu.
Bütün mesele, herkesin işine gücüne devam etmesi ve vergisini vererek Cihan İmparatorluğunu yüceltmesiydi.

Osmanlı Sultanlarından Abdül Aziz’in, Kıbrıs’taki Başpiskopos Sophronios’a tebliğ ettiği 17 Şubat 1866 tarihli İmparatorluk Beratının yirminci maddesi şöyledir:
“Piskoposun yetki alanı içindeki kiliselerin tüm vakıf malları, bağlar, bahçeler, çiftlikler, tarlalar, otlaklar, kutsal kuyular, değirmenler, sürüler ve diğer kiliseye ait mülkler tamamen sözü edilen Başpiskoposun egemenliği ve kontrolü altındadır ve ondan başka hiç kimse onlara karışamaz.”

Zaten kilise malları demek, Kıbrıs’ın yarısı demekti…

Görüldüğü gibi mülkler konusunda durum buydu.
Fikrimizi 20 Temmuz’dan sonra değiştirdik…