Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ortalığı karıştırmaya ne meraklıyız…

Mesele, şu Pegasus İngiltere seferleri meselesi…

İngiltere-Ercan arası, İstanbul aktarmalı seferlerde, yolcuların uçakta beklemek yerine, alana inip yeniden muhaceret kontrolu yaptırmaları uygulaması…

Aman aman aman…

Bir anda olayın üstüne mal bulmuş mağrubi gibi saldırı başladı.

Ne gariptir ki, ilk anda kimse kararın İngiliz hükümetine ait olduğunu düşünmedi bile…

“Karar, Pegasus’undur” kesin ön yargısıyla şirkete yüklenmeyi tercih ettiler…

Sonra malum İngiltere’de seçim arifesi olduğundan, Conservative Party Southgate Milletvekili adayı David Burrowes kendini ortaya attı, büyük olasılıkla bölgesindeki Rumların oyunu alacak diye çıktı ve  “olayla İngiliz hükümetinin alakası yok, karar Pegasus’un” deyiverdi…

Bir Türk şirketini dövmek kolaylarına gelenler, bunun da üstüne atladılar. Şirket için söylenmedik söz kalmadı…

Ta ki, ATCA, yani Yurt Dışında Yaşayan Kıbrıslı Türkler Birliği olayın üstüne gidinceye kadar.

İngiltere’de örgütlü sivil toplum kuruluşu ATCA, İngiliz Ulaştırma Bakanlığı’na bir mektup yazdı ve yanıtını da aldı.

Yanıtta, “Evet kararı biz aldık, teknik ve güvenlik nedeniyle” denmekteydi…

İngiltere Ulaştırma Bakanı Chris Grayling, açık açık ‘teröre karşı’ alınan önlemden bahsetti… Türkiye’nin de içinde bulunduğu 6 ülke için bu uygulamaya karar verdiklerini söyledi…

Bizler direkt uçuş beklentisi içindeyken, İngilizler, KKTC’ye ulaşımı daha da zorlaştıran bir karar aldılar.

Mesnetsiz, gereksiz ve göstere göstere siyasi bir karar…

ATCA’nın açıklamasında deniyor ki; “Şubat 2017’de İngiliz Yüksek Mahkemesinin  ‘İngiltere’nin Kıbrıs Türk polisi ile işbirliği yapmasına hiç bir iç hukuk maddesi engeli yoktur’ şeklindeki emsal kararı, göz ardı edilmiştir”.

Evet öyledir…

İşlerine geldiğinde, bir kaçak aradıklarında, KKTC polisiyle bire bir ilişki kurarlar, çıkıp buralara gelirler, kendilerine her türlü imkan sağlanır, kaçaklarını alır giderler, ama işlerine gelmediğinde, “KKTC ile temas kurulamamasından” bahsederler…

Bu kararın peşi bırakılmamalı… Mücadele yılmadan sürdürülmeli. Gerekirse sivil toplumun düzenleyeceği kampanyalarla…

Kıbrıs Türkünün İngiltere’deki varlığı, sesini daha da yükseltmeli.

Baksanıza İngiltere’den gelen turist sayısı hali hazırda yüzde 75 düşmüş durumda.

Bir de terörist ihraç eden ülke damgası mı yiyelim yalan yere…

Festivallere dünya kadar para harcayanlar, biraz da lobiciliğe kafa yorsalar ne iyi olacak…

Dönelim, bizdeki iş karıştırıcılığa…

Bir kaşık suda boğulmaya, etrafımızı, en yakınımızdakini suçlamaya bayılırız…

Bu son olay, bir çoğunu saha dışına attı.

Araştırıp, soruşturmadan yayılan mesajlar, gerçek ortaya çıkınca, bumerang gibi kendilerini vurdu…

Bir çok değerimizi kaybettiğimiz gibi, basının gerçek habercilik ilkesi de yokolmaya yüz tuttu.

Dedikodu, çıkar, düşmanlık, basında temel ilke olma yolunda.

Çürüme bünyeye fena halde yayılmıştır ve bu da kendimize yaptığımız en büyük kötülüktür…


YERİN KULAĞI VAR

ANASTASİADİS’İN ZOR GÜLERİ:

Hani bir laf var, “Dimyata giderken evdeki bulgurdan olmak”diye, işte Anastasiadis’in son günlerdeki durumu da aynen öyle. Masada zırt pırt karar değiştirerek, kendi toplumuna şirin gözüküp, seçimleri garanti etmeye çalışırken yaptığı hatalar güneydeki yandaşlarını bile kızdırdı. “Kahraman olmaya hevesli lider” diyen de oldu, “Anastasiadis’e hibir zaman güvenmiyoruz” diyen de  “bizi, ya bölünmeye ya da ilhaka götürecek” yorumunda bulunan da. Kısacası, Rum liderin masadaki ayak oyunları, en sonunda kendi insanını bile bıktırdı…

