Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yeniden başlayan Kıbrıs Müzakere sürecinin düşündürdükleri

Kıbrıs konusundaki görüşmeler 11 Nisan 2017 tarihinde bir süre aradan sonra yeniden başladı. Toplantı sonunda yapılan açıklamalarda genelde olumlu ifadeler kullanılmış olmakla beraber ifadelerde güven bunalımının etkisinin bir miktar devam ettiği  hissi de vardır.

Cumhurbaşkanı M. Akıncı, toplantı sonrasında tarihlerini de açıklayarak son toplantı tarihi 11 Temmuz olan 4 toplantı daha yapılacağını ve Temmuz’a kadar müzakereleri sonlandırma hedefi olması gerektiğini söyledi. Esasen ilk müzakerelere başlanmasından itibaren Sayın Akıncı müzakere sürecinin ya 2016 yılı sonuna kadar veya en çok 2017 başlarında bitirilmesi gereği üzerinde uzun zamandan beri durmuştur ve gerekçelerini de defalarca açıklamıştır. Sonuçta endişelerinde de haklı çıktı. Güney Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlayacağı, BM GS’nin değişeceği ve adaptasyon süresi ile enerji konularında Rum tarafının araştırma-sondaj teşebbüslerinin müzakerelere darbe düşüreceği, başlıca endişeleri idi. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı tarafından şimdi de hem seçime daha çok yaklaşmadan hem de enerji kaynaklarının araştırılması konusunda Rum tarafının Temmuz ayında başlatmasını düşündüğü enerji sondajlarıyla  yaşanması muhtemel gerginliklere girilmeden ortak çözümlerin ve ortak faydaların üretilmesi arzulanmaktadır .

Barış görüşmeleri şimdi devam ederken Rum Lider Anastasiadis, tek taraflı hareketle Kıbrıs’ın tek hakimi anlayışı içinde Kıbrıs’ın egemenlik haklarını kullanmasının hakları olduğunu savunmaktadır. Sondajlarda ısrar etmektedir.  Dolayısıyla Sayın Akıncı açıklamasında konuya değinmek zaruretini duyarak zenginliklerin ‘hepimizin hakkı olduğunu’, ve egemenlik alanının da ‘iki toplumdan kaynaklanmakta olduğu’nu vurgulamıştır. Akıncı, Türk tarafı olarak müzakere hedefinin BM’in sürece katkısı ile yeni bir Konferansa gitmek olduğunu ifade etmiştir.

Müzakerelerin 2 yıldan beri bu kadar emekle devam ederek son safhalarına gelindiği bir süreçte barışın devamlılığının sürdürülmesi için barışçıl girişimlerin genişletilmesinin gerektiği bir dönemde, barış ortamını alt üst eden  ENOSİS plebisitinin kutlanması konusundaki Meclis kararı ile bozulan ilişkilerin, şimdi değişen yeni karardan sonra tekrar bir araya gelinmek  suretiyle düzeltilmesi ve barış ortamının yakalanması için, yeni bir görüşme sürecine girilmiştir. İnşallah yeni bir ivme kazandırılarak Temmuza kadar görüşmelerin sonlandırılması konusunda belli bir anlaşma sürecine girilir. BM’in rolü de çok önemli.

Ancak böyle sonuca ulaşmak için her iki tarafın da aynı görüşleri paylaşması ve aynı istek içinde olması şarttır. Türk tarafı bu güne kadar çözüm isteği konusunda samimiyetini, oldukça güçlü bir Liderlikle ve sonuç alma niyetini, fasılasız yoğun, fayda sağlayıcı çalışmalarla görüşmelerin devamını sağlamak için olağanüstü gayreti gösterdiği aşikârdır. Ve Cenevre konferansına kadar da Rum Liderliği partnerleri ile karşılıklı olarak mesafe kat etmede merhale kaydedildiği de bir gerçektir. Ve ilk defa Kıbrıs konusunda Garantör ülkelerle BM GS ‘nin başkanlığında 5’li bir konferans gerçekleştirildiği de. Cenevre’ye kadar Rum tarafının da çözüm isteği hakikatte dışarı yansıyan şekli ile, -belli konulardaki ısrarları haricinde- daha yüksek düzeyde görünmekte idi. Ve tarafların iyi diyalogla çalışmalarının sürdürülmesinin devamlılığından, ve bir çok konuda ilerlemeler kaydedilmesinden dolayı, her iki toplumda da bir sona ulaşma heyecanına ulaşılmıştı.

Ancak tam da konferans dönemi safhasında  Yunanistan’ın Türklerin güvenliği konusunda verdiği yakışıksız beyanat ve görüşler ve akabinde Konferansta haritanın da mazeret gösterilerek Rum Liderliğinin toplantı için ara istemesinden sonra sihir bozulmaya başlamıştı. Ve ondan sonra yükselen bu çözüm ortamı seviyesindeki  ivme, 5’li konferans esnasında su yüzüne çıkan öncelikle Yunan ve  Rum tarafının–belki de Yunanistan baskısı ile- gereksiz tepkileri ve soğuklukların ardından, düşmeye başladı.

BM GS Başkanlığında, 3 garantör devletle başarılan 5’li Konferans’tan azami yararlanma ve uzlaşma fırsatı karşı tarafın bu tutumu neticesinde kaçırıldı. Böyle bir fırsatın konferans  ara verildikten sonra tekrar bu ülke heyetleriyle bir araya gelinerek yakalanmasının her zaman o kadar kolay olmayacağını Rum Liderliği ile Yunanistan herhalde idrak edebiliyordu.!  Ve arkasından plebisit olayı, işi daha da gerdi. Yine de temennimiz bunların geride kalması ve müzakerelerin  samimi bir istekle tekrar sürdürülerek sonlandırılmasına çalışılması ve yeni 5’li Konferansa gidilebilmesini sağlamaktır.  Çünkü Akdeniz’deki ve orta doğudaki mevcut gelişmeler çerçevesinde, her iki tarafı tatmin edecek kalıcı bir barışın Kıbrıs adasında gerçekleşmesinin , her iki toplumun da menfaatine olacağı kuşkusuzdur.

Rum Liderliğinin en büyük zafiyeti gerek egemenliği gerekse eşitlik ve zenginliklerini  Türk tarafıyla paylaşmak istemediğidir. Attığı adımlarla bunu göstermekte iken nasıl bir çözüme ulