Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kimse masadan kaçan taraf olmak istemiyor!

(Yazımı sabah yazmaya başlamıştım ve henüz New York’tan haber çıkmamıştı! Yazımın girişini “yuvarlayarak” ve tarih falan da yazmayarak  şöyle bir giriş  yapmıştım: “Müzakerelerin Cenevre’ye yeniden taşınması belki çözüm beklentileri yükseklerde olanlar için umut vericidir…) Demek  istediğim şuydu:         KİMSE masayı ilk terk eden olmak istemiyor.    Nitekim Haziran’da New York’ta ikinci bir toplantı yapılması kararı alındı! Fakat bir yıldır gördük ki  ne kadar çok müzakere o kadar çok çözüm umudu değildir! Aksine çok da can sıktığı bir gerçektir.

Öte yandan BM’ler Kıbrıs sorununu çözmek için belki çok çalışmaktadır  ama müzakerelerin ikide birde sarpa sarmasını ve kesintiye uğramasını ortadan kaldıracak inisiyatifi de  gösterememektedir.

       BU zafiyetin esas nedeni  masada  “siyasi ve sosyoekonomik koşullarda  iki eşit devletin olmamasıdır! O kadar dengesizdir ki siyasi koşullar, Mesela Güney  BM’ler tarafından bir dünya devleti olarak kabul görürken, Kuzey “ben de devletim” demesine ve tüm organlarıyla devlet oluş işlevine karşın “Türkiye’nin işgal ve himayesinde” bir topluluk olarak  kabul edilmektedir! Öyle de olunca “iki siyasi ve tanınmış devlet” hukuku içinde değil, biri tanınmış diğeri illegal iki devlet arasında olmaktadır müzakereler!

BM’in bu durumda müzakereleri ileriye götürüp bir çözüme bağlayacak tırnaklık iradesi olamaz! Nitekim Özel danışman Eide azıcık  Rum tarafının çıkarlarına ve çözüm stratejisine uygun olmayan politik sapma yapsa, anında kendisine kapı gösterilmektedir!

TABİ Rum tarafının masada olması niyeti ile Türk tarafının masadaki niyetinin birbirine çok zıt amaçlar taşıdığı da ortadadır.. Bilinmektedir ki Türk tarafı çözüm için vardır o masada.  Rum tarafı için böyle bir gaile yoktur, Kuzey’de kaybettiklerini istemektedir.

Şubat’tan beridir görüşmeler bu minval üzere devam ederken iki taraf da birbirlerini belki “kandırır” düşüncesinden  hareket ettilerdi! Fakat bu kandırmaca aldatmaca oyunları bitip de ciddi sorunlara tosladıklarında müzakereler koptu! Neydi bu ciddi konular?

BİRİ Sn. Akıncı’nın da söylediği gibi nüfus yönünden az olan Kıbrıs Türk halkının gerçekten Türkiye’nin garantisine ihtiyacı olduğu bir, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından Kıbrıs Türk halkının da pay alması iki!

Nitekim Sn. Akıncı “uzlaşma bekleyen çok önemli 10-12 konu vardır” derken “garantiler sorununu aştık çözüm kapıda” demek yine mümkün değildir.

 


     

  SORUNLARDAN KURTULMAK İÇİN “BAŞKANLIK SİSTEMİ.)

Sorsalar gözleriniz kapalı arka arkaya sıralarsınız. “Trafik sorunu, çevre kirliliği sorunu, sağlık sorunu, eğitim sorunu, kırsal kesim sorunu… Ve tabi “denetim” sorunu!

Yıllardır çözülemedikleri için devletin kamburu haline gelen  bu sorunlar külliyesi  toplumun istikrarını bozarken iç barışı değil kavgayı artırmakta, mevcut zamanı kurtaramadığı için de geleceği tehdit etmektedir!

Yaşadığımız sorunlar tam bir toplumsal çöküntünün eseridir!

