Köşe Yazarları

Bizi ilgilendirmeyen seçimler







Bugün Fransa ve Cezayir’de seçimler oluyor. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimi, Cezayir’de de parlamento seçimleri.




Cezayir’de yeni bir şey yok ve olacağı da yok. Politikacılardan bıkan, seçimlerden ümidini kesen gençler, sandığa gitmeyeceklermiş. Cezayir’de varsa da Abdulaziz Buteflika, yoksa da Buteflika.



Buteflika 1999 yılından beridir iktidarda. Daha önce de 16 yıl boyunca dışişleri bakanlığı yapmış birisi. Bulunmaz Hint kumaşı. Hiç seçim kaybetmiyor. (Birilerini anımsatıyor mu?) Çoğunluğu tutturamadığı zamanlar sözünden çıkmayan bir veya birkaç parti buluyor ve koalisyon hükümeti kuruyor.

Zavallı Buteflika ne yapsın? Millet kendisini seviyor. Millet iradesi onu iktidara getiriyor. O da milleti kıramıyor. Milletin istediği gibi elinde kırbaç ülkeyi yönetiyor ve milletin haklarını savunuyor.

Ülkede aşırı İslâmcılar, rahat durmuyor. Buteflika da ülkeyi demir yumrukla, OHAL’la falan yönetmek zorunda kalıyor. Türkiye’de PKK, Daeş, YPG varsa orada da “Bağdadi’ye bağlı İslâm Devleti teroristleri” var. Muhalefet edenler, ihanet içindedirler ve çarelerine bakılmalıdır. AB imiş, ABD imiş, insan hakları imiş, demokrasi imiş, vız gelir tırıs gider.

Fransa’da seçimler biraz daha heyecanlı. Ancak orada da yapay bir heyecan pompalanmaya çalışılıyor. Seçimler, Fransızlar yanısıra öteki AB ülkelerini de ilgilendiriyor. Büyük ekonomi sahibi ülkelerin borsalarını da ilgilendiriyor. Fransa’daki seçimlerle borsada bir dalgalanma oluşturulmaya çalışıyor. Çünkü borsada oluşan bir dalgalanma, bazı kurnaz para babalarına milyonlar kazandırıyor. Hem de taş atıp kolları yorulmadan. Kıbrıslıların dediği gibi “dibelik havadan”.

Halbuki Fransa’da da seçim sonuçları bellidir. Emanuel Macron, rakibi Marine Le Pen’e fark atacaktır. %20-25 dolayında bir fark. Bunu görmek için büyük bir analist olmaya gerek yoktur. Ama televizyonda anlı sanlı yorumcuları dinliyorum. Israrla seçimin ortada olduğunu savunuyorlar. Ve kuşkulu bir edayla soruyorum: “Bunların tümü borsalarda dalgalanma yaratmaya mı çalışıyorlar?”

26 Mart tarihli “Emanuel Macron’un ayak sesleri” başlıklı makalemde şunları yazmışım: Görünen o ki, Macron’un en güçlü rakibi, aşırı sağcı Marine Le Pen gibi duruyor. Ne var ki beş aday içinden Le Pen birinci gelse bile, ikinci turda kaybetmeye mahkumdur.

“Brexit ve Trump’ın zaferinden sonra, birçok politika analisti, Le Pen’in bir sonraki seçimlerde cumhurbaşkanlığını kazanacağını ileri sürdüler. Ben bu görüşe katılmıyorum. Evet, Avrupa’da ırkçılık, İslamofobi, popülizm hatta anti-Semitizm yükseliş trendindedir. Ancak iktidara gelecek kadar değil.

Dolayısıyla Macron birinci tur seçimlerde birinci veya Le Pen’in arkasından ikinci gelirse, tahminim odur ki, ikinci turda kesinlikle kazanacaktır.”

Hafta arasında Macron ile Le Pen ikibuçuk saatlik bir tartışma yaptılar. Son zamanlarda “France 24” TV kanalını izlediğim için o kanaldan İngilizce simültane çeviri yapılacağını biliyordum.

Bu nedenle o gece France 24 kanalını izledim. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Tartışmanın bu denli düzeysiz olabileceğini hiç beklemiyordum. Birbuçuk saat kadar dayanabildim. Sonra kapatıp yattım.

Konuşmalarda ne bir zekâ pırıltısı vardı, ne bir espri cilası. Hatta ne de bir kültür birikimi sezinlenebiliyordu. Kaba kaba hakaretler uçuştu havada. Le Pen tam bir canavar. Ağzını açar açmaz rakibini bombalamağa başlıyor. “Cahil, yalancı, korkak, aptal, ahmak, hırsız, vergi kaçakçısı, Fransız fabrikalarını yabancılara satan, büyük şirketlerin uşaklığını yapan adam” gibi sıfatlar tekrarlanıp durdu tartışmada.

Le Pen, benim dinlediğim süre içinde, cumhurbaşkanı seçilirse ne yapacağı konusunda hemen hemen hiçbir şey söylemedi. Macron’un ne olduğunu veya ne olmadığını tekrar tekrar söyledi ve böyle birinin Fransa cumhurbaşkanlığına uygıun olmadığını savundu. Kadının seçim manifestosu olup olmadığı konusunda kuşkuya düştüm. Belki de yoktur.

Macron bir şeyler söylemeye çalıştı ama Le Pen müdahale edince veya lâf sokuşturunca dengesini kaybedip ona cevap vermeye başladı. Söylediklerinin doğru olmadığından başladı, yalan söylediğine geçti. En sonunda da “yalancı” olduğunu söyledi.

Le Pen’e hak vermemek elde değil. Macron gerçekten cumhurbaşkanlığına yakışmıyor. Ancak kendisi hiç yakışmıyor. Macron “ehven-i şer”dir.

Siyaset bilimi araştırmacılarına göre, insanlar eğitildikçe ve kültürleri arttıkça siyasetten uzaklaşıyorlar. Sandığa giden insan sayısı giderek azalıyor. İdeolojik farklılıklar giderek önemini yitiriyor.

Buna karşılık politikacılar televizyonlarda daha sık görünmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Her biri adeta sanatçılar ve futbolcular gibi birer yıldız muamelesi görüyor.

Konuşmaların içeriğine önem vermeyen çoğu insan, adayların görüntüsüne bakarak karar veriyor. Bunun doğal sonucu olarak, gün gelecek insanlar, görüntüye göre oy verecekler, içeriğe göre değil. Dolayısıyla yöneticilerimiz yakışıklı veya güzel olacak. Ama kafaları boş olacak.

Uzaklar yakın oldu. Bugünkü Fransa seçimleri bu teoriyi doğrular mahiyettedir.









Başa dön tuşu