 

GÜNEY KIBRIS ATEŞLE OYNUYOR:

Anastasiadis, bir yandan “Kıbrıs bağımsız devlet olarak kalmalı” diyor. Bir yandan da, yeni yeni askeri işbirliği anlaşmaları imzalıyor. Bugünlerde, yapacakları ortak tatbikat için İsrail komandoları adaya geliyor… Bunlar değil miydi Türkiye-KKTC ortak tatbikatlarını dünyaya şikayet eden, engellemeye çalışan, “Adanın askersizleştirilmesi” diye avaz avaz bağıran? Yahu bir dakika ama, güvenlik-garanti dediğimizde niye suçlanıyoruz? Baksanıza adamlar ateşle oynuyor. Bizim güvenliğimiz ne olacak?

 

SAVAŞ YAYILIYOR MU:

Arap ülkelerinin Katar’a karşı yaptırım kararlarından sonra, İran’dan gelen “Yaşananlar kılıç dansının ilk sonucu” açıklaması, Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretini işaret ediyordu. Bundan iki gün sonra, İran’da hem Meclis, hem de en hassas oldukları Humeyni’nin türbesine yönelik saldırılarda bir çok insan öldü… Bölgede yıllardır süren güç paylaşım savaşları, korkarım ki yakın bir gelecekte yaygınlaşak. Bölge daha da kana bulanırken, şu küçücük adada barış ve istikrara acil ihtiyacımız var. Ama bakıyorum da Güney Kıbrıs, kendini ateşin içine atmaya pek hevesli…

 

SADECE O KONUŞMADI: 

Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın oğlu Rauf Denktaş’a üniversite kurması için verilen arazi, Ekonomi Bakanı Sunat Atun’un babası Ata Atun’un da adının karıştığı bir başka üniversite ve arazi konusu… Her iki siyasetçi ve muhatapları konuyla ilgili açıklamlar yaptılar. Bugüne kadar sesi tek çıkmayan, otel yapılacağı gerekçesiyle Lefkoşa’nın merkezinde uzun vadeli devlet arazisi verilen, Eroğlu’nun kızı Resmiye Canaltay oldu. Onun yerine başkaları konuştu ama, keşke o da çıkıp kendisine verilen arazi hakkında birşeyler söyleyebilseydi…

 

OYUM ONUN:

Her kim ki iktidar koltuğuna oturduğunda ilk icraatı bet ofislerini kapatmak olacak, benim oyum o partiyedir. Bugüne kadar birçok parti, seçim bildirgelerine koymasına rağmen, ikitdara geldiğinde ya unuttuğu, ya da işine gelmediği için bunu yapamadı. Devlet bu bet ofislerden yüklü bir para alıyor tamam da, verdiği zarar buna değer mi? Bu yüzden hergün ailelerin nasıl yıkıldığını, gençlerin nasıl  batağa sürüklendiğini, görüyor, okuyoruz. Çok ciddi söylüyorum, gerçekten oyum, bet ofislerini kapatacağına inandığım partinin olacak…

 

ONLAR ALIYOR, BİZ DAĞITIYORUZ:  

Güney Kıbrıs ‘yeni liman’ için, İngiliz üslerinden toprak satın almış. Hem de 8.6 milyon euro karşılığında. İroniye bakar mısınız? Onlar, yapacakları liman için arazi satın alırken biz, olan arazilerimizi, sahillerimizi, ormanlarımızı birlerine ‘yatırım’ adı altında bedavadan dağıtıyoruz…


 

ZİRVEDEKİLER

Mete Tümerkan:Cenevre bir son durak olacak ve kesinlikle ön koşulsuz bir şekilde gerçekleşecek.

Cenevre’deki görüşmeler Haziran ayı içerisinde yapılacak. Yani ne olacaksa 30 Haziran’a kadar olacak.

Olmayacaksa da olmayacağı ortaya çıkacak. Kısacası Cenevre görüşmeleri Akıncı ve Anastasiades arasında yapılan son görüşmeler olacak…”.


DİPTEKİLER

Sorunlarımızdan Uzak Gündemler: Bir bakın son günlerde en çok ne tartışılıyor… Hükümetin işi gücü bırakıp, ona buna kıyak sağlama faaliyetleri, devletin sırtından rant elde edenler, Meclis’te ağız dalaşları, boş koltuklar… Bu hükümetin önünde bir takvim yok muydu? “Yetişeceğiz, yetiştireceğiz” demiyorlar mıydı? Onlar rehavet içinde seçim gailelerine dalmışken, Türkiye’den para akışının da durma noktasında olduğu söylentileri dolaşıyor, üstüne üstlük, iç borçlanma her gün artıyor. Bunların hepsi, hükümetin mevcut sistemi iyileştirecek reformlardan kaçınmasının sonucu… Kötümser olmak istemem ama, görünen o ki, kötü günler bizi bekliyor…