Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sn. Talat’ın “Devlet İddiası.”

 2. Cumhurbaşkanımız Talat’ın Barbaros sismik araştırma gemisi ve her halde “mehter olayı” ile ilgili tespit ve değerlendirmesini “KKTC nedir, kuş mudur deve kuşu mumudur” sorusuna hâlâ veremediğimiz cevaptan dolayı önemsedim. Şöyle ki:

Talat, “Türkiye’ye izin verdik (sismik araştırma için) istediğini yapsın diye bir yaklaşım ciddi olmuyor. Bunu bilinçli şekilde Türkiye ile birlikte ve buna sahip çıkanın Kıbrıs Türkleri olduğunu söyleyerek yapmalıyız. Türk gemileri gelecek ve KKTC’den izin alacak. Buna kim inanır…” (Tabi Barbaros’ta Kıbrıs’lı Türklerin de olması gerektiğini hatırlatıyor.)

Son cümledeki “buna kim inanır” sorusuna  cevap vereyim, “kimse inanmaz!”  Pekala inanmak en azından inandırmak zorunda mıyız? Evet!

       EĞER  “KKTC’nin sahte  devlet olmadığını, siyasi sorunu da bu “devlet” iddiası ile çözmek istediğini dolayısıyla başından beridir, “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin garantisini içeren bir federal yapılanmada” yerini almak istediği ilkesini hâlâ vazgeçilmez politika olarak sürdürüyorsak, “zahiren ve kerhen” değil, “gerçekten” öyle bir devlet olmanın imajını daha 1983’de KKTC’i ilan ederken çakmamız gerekirdi!

BAŞARAMADIK. Ankara mı istemedi, Rahmetlik Denktaş ve sonrası gelip giden tepedeki yöneticilerimizin mi işine gelmedi! Kısaca Devlet olduk ama olamadık! Nitekim masaya da “devlet” olarak değil, federal sisteme katılım haklarında bir azınlık toplumu olarak oturtulduk! Bu konuda Ankara’nın  bugüne dek  süregelen politikasını da hiç   anlamadık!  Çünkü ve hâlâ Türkiye için KKTC “ekmek elden su gölden cumhuriyeti” oluştan öte bir ciddi devlet imajında değildir! Ankara’nın politikaları doğrultusunda ve ancak Ankara’nın himmeti oranında varlığımızı sürdürüyoruz! Bu realiteye yeniden bakarken değerlendirmelerini yapacak değiliz.

Mesela 42 yıldır neden bizi dünyada tanıyan tek bir devlet olmadığını sorgulamayacağız!

Türkiye Avrupa kapılarından dönerken o kapıların neden  KKTC’ye de kapandığını sorgulamayacağız!

Hele şunu hiç sorgulamayacağız: Neden Türkiye AB ambargosunun kaldırılması konusunda çok pasif davrandı!

Ve neden KKTC maliyesi yıllardır Türkiye’ye muhtaç bir dide durumunda bırakılmaktadır?

SADEDE GELELİM. Sn. Talat diyor ki “devletsek eğer ve TC’ye sismik araştırma için izin vermişsek bunu ciddiyetle dış politikamız  haline getirip dünya aleme “bağımsız ve bağlantısız” oluşumuzun ispatında inandırıcılığı ile  yansıtabilmeliydik!

Bir fırsat daha heba olup giderken, geriye kaldı “mehter marşı yadigâr!”

SORALIM AMA:  Sn. Talat “Siz bu devletin Cumhurbaşkanlığını yaptınız. Gerek partiniz, gerek siz (ama gerçekten) masada bir federal sistemin de tartışıldığı şu sıralarda, KKTC’nin devlet oluşuna ne kadar inandınız? Bu devletin siyasi iradesini, hep dışımızdaki güçlerle ülkelerin hazırladığı “birleşik Kıbrıs” senaryosuna bağlı federal sistem arayışlarında nasıl ve hangi vazgeçilmez  ilkelerde yücelttiniz? “Ki devletiz ama değiliz” diyoruz hâlâ!