YAKINMA: KKTC’nin içinde bulunduğu berbat durumundan ötürü yakınıyoruz! Ki 42 yıldır hem yakınıyoruz hem  yakındığımız sorunlarla besleniyor dolayısıyla sorun üstüne sorun yığıyoruz!

Pekala çözüm? Yıllardır memleket UBP, CTP, DP, geçmişte TKP koalisyonlarıyla yönetildi. Kırk yıla 38 seçim sığdırıldı! Son yıllarda hangi koalisyon iktidarı olursa olsun bir yıl geçti miydi “erken seçim” tamtamları başlıyor çalmaya! Ve ne oluyor?

Ne program kalıyor uygulanacak ne plan! İcraat yerine de zaten hiç eksilmedi, KKTC’nin alın yazısı haline getirilen   popülizm sokuluyor devreye!

TABİ memleket kaybediyor! Memleketin yurttaşları kaybediyor! Aş iş bekleyen gençler kaybediyor! Hayvancı çiftçi, esnaf Zanaatkâr kaybediyor!..                                                       Fakat! Her zaman kesinlikle “kazananlar” da  oluyor! Kimler?                                                    Her seçim sonrası kaybeden iktidarla giden müşavirler, yeni gelen iktidarla atanan yeni müşavirler kazanıyor!

       Sonra bakanlık koltuklarına yeni oturanlarla yeni milletvekili olanlar kazanıyor!       Partisinin seçim kampanyasına katılıp ön saflarda aslanlar gibi koştururken kazanması halinde vaat edilen ikballere konanlar kazanıyor!..

       KAZANMAYAN kim ama?  Memleket, sorunları, eğitim, sağlık, trafik ve bilumum çözüm bekleyen sorunlar!

Eee, böyle memlekette istikrar, huzur, güzellik, akıl mantık, iyilik sağlık bekleyebilir misiniz? Kaldı ki bir başka büyük sorun da her gelen iktidarın gideni aratması! Bu nedenle artık “başkanlık sistemini” ciddi ciddi düşünmek gerekir. Ki kapsamında Meclis de olacak Ulusal Konsey de!

Kısaca artık çok iyi anlaşılmıştır ki “partiler iktidarları KKTC’i düze çıkaramayacaklardır!

 


KISACA TAKILDIĞIM: (KENTLERDE ÜZERİNE OKUL YAPACAK ARAZİ KALMADI!)

Emel Tel KTÖS’ün yeni başkanı. Kendisi de bir eğitimci. Geçtiğimiz hafta eğitimimizle ilgili değerlendirmelerde bulunurken Yeni öğretim yılının da her zamanki gibi sorunlarla başlayacağını söyledi, özellikle “okulsuzluğun” büyük sıkıntılar yaratacağını vurguladı!..”             Görünen köy kılavuz istemez! Bu devlet yıllarca toprak spekülasyonu yaptı, önüne gelene toprakları peşkeş çekti hâlâ devam ediyor ama “okul, hastane,  belediye binası kısaca devletin kendi gereksinmeleri, toplumun kullanımı için “amaca” hizmet edecek  “uygun yerlerde” kendine tek karışlık toprak ayırmadı! Dolayısıyle her mahallede olması gereken ilkokul da yok, kentlerde daha  fazla olması  gereken orta dereceli okul da yok!..                                                                           Fakat sadece sekiz üniversite için arazi de tahsis edildi, mütegallibeye tesis otel vs. yapması için topraklar da verildi. Hem de istedikleri yerlerde!  Ki memleketi betona boğdular. Mesela bundan yirmi yıl sonra Mağusa’da  kimsenin soluk alamayacağı, yeşil alan göremeyeceği bir inşaat furyası vardır. Apartmanlar gökyüzüne çıktılar! Hepsi de devletin olması gereken Rum’un bıraktığı araziler!   Böyle bir imar iskân olayı  olabilir mi bir ülkede! Yazık!