Geçen hafta Lefkoşa payitahtı fena karıştı! Politikacılar parmakları kopana kadar birbirlerinin gırtlağını sıktı! Geçmişte ödemek için günahlarının kefaretini, kimseler görmesin diye aynalarına tükürürlerdi! Geçen hafta birbirlerinin yüzlerine tükürdüler! Kırk iki yılın muhasebesini yapmak istediler aklanıp paklanmak için! Beceremediler! Geldi ve geçti!
…BU önümüzdeki hafta ise bir başka olacak! Lefkoşa’daki masada kalmayınca ne bet ne bereket, liderler bu defa Guterres’in yemekli daveti için ta New York’lara gittiler. Her halde orada da kavga etmek için!
KONU: TC’nin garantörlüğü! Tamam mı devam mı? Bizim tarafta bir yumuşama var. “Siz sıfır garanti sıfır asker ısrarından vaz geçin biz de sizin için daha ehven bir garantiyi konuşalım” demeye getirdiler!
Oysa Rum tarafı garantilerin “g”sini bile konuşmak istemiyor! Unutmayın Rum halkı Annan planına garantiler kaldırılmadığı için hayır dedi. Her türlüsüne karşıdırlar, iki lider anlaşsa da referandumdan yine döner!
KALDI Kİ: Yazımızı New York’taki yemekli toplantının sonucunu öğrenemeden yazmak zorunda olduğumuzdan sağlıklı yorum yapmamıza imkân yok. Ancak Anastasiadis “güvenlik konusunda özlü görüşme yapılması için Cenevre’ye gitmeye hazırım” sözünün hâlâ arkasında duruyorsa, büyük olasılıkla evet Cenevre’ye gidilecektir.
- Akıncı ise uzlaşma bekleyen 10-12 önemli konu olduğunu söylüyor. Yani açmaz sadece TC’nin garanti olayı değildir. Dolayısıyla gözleyip izlemeye devam diyoruz. Ve dönüyoruz bize:
**********
UĞRAŞMAYIN KUZULARIN KURDU OLAMAZSINIZ!
42 yıllık hataların kirini pasını üç dört günde temizleyemeyiz! Geçen hafta buna soyunduk. Ki bir zamanlar dillere pelesenk “temiz toplumdan” söz ediyor, aklanıp paklanmak seferberliği çağrıları yapıyorduk.
SONUNDA icraata geçelim dendiğinde önümüze ilk çıkan “devlet arazilerinin kiralanması yahut tahsisi” olayına ayarladık nişangâhı ve tetiği çekip “Serdar Denktaş’ın oğlunun şirketinin Rauf Raif Denktaş Üniversitesi için kiraladığı 200 dönümlük araziyi tam on ikiden vurduk!” Nereye gideceklerini şaşırdılar vazgeçtik dediler!
ARDINDAN Serdar Denktaş sosyal medyadan bir açıklama yaparak Devlet Emlâk Malzeme Dairesi tarafından arazi verilen üniversitelerin listesini yayımladı ve ekledi: “BU ülkede yeterince üniversite var diyenler acaba bu kadar üniversite içerisinde bir tek Denktaş üniversitesini mi fazlalık olarak gördü? Yoksa bugüne kadar kendilerinin de ders verdikleri üniversitelerin gönüllerindeki yeri ayrı mı? Bu kadar yaygaradan sonra son beş yıl içerisinde verilen tüm üniversite arazileri iptal edilmeli mi yoksa onlar kalsın mı?”
HA, o arazi tahsis edilen üniversitelerin sayıları mı kaç? DAÜ’den Lefke Avrupa Üniversitesine kadar tam sekiz (8) üniversite!
ÜSTELİK olay yeni değil. 1974’de Kuzey’de toplanalı beridir uyduruk yasalar, sahte evraklar, rüşvetin envai türlüsü ile kırk yıldır memleketin topraklarını aldık, sattık, kiraladık, tahsis ettik; döndük defalarca ayni toprakları yine aldık yine sattık yine kiraladık ve devam!