 

***********

 

5O YILLIK SORUNLAR! (HÂLÂ ÇÖZÜM BEKLİYORLAR!) 

Teamül haline getirilmemesi gereken ne kadar olumsuz siyasi ve sosyoekonomik “hareketlenme” varsa hepsini de “yönetimlerle yöneticilerin” sayesinde KKTC’nin yapısal “geleneği” haline getirdik!         Kısaca ve çok amiyane ifadesi ile artık insanlar kendilerine yasalarla verilen haklarıyla  değil; haklarını “şirretlik” ve “tehditlerle” alıyorlar! Çünkü öyle alıştırıldılar!

Eğer sendikalar yolları kapatmazlar, Bakanlık kapılarına dayanmazlar, yaşamı felç ederken, kendilerinden öte çalışanlarla insanları bunaltıp bezdirmezler, hükümeti parasal yönden zarara sokmazlarsa; “hak” dediklerini alamazlar!

Sistemin nasıl çalıştığını bilmem anlatmaya gerek var mı? Buna karşın  Tıp-İş’in son grevine bakın! Üç günlük eylemleriyle  hastalara zarar verdikten, memleketi meşgul ederken altını üstüne getirdikten sonra ne kazandılar? İmzalanan bir protokolle verilen söz!” Şimdi o “sözlere” bakalım:

       “Doktorlara özlük hakları verilecek çalışmalar devam ediyor, söz!

Hastahanelerde “döner sermaye yasası”

oluşturulacak, çalışılıyor, söz!

Doktorların hizmet içi eğitimleriyle ilgili gelecek yıl bütçeye “eğitim kalemi” konulacak,söz!

Tabipler Yasası çıkartılacak… 30 Doktorun özlük hakları üzerinde de çalışmalar sürüyor, olacak söz!..

Bu konularda bilgi veren Bakan Sucuoğlu şöyle diyor sonunda: “5 yıllık bir statüko 50 yıllık bir alışkanlık artık yavaş yavaş yerini yeni bir  sisteme bırakıyor!”

NE MÜHİM MESELEYMİŞ! Tüm bu yasaların çıkartılabilmesi için aradan tam 50 yıl geçmesi beklenmiş. Hem de dün Havadis gazetesinin bircik bircik ayazlatarak “KKTC de demokrasi, “dönüşümlü Başbakanlık ve Bakanlık  sistemi üzerinden işliyor” dediğine nazire Meclisimizde hâlâ  11 bin 644 günden 3 bin 972 güne ve daha aşağılara kadar uzanırken Bakanlık ve Başbakanlık da yapmış milletvekillerimiz bulunurken!

Yani eğer 50 yıldan soru sual edecekseniz “işte Meclis, işte gelip geçen başbakanlar, işte milletvekilleri!

Yazın Tahtaya ama: Sağlıkta  elli yıllık sorunlar  antikalaşmış demektir! Meclisten geçseler de artık onlardan ne köy olur ne kasaba! Yazın tahtaya. Bu arbede bitmez, bittiği yerde yine başlar!

 

**********

 

KISACA TAKILDIĞIM: (BENİM GÜZEL MEMLEKETİM!)

Hay haşiminan Meclis’i olağanüstü topladılar, güzel güzel ve cicili bicili laflar ederlerken, trafiği tartıştılar.  Eh tutun ki bu da 30 yıllık sorun! Öyle bir defalık olağanüstü toplantı ile çözülmez. Nitekim “trafik” dediğiniz bildik kazaları  canlar yakıp canlar almaya devam ediyor! Buna karşılık tek fiskelik değişiklik yok! Üstüne üstlük sokak ve anayolların niçin karanlıklara gömüldüğünü de yeni  öğrendik, meğer led lambaları ihalede belirtilen standartlardan daha düşük kapasiteli oldukları için ya devre dışı kalmışlar yahut mum kadar bile ışık salmamışlar! Sonuç:

Kıb-TEK, lambalara ödenen 6 milyonluk zarara uğrarken akşamları karanlıklardan kaynaklı trafik kazalarının  bedeli de  cabası olmuş! İşte benim güzel memleketim!