Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar sohbetimdir: (Sanver ve eski Lefkoşa mezarlığı anıları.)

“Özellikle bugünlerde çokça konuşulan geçmiş yüzyıllardan bu yana süregelen Kıbrıs Türk kültürünün unutulmakta olduğu düşünceleri beni de etkilenmiştir. Bu nedenle son 60-70 yılda gördüklerimi ve yaşadıklarımı yazmak istedim…”

Ahmet Sanver, “Eski Kıbrıs, Eski Lefkoşa Anılarım” dediği 5. Kitabında “60 yaşından sonra” neden kitap yazmaya koyulduğunun bir nedenini de böyle vurgulamaktadır..

“1.2.3. kitaplarında çocukluk anılarını anlatıyordu. 4. Kitabını geçen haftaki  “Pazar Sohbetimde” “köşeme” taşımış sizlere tanıtmaya çalışmıştım.  Fakat bu hafta köşeme aktardığım şu Ahmet Sanver’in ayni seriden 5. kitabı gibisi beni çarpmadı!  Her halde  şu “Mezarlık” olayından dolayı olmalı!  Nitekim Sanver “Mezarı Nasıl Açtık” başlıklı öykü tadındaki hatırasını anlatmaya başlarken şöyle der:

       “DÜNYAMIZDA insanların maddesel hırslarının doruğa ulaştığı, koltuklar ile paranın flörtü ve savaşlar ile çıkarların neden olduğu trajedilerin azdığı bu zamanda yaşam ile ölüm arasındaki o sessiz süreçten daha doğrusu tuhaf bir merakın ilginç öyküsünden bahsedeceğim..”

MERAK ŞU: 1990 yıllarında Lefkoşa Mağusa yolunun genişletme çalışmaları nedeniyle Lefkoşa’daki eski mezarlıktaki 140 kadar mezarın açılarak kemiklerinin bir başka yere defnedilmesi zorunluğu doğar.

Sanver haberi işitir ve ne zaman Hamitköy veya Mağusa’ya gitmek için eski Küçük Kaymaklı Mezarlığının önünden geçse bir şeyler görmek için arabasından inerek mezarları temaşa etmeye başlar! Nitekim bu merak sonucunda da  bir gün “mezar taşının üzerinde isim ve tarihinden anladığınca 1940-50’li yıllarda İstiklal gazetesini yayınlayan Necati Özkan’ın annesine ait bir mezara rastlar! Mezar  yeşil renkli mermerden bir lahit şeklinde yapılmış ve enfes oymalarla  bezenmiştir.

Sanver’in bu mezarlık merakı o kadar vazgeçilmez bir alışkanlık olur ki yakınları, “yoksa öteki dünyaya mı merak sardın” demeye başlarlar! Fakat Sanver merakını yenmek bir yana gitgide daha da meraklanır.  Mezarlığa her uğradığında  daha içerilere gider bu vesileyle de   orada çalışan bir işçi ile tanışıp arkadaşlık bile kurar..

  Sanver, görevi mezarları açıp kemikleri beyaz şeker torbalarının içine koymak olan bu adamla yerenliği iyicene koyulaştırırken, garibanın biri olan bu mezar açıcı adam için şunları yazar:

“En az 50 yıldır burada yatmakta olanları kazma kürekle dürtükleyen bu adam günlerdir mezarlıkta yalnız başına  çalışıyormuş. Günde ancak 4-5 mezar açabiliyor kemikleri de ayrı ayrı ayrı boş şeker torbalarına koyuyormuş!”

