Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Olmayan Bir Aşkın Hazin Sonu.

(1. bölümün özeti:) Hakan hukuk fakültesinin son sınıfındadır.. Mezun olmasına az bir zaman kalmıştır.. Çok küçükken babası ölmüş annesi ile yaşamaktadır. Ne var ki annesi yıllardır fabrikasında çalıştığı patronuyla metres hayatı yaşamaktadır. Hakan’ın bu ilişkiye canı sıkılsa da çok sevdiği annesinin bu yasak ilişkisine karışmamaktadır!.. Hakan bir gün üniversite kampusunda bir arkadaş topluluğu içinde Asu’yu görür. Ve “işte aşık olacağım kız” der!

       ASU: Hukuk fakültesinde okumaktadır. Güzeldir, neşelidir fakat hâlâ bir erkek arkadaşı yoktur. Çünkü çok küçükten onun da annesi  ölmüş babasıyla yapayalnız kalmıştır. Ne var ki  babasında bulmadığı anne sevgisinin hüznünde içine kapanmış,  güzelliğine karşın bir heykel kadar soğuk ve tüm aşklarla sevgilere uzak durmuştur! Kalbi kırıktır çünkü küçük  bir sanayi fabrikası işleten babası yıllardır yanında çalışan orta yaşlı fakat güzelce bir kadınla yaşamaktadır.

O GÜN: Hakan  gördüğü gün aşık olmuştu Asu’ya.  Asu ise sadece beğeniyordu Hakan’ı. Her ikisi de bu hislerini karşılıklı biliyorlardı ama   birinin annesinden, ötekinin babasından kaynaklı yürek sızılarını aşıp da yeşertilip yaşatılacak bir aşkta buluşamıyorlardı. Hatta diyordu Asu Hakan’a, “sevgi saygı olacak ama aşk olmayacak, arkadaşlık olacak ama cinsellik hiç olmayacak aramızda!”

Bu sözleri  “yemin” yaptılardı aralarında! O kadar ki “bazan arzular yendiğinde antlarını, birbirlerinin gözlerine bakar bakmaz anlarlar, kızaran yüzleriyle önlerine eğerlerdi başlarını, “aşk yok cinsellik yok” hatırlamasında!

Kısaca benzeri olmayan bir ilişkiydi sürdürdükleri…

****

OLMAYAN BİR AŞKIN HAZİN SONU: (2. Bölüm)  Arkadaşlıkları böylesi hoş bir anlayışta devam ediyordu. Kimse hayatın neler götürüp neler getireceğini bilmezdi ama yine de “kaderi” değil, geleceği hayal etmeyi severdi türlü çeşitli kurgularla..

Oysa Asu ile Hakan gencecik bu iki insan bunu da yapamıyorlardı çünkü ne aşk vardı hayatlarında ne onları birleştirecek bir cinsel ilişki!

OLMAZDI AMA! Kimse başaramadı biri kız biri erkek iki insan  yaşarken böylesi bir sevgiyle,  kapalı kalsındı aşka ve birlikteliğe!  El ele tutuşurlarken bile hissederlerdi vücutlarını saran o dişi ve erkek elektriği! Kaldı ki Hakan baktıkça Asu’nun uzun saçlarının döküldüğü  o kraliçe Nefriti yahut Audrey Hepburn boynuna, “yarabbi ne kadar ince  hele bu boynun taşıdığı şu güzel yüzdeki,  rengi sürekli değişen  gözleri! Zıplarken attığı  kahkahası..”     “YOKSA abartıyor muyum” diyordu Hakan. Daha dün tanıdım ne oldu bana böyle.” Belki ta çocukluğundan beridir kaybettiği babasının ruhunda bıraktığı boşluğu, bir metres hayatı yaşarken canını çok sıkan annesinin açtığı yarayı kapatıyordu Asu. Beklediği doktoru, hemşiresi yahut Allah’ın lutfu olmalı, meleğiydi belki de!

Uzun bir zaman geçti sanıyordu Hakan oysa sadece iki aydı Asu ile tanışalı.    Ve henüz ne kendisi tanıyordu Asu’nun babasını ne Asu tanıyordu Hakan’nın annesini! İkisi de anlatamayacakları bir duyguda kaçıyorlardı aileleriyle tanışmaktan.    Asu zaman zaman Hakan’nın davetini kırmaz  evine uğrar, karşılıklı koltuklarda oturup bir şeyler içerlerken sohbet ederlerdi ama nedense hiç evde olmazdı annesi! Buna özellikle özen gösteren Hakan’dı elbet. Sadece anne babasının duvarda asılı bir evlilik fotoğrafını görürdü  Asu.  Genç bir kızla genç bir erkek. Bazan “ben bu gelini gördün mü”  diye düşünür, sonra “olamaz” diyerek bir baş sallayışı ile hemen kovardı tanıdığı o hayali!

        KÖTÜ RASLANTI! Ilık bir bahar günüydü. Dolanıp dururlarken birlikte, “hadi dedi Hakan gel bize gidelim!” Tahmin ettiği gibi Annesi o saatlerde evde olmazdı  yoktu yine.