DENİZ BİTTİ! Gitgide kaynaklar eriyor, iskân alanlarındaki araziler kat kat değerleniyor, kısaca geçmişte olduğu gibi ne üniversiteler için ne özel hastaneler için ne de vakıf mallarında olduğu gibi yap işlet devret modelleriyle toprak kapatmak mümkün değil! Maymunun gözü açıldı!
FAKAT asıl sorun şu olmalı: Ki ne diyorduk? Meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten! Politikacıysanız kendinizi muhalefete harcattıracak, halk tarafından töhmet altına sokacak böylesi olaylardan kaçınmak zorundasınız! İnsanların birbirlerini yemek için bilendikleri KKTC’de, artık hiçbir politikacı kuzuların kurdu olamaz!
ÜRETİCİLERİ KOOPERATİFLEŞTİRMEDEN SORUNLAR BİTMEYECEK
Yıllardır Üreticinin, işçinin, çalışanın çalıştığı iş yerine sahip çıkmasından söz ediyoruz.. Kooperatifleşmemiz gerektiğini söylüyoruz. Geçen hafta işte tam da böylesi bir “öneri” ile Hayvan Üreticileri Ve Yetiştiricileri Birliği “Sütek” binasını basarak “siz çekilin biz yönetime el koyuyoruz” dediler de anca polis müdahalesiyle vazgeçtiler darbeden!
HÜKÜMETLE araları iyice bozuk. Aslında yıllardır “bozuk” olması için bitirilmeyen dinmeyen pek çok nedenler vardır da sonuncusu taleplerinin aksine hükümetin arpaya zam yaparken süt fiyatlarını ayarlamamasI! ARTI şu iddiayı da atıyorlar ortaya: Meğer TÜK elindeki 7-8 bin tonluk arpayı 2 tüccara satmış. Muhteremler 24 saatte 550’şer bin lirayı cebellü etmiş!
ASIL olay şu ama: Hayvan üreticileri ve yetiştiricileri Birliği başkanı Naimoğluları diyor ki “Sütek’i bundan sonra hayvancı idare edecektir…”
NE mahzuru var eğer Kooperatifleşirlerse.. Üretici bizzat üretiminin patronu, efendisi, çalışanı kazananı ve memlekete kazandıranı olacaksa…
HATTA tarım kesiminde öteki üretim sektörlerini tümden “Üretim Kooperatifleri” haline getirmek gerekir, çok geç kalındı, biliyoruz ki toptancılar tefeciler tarafından pazarlanan sebze meyveler, bu nedenle pahalıdırlar!
HER ne kadar gelip giden hükümetler zaman zaman “kooperatifçilikten” dem vuruyorlarsa da kim bilir düştükleri hangi çıkar gruplarının dümen suyundan kurtulupç fiiliyata geçmiyorlar. Tüm sektörleri ellerinde tutup seçim dönemlerinde bunları sandığa oy olarak yansıtmak şimdilik hâlâ geçerli akçe olduğu için!
KISACA TAKILDIĞIM: (20 YIL SONRA KKTC YİNE PİSTİR!)
Geçen Hafta Mağusa Namık Kemal meydanında belediyenin tertiplediği akşama da sarkan küçük öğrencilerin festivali vardı. İyiydi güzeldi.. Sabah her zamanki gibi saat yedi buçukta falan Mağusa’ya indiğimde Meydanın poşetten, boş şişelerden, kâğıtlardan, akla gelen yiyecek artıklarından tek adım bile atılamayacak büyük bir pisliğin içine gömüldüğünü gördüm! Aslında o meydanda ne zaman bir etkinlik yapılsa durum vaziyetler hep aynidir!
Fakat bu kez meydanı kirletenler küçücük çocuklarımızdı! Yarının büyükleri yani! Şimdi anladınız mı memleketin yirmi sonra da niçin pislikten kurtulamayacağını!
