Şimdi gelin o işçinin Sanver’e,  Sanver’in de kitabına aktardığı bir iki hatırasını  birlikte okuyalım:

“Bir gün bir mezarda iki insan iskeleti bulmuş. Tek mezara birden fazla kişiyi gömmek uygulaması bizde pek usulden değildir ama kim bilir?.. Onlar belki de ayni gün ölen ayni aileden iki kişi idi. Belki de iki sevgili…”

“Bir başka mezardaki insan iskeletinin karın kısmında da küçük bir iskelet daha varmış.  Bu da doğum sırasında ölen talihsiz bir anne ile karnındaki çocuğundan başka birisi değilmiş…”

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ? Ne demiştim geçen haftaki Ahmet Sanver’le ilgili anlatımımda. “Sanver yazdıkça ustalaşmış.” O “ustalığın” bir yanı da “anlatımlarını” tekdüze hatıralardan kurtarıp  “öğretici” oluşlarını da dikkate alması.. Okuduklarımız  “mezarlıkla, ölüler”  falan da olsa bugüne kadar bilmediğimiz bazı “yeni” şeyler öğreniyoruz. Mesela:

 Sanver Mezarlıktaki  işçi ile iyicene arkadaş olmuş ya.. Artık bazı mezarların açılmasını işçi arkadaşının başucunda izlerken Sanver, bakıyor ki erkeklerin mezarlarının derinliği  bel hizasına kadar kadarken, kadınların mezarları ise göğüs hizasına kadar kazılmakta!

Bu kuralı öğrendiğim zaman diyor Ahmet Sanver, din yetkililerine nedenini sordumdu. Her biri başka bir şey söylemişti! Kimisi kadınların namazda ellerini göğüs hizasında, erkeklerin ise bel hizasında tuttukları için” dediydi! Bazıları ise mezar hırsızlarının mahrem olan kadın bedenine ulaşmalarını zorlaştırmak için uygulanan bir kural olduğunu söylediydi!” Ve ekliyor Sanver, “sizin anlayacağınız kadınların neden erkeklerden bir karış daha derin gömüldüğünü öğrenemedim.”  (Varsa doğrusunu bilen Ahmet Sanver’e ulaşsın biz de öğrenmiş oluruz.)

       Ahmet Sanver defin sırasında uygulanması zorunlu olan kurallardan birinin de mezara yerleştirilen cesedin namazda olduğu gibi yüzünün Mekkeye yani Kıble’ye (Kâbe) bakmasıdır. Kıbrıs’ta mezarlar Doğu-Batı istikametinde kazılır ve cesedin başı Güney-Doğu yönüne çevrilir. Bunun için de taş veya tezek (çamurdan) kullanılır.

ANLATIMLAR BİTMİYOR: Sanver daha pek çok şeyler anlatıyor mesela diyor ki “Fatiha suresi ölünün adına tanrıya seslenişimizdir. Ölünün iyi bir Müslüman olduğunu, Allah’ın saygınlık ve büyüklüğüne inandığını hatırlatmaktır…”

“… Bir de öldü cennete yahut cehenneme gitti söylemleri yanlıştır. Işıklar içinde yatsın, toprağı bol olsun, yattığı yer nur olsun söylemleri doğrudur.”                              “Dinimize göre insan ölünce kıyamet gününe kadar mezarında bekleyecektir. Kıyamet günü dirilecek ve dünyadaki mealleri sonucunda kendisine biçilen yere varacaktır”

VESSELAM: Ahmet Sanver’in kitabını  bir Pazar sohbetimde sadece “mezarlar, ölülerle” takdim etmek istemezdim. Çünkü bu anlattıklarım kitabın sadece bir bölümü..

Oysa kitapta “çocukların ve gençlerin Koruyucusu Hollywood Eşref var!” Bayılırsınız hatıralarını okurken. “Çetin Spor”un kurucusu!  Eczacı Timur,  eski tatlılarımız, yemeklerimiz, yemişlerimiz var… Hatta oyunlarımızla oyuncaklarımız bile var…

Eh! Okumamışsanız Ahmet Sanver’in  her biri bir solukluk güzelim kitaplarını, büyük kayıp diyorum.  Mutlaka okuyun inanın büyük keyf alırken Kıbrıs Türk kültürü ile ilgili de çok şeyler öğreneceksiniz..