Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dönülmez akşamın ufkundayız”

Bazen böyle olur.

Neyi yazmak istediğinizden çok,
Neyi yazmak istemediğiniz daha önemli olur…

Kim bir yakınının, eşinin, dostunun, arkadaşının, can yoldaşının arkasından yazı yazmak ister ki?

Son birkaç gün yazdığımız yazılar, yazmak istemediğimiz yazılar arasında yer aldı…

Şimdi de “normal” konulara döndük tekrardan…

Yani hayata…

Lakin,
Ve doğrusu içimden gelmiyor.
İyisi mi dedim oturduğum yerde ne var ne yok onu aksedeyim…

Bir masanın etrafındayım.
Mutfak masasında.
Dışarısı görünüyor.
Mutfak camları güneşe yannama bakmakta.
Hava parçalı bulutlu ve gök mavisi yarı çıplak.
Gün ışığı bilgisayarın ekranını parlatıyor gözlerim dibelik yaşarmakta.
İki kuru pastadan birini yemiş durumdayım.
Üç kitap var masada üçü de Kıbrıs’a dair.
Bir ekmek bıçağı ve bir kalem.
Birbirlerine ters bakıyorlar…

Bıçak ve kalem…

Tütün takımı tam teçhizat.
Plastik şişedeki kolonya Pe-re-ja.
Bundan başkasını kullanmam…

Bir ara Fecabook’a girdim.
Beğendiklerimi beğendim.
Siyasi haberlerin hiçbirini okumadım.
Beytambal kalsın dedim…

Buzdolabının sesi dere şırıltısı gibi.
Bizim papağan ne bilsin keyfi yerinde.
En çok ay çiçeğini seviyor…

Hayat devam ediyor ve sanki o bıçak değil de kalem saplanmış gibi böğrümüze.
Ya da bir gitarın penası…

Cenazeden geldiğim için imama taktım.
Söyleyeceklerine başlamadan “intro” yapıyor.
Ellerinizi kulaklarına şöyle götüreceksiniz falan diyerekten…

Cenaze töreni değil sanki seminer.
Kimin aklıdır birader?

Kitapları karıştırırken gördüm.
Osmanlı Mağusa’yı aldığında Rumlar da dahil diğerlerinin mallarına, mülklerine el koymuşlar.
Yazar hayretle anlatıyor.
Ne var bunda? dedim.
Şimdi de böyledir…

Masanın ortasında küçük bir saksı, içinde küçücük kaktüs.
Hayat bu kaktüse mi benziyor yoksa?
Hoş ama her tarafı dikenli…

Kahvem çifte kavrulmuş.
Kıbrıs kahvesi.
Köpüklü.
Ve sade.
Duble yaptım anasını.
Ortalık zaten duman…

Biz burada Aydın’ı son yolculuğuna uğurlarken,
İstanbul’da da Yaşar Kemal aynı yolculuktaydı.
İnternet’te sözleri dolaşıyor:
“İnsan evrende gövdesi kadar değil
Yüreği kadar yer kaplar”

İşte,
Yine bir ufuk vakti daha.
Bir kez daha dönülmez akşamın ufkundayız…