Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Evde kalınca ne yapılır?

Çok fazla övünmemek lazım.

Benim övündüğüm şeye bak…?

Geçen arkadaşlarla konuşurken dedim ki, “Ben bu kışı hastalıksız kapattım şükür.”

Demez olaydım.

Hafta başı hastalık beni bir vurdu…

Salı yattım…

Perşembe 2-3 saat kalktım…

Cuma dışarıya çıktım, geri gelip tekrar yattım.

Dört gündür adeta “şasim” bozuldu…

Önce eklem ağrısı ile başladı…

Sonra boğazım şişti…

Sonra baş ağrısı…

Üşüme üstüne üşüme…

Ateş 39…

Dayalı yatma…

Ayağa kalktığım anda düşme hissi.

Yat babam yat…

Haliyle, “evde bu kadar çok” kalma, ev ahalisinin dengesini bozdu.

Küçük oğlum sürekli “Neden işe gitmen?” diye sorup durdu.

Eşim Gülsev, su, ilaç, çorba servisi yapmaktan bitap düştü…

Şikayet etmedi ama, “Bugün de mi yatacaksın?” diye inceden bir gönderme yaptı…

Önder’in Allah’tan sınav haftası da, ne o beni hissetti, ne ben onu…

Adeta yatak odasından çıkmadım ilk iki gün…

Sağım yattım, yorulunca soluma döndüm…

Solum ağrıyınca, sırt üstü yattım, orda da yoruldum mu, ters döndüm…

Ateş…

Titreme…

Peşi sıra antibiyotik derken…

Uyku ile sersemlik arasında 72 saat geçirdim.

Perşembe günü, Radyo Havadis’in 5’inci kuruluş yıldönümü için sokağa çıktım.

Kutlama biter bitmez, geri yatağa…

Dün sabah çıktım, gazeteye geldim.

Akşamüstü gene bir terleme, üşüme, gene yatağa…

Ama, Cuma sabah evden çıkarken bildiğiniz Nazım Hikmet modundaydım…

O çok meşhur, “Bugün Pazar” şiiri var ya…

Hapishanedeyken yazdığı, dünyada efsane olan şiirlerinden sadece bir tanesidir…

“Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…”

O kadar mutlu oldum evden çıkarken, düşünün.

Benim çalışma sistemimi bilip, beni tanıyanlar anımsayacaktır.

Yaklaşık 20 yıldır sadece Cumartesileri çalışmam, her Pazar işimin başındayım.

Yurt içinde kalmak için asla izne ayrılmam.

Yurt dışında diğilsem, işteyim.

Yurt içinde izin alıp ne yapacağım?

Tamamını zaten Cumartesileri yapıyorum.

Bu evde yatma işi gerçekten zor geldi.

Ne zor şeymiş “çalışmadan evde yatmak” diye de defa defa söylendim.

Şükür, dün öğleden sonraya kalabildim gazetede…

Haber toplantısına kalamasam da, arkadaşlarımla aynı havayı teneffüs ettim.

İyi ki Havadis var…

Radyo havadis 5 yaşında…

Sıfırdan bir şey kurup, yaşatmak, ileriye taşımak, marka haline getirmek…

Müthiş bir duygu.

Müthiş bir emek.

Müthiş bir aidiyet ve sahiplenme elbette.

Aidiyet yoksa, başarı da yok.

Radyo Havadis de böyle bir başarı hikayesine sahip.

Havadis’te kazandığımızı, Havadis’e harcadık.

Havadis Gazetesi kazandı, Radyo Havadis’i kurdu…

Bizler de gazeteciliğimizi, yansıttık.

Bu süreçte, usta isimlerle çalıştık.

Güzel programlara imza attık.

Her arabada Radyo Havadis, 107.8 frekansı ile yer aldı.

Radyo anketlerinde, “an çok dinlenenler” arasına girdik ki, bu da kolay bir iş değil.

El emeği, göz nuru derler ya…

Öyle işte.

Nakış nakış işlendi Radyo Havadis…

Bugün, güzel bir değer olarak ortada…

Ne diyoruz her zaman…

İyi ki Havadis var…

Her yayın organı ile, bu halkın özgür ve bağımsız sesi oldu.

Gazetecilerin Gazetesi dedik, boşuna değil.

Tıpkı Radyo Havadis’in uzman radyocuların ellerinde olduğu gibi…