‘Neden Amerika’nın başına bir çılgın getirildi’ diye düşünen var mı hala?
Amerikan sermayesinin başka birine yaptıramayacağı işleri, gözünü kırpmadan yapabilecek biri de ondan…
Hani “yasal, ama etik değil” lafı var ya, aynen öyle…
Paris anlaşması, 2016 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi çerçevesinde tam 195 ülke tarafından imzalanmıştı.
Buna ABD de dahildi.
Amacı, küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması, bunun için de sanayinin ürettiği sera gazı salınımının kısıtlanmasıydı…
Doğal olarak bu anlaşma, ağır sanayi ülkelerine zorlayıcı ve pahalı tedbirler getiriyordu.
ABD’nin “çılgın” Başkanı Donald Trump, ülkesinin Paris Anlaşması’ndan çekildiğini açıkladı…
Oysa ABD, dünyanın en çok sera gazı üreten ülkesi…
Anlaşma, Obama tarafından imzalanmıştı.
Şimdi Trump, gerekçe olarak, bu önlemlerin ABD ekonomisine 3 trilyon dolara ve 6,5 milyon kişinin işten çıkarılmasına sebep olacağını gösteriyor.
Bu kadar basit yani…
Bu kararla her yıl atmosfere 3 milyar ton daha fazla karbondioksit karışacakmış, ne önemi var…
Önemli olan, Amerikan ekonomisi, Amerikan vatandaşlarının istihdam sorunu…
Dünyanın geleceği hakkında ahkam kesenlerin başında gelen, bu konuda milyarlarca dolarlık araştırma fonları ayıran Amerika, kendisi küresel ısınmayı umursamadığını söylüyor…
Aslında her konuda da böyle değil midir?
İnsan hakları konusunda dünyaya akıllar verir, insan hakları raporu yayınlar, herkesi mahkum eder, ama kendi çıkarları için, istediği ülkeye savaş ilan eder, masa başında haritalar çizer, suçsuz günahsız insanları öldürmekten çekinmez…
Ekonomisinin ve gücünün tek koruyucusu olarak gördüğü silah sanayiini korumak, geliştirmek için de bunu yapmak zorundadır(!)…
Sürekli olarak bir yerlerde savaş olacaktır ki, Amerikalılar silah satsınlar değil mi ya…
Nasıl bir iki yüzlülük, nasıl bir çirkinlik…
AB ülkeleri, ABD’nin kararını “esefle” karşıladıklarını belirtmişler…
Komik…
Var mı bir yaptırımı..?
Yok…
Kim kafa tutabilir ki Amerika’ya…
Bakın görürsünüz, bir süre sonra kimse bu kararları uygulamayacak.
Gerçi Paris Anlaşması, ülkelere kesin bir denetim içermediği için zaten eleştiriliyordu.
Ancak buna rağmen, ABD Başkanı’nın çıkıp da açık açık, “tanımıyoruz” açıklaması yapması, uluslararası politik gerçeğin aslında ne kadar çirkin olduğunu bir kez daha yüzümüze vurdu…
Biz ve çocuklarımız, öyle böyle bugünlere geldik. Ama torunlarımızı ve ondan sonrakileri çok başka, çok tehlikeli bir gelecek bekliyor…
YERİN KULAĞI VAR
OLMAZ OLMAZ DEMEYİN:
Serdar Denktaş’ın oğluna verilen ve tepkiler nedeniyle iptal edildiği iddia edilen araziden sonra, gözler bu kez de yıllarca zarar ettiği gerekçesiyle devlete vergi ödemeyen, 2016 yılında da şirketinin faaliyetini durduran Eroğlu’nun kızı Resmiye Canaltay’a, otel yapma gerekçesiyle verilen araziye çevrildi. Milyonlarca dolarlık değeri olduğu iddia edilen arazinin, faaliyetini durduran bir şirkete, hangi gerekçeyle verildiğini, birilerinin açıklaması gerekir. Bu nasıl bir mantıktır, anlamak mümkün değil. Bu kiralama, bırakın etiği, yasal hiç olamaz. Burası KKTC, adamını bulduktan sonra olamayacak iş yoktur…
DEMAGOJİ YAPIYOR:
Başbakan Hüseyin Özgürgün, “eğer bu topraklarda gençlerin kök salması için arsa verilmesi peşkeş çekmekse, biz 51 köyde 1500 gencimize daha peşkeş çekmeye devam edeceğiz” diye buyurmuş. Belli ki Sayın Başbakan sapla samanı karıştırıyor. Yıllardır bu ülkede tüm hükümetler gençlere arsa dağıtıyor ve kimse de bunu eleştirmiyor. Ama siz, aile fertlerinize veya yakınlarınıza ihalesiz olarak yüzlerce dönüm arsa vermeyi, “gençlerin ülkeye kök salması” diye değerlendiriyosanız, çıkın sokağa binlerce genç aynı haklardan yararlanmak için bekliyor. Ve bir soru, İlçe başkanınız o törende hangi sıfatla bulundu acaba…?
BİR NOT:
Ekonomi Bakanı Sunat Atun’un, babası Ata Atun’un, Aydın Üniversitesi Rektörlük ve hissedarlığından “feragat” ettiği açıklaması üzerine bir hukuçu okuyucum uyardı, bizim yasalarımıza göre hissedarlıktan feragat mümkün değilmiş. Bunun koşulları varmış. Not edelim dedik…
ONU DA İADE EDECEK Mİ?:
“Rauf Denktaş Üniversitesi” yapılacağı gerekçesiyle oğul Denktaş’ın şirketine kiralanan ve tepkiler üzerine geri adım atılan 200 dönümlük askeri arazi olayından sonra bu kez söz konusu üniversitenin “rektörlük binası” olarak tadilatına başlanan eski genel hastane binasının akibeti ne olacak? Proje “şimdilik” durduğuna göre eski hastane binasını da geri iade etmeyi düşünüyorlar mı acaba..?
MIZIKÇILIK YAPIYOR:
Kaçarı yok, New York’a gidecek ama belli ki hala akıl koymamış. “Garantilerin özünün görüşülmesi reddedilmezse, Cenevre’ye gitme perspektifleri oluşabilir” diyen Anastasiadis, aklınca Türk tarafına aba altından sopa gösteriyor. BM’nin davetine kuzu kuzu gidecek de, külahı yere vurmak istemiyor…
O GÜN AKLI NEREDEYDİ:
Hayvan Üreticileri ve Yetiştiriciler Birliği SÜTEK’te şok eylem yapmış. Süt Kurumu’nun görevini yapmadığını söyleyen Başkan Naimoğluları, süt üreticilerinin perişan olduğunu belirterek, “kendi sütümüzü artık kendimiz pazarlayacağız” iddiasında bulundu. Eylem, ceviz macunu ile bitti… Geçen haftaki de, sulu muhallebiyle bitmişti. İlginç… İşin aslının Süt Kurumu’nu devralmak olduğu anlaşılıyor…
ZİRVEDEKİLER
Cenk Mutluyakalı: “Ne oldu Gençlik Koordinasyon Ofisi? Ne oldu Çıkarma Plajı? Ne oldu Salamis, Bedi’s? Ne oldu ‘Yurttaşlık Yasası’, ‘Üçlü Kararnamelerin Ortadan Kaldırılması…’? Ne oldu ‘Kamuda İkinci İş Yasağı….’? Ne oldu ‘Betonlaşma, plansız yapılaşma, emirnameler, fuhuş? Ne oldu ‘iş bilenler’in değil ‘hatırı sayılanlar’ın görev aldığı bu aptal yapı? Niye değişmiyor tümü..?”
DİPTEKİLER
Daha Çok Üniversite, Daha çok Öğrenci: Kontrolsuz, denetimsiz… Sudanlı biri, ilaçlarını içmemiş de, onun için dükkan açmış… Kendisini suçüstü yakalayan polis memurunun ifadesi, durumu özetliyor; “Sudanlı zanlı KKTC’de öğrenci statüsündedir, mahkemenin uygun göreceği teminata bağlanmasını talep ediyoruz”… Kimse ırkçılıktan, istisnalardan bahsetmesin. Brisi oturup suça karışan “öğrenci” kimliklilerin istatistiğini çıkarsa, dudaklarımız uçuklayacak…
