Koltuklarına yerleşmeden, Asu “bir kahve yapayım” dedi mutfağa doğrulurken… Kahvelerini yeni yudumluyorlardı ki kapının açıldığını işittiler.  “Annem olmalıdır” dedi Hakan. “Geldiği iyi oldu kaç zamandır tanıştırmak istiyorum seninle.”                        Asu kapıdan girecek Hakan’nın annesinin  elini öpmek için ayağa kalktı ve işte o an göz göze geldiler kadınla. Asu’nun yeşile çalan gözleri iri iri açıldı.   Kızaran yüzünden ateşler fışkırdı. Avuçları terledi, elleri kasılıp iki yumruk oldu.  Ve  şaşkın, sinirlenmiş Hakan’a dönüp bağırmakla konuşmak arasında bir çığlıkta, “yoksa bu senin annen mi” dedi..

İşte o an  her şeyi anladı Hakan. İnsan kaderini yapan değil, kaderdir insanı yaratan. Neyse alın yazısı odur yaşayacağı hayatın  mukadderatı…

“Evet” dedi başını eğerken yere Hakan “Evet!” “Bu benim annem. Senin babanın da metresi!”                                                                                                ***

BİR AY SONRA: Kimse nereye gideceğini, gelecekte ne olacağını  bilmez. Fakat her zaman bir yere gitmek için atar adımını. Yürüdüğü yolu hep doğru kabul eder..

Oysa kaderdir tayin eden o yürünesi bitmeyen yolların sonunu. Hakan ve Asu böyle bir rastlantının hayatlarını bu kadar etkileyeceğini bilemezlerdi.

Yine arkadaştılar ama artık onulmaz bir kırıklık vardı aralarında. Hissediyorlardı ama söyleyemiyorlardı. O korkunç rastlantı  sonrasında bir daha sözünü etmediler olayın! Zaten Hakan son bir gayretle hem tezini hazırlıyor hem sınavlara çalışıyordu. Asu da öyle..

GÜZEL bir gündü o Pazar. Erguvanlar açtıydı Üsküdar’da. İnsanlar cıvıldı cıvıldı. Pürüzsüz denizde martlarla yarışırcasına   uçar gibiydi vapurlar. Simitçiden  simit aldılar. Yerken telefon kulübesine yürüdü, Asu’ya telefon etti. “Gelebilirsen gel dedi. Gün çok güzel az biraz turlarız…”

Bir saat sonra Asu karşısındaydı oturduğu kahvede! “Hadi bize gidelim dedi Hakan!” Çok şaştı Asu ama Hakan’nın ne kadar kırılgan olduğunu bilirdi. Hayır derse  günün güzelliğine, Hakan’nın ilgisine ihanet edecekmiş gibi geldi içindeki sesi dinlendiğinde. Zaten sevginin yanında nefret yaşamazdı! Yoktu öyle bir duygusu! “Olur dedi” sadece.

Asu o gün Hakan’nın kendini gördüğü ilk günkü gök mavisi elbisesini giymişti. Kumral saçları imrendiği o incecik boynundan aşağılara salınıyor her adım atışında  elbisesi vücudunun kıvrımlarını sarıp bırakıyordu.  Hakan’a “ah’lar yetmiyordu!

       VE O MEŞUM AN:  Annesi evde yoktu zaten biliyordu olmadığını. Buyur otur dedi bir zamanlar karşılıklı oturdukları koltuklardan birini göstererek. Sonra buzdolabındaki meyvelerden meyve tabağı hazırladı.

Karşılıklı hem meyvelerini  yiyorlar hem  sohbet ediyorlardı. Asu ayak ayak üzerine atmıştı. Mavi elbisesi dizlerinin üzerine kadar sıyrılmış, meyve tabağına her eğildiğinde göğüsleri  gözüküyordu.

       Hakan bir kez daha “olmayan aşk ile yaşayamadığı cinselliğin” sızısını duydu yüreğinde. Dayanılmaz arzu “yeminini” yakıyordu! “Seni çok seviyorum hem de aşkla” dedi fısıldar gibi Asu’ya! Asu yeşil gözleri ile koyu kahverengi gözlerine baktı Hakan’nın. “Hani yeminimiz” dedi “yoksa unuttun mu? “Sevgi olacak ama aşk olmayacak, arkadaşlık olacak ama  ilişki olmayacak” ant içmedik mi?

Bunları söyledikten sonra ayağa kalktı. Ben gideyim artık dedi. Senin gelmene gerek yok. Zaten ders çalışacağım.

İşte o an her şey koptu kırılıp dökülüverdi Hakan’ın varlığından.  Biliyordu bir daha Asu ile buluşamayacak konuşamayacaktı. Büyük bir hüzünle kalktı Asu’ya doğru yürüdü, kolları o incecik beli sararken dudaklarını dudaklarına uzattı.  Asu hızla başını geriye atarken bir “tık” sesi işitti Hakan, sonra kollarının arasından bir elbise yığını gibi kaydı sırt üstü yere düştü!

“Asu Asu” dedi Hakan bağırarak, kalk bir daha yapmam vallahi de billahi de!              Asu’nun boynundan başlayan morluklar yavaş yavaş yüzüne yayılıyordu. Kırılmıştı boynu..

HAKAN polise telefon etti evin adresini verdi, “bir kaza oldu bir  kız öldü dedi, gelin…” Sonra gitti evin kapısını açtı sonuna kadar  ve dönüp koltuğa oturdu polislerin gelmesini beklerken..

O meşum son’dan sonra Hakan 25 yıl ağırlaştırılmış hapse mahkûm oldu. Üç dört yıl sonra da nasılsa bulduğu bir jiletle bileğini keserek intihar etti. Yatağında buldukları bir kâğıtta, “bekle Asu, bir daha ayrılmamak yeminimle geliyorum sana” yazıyordu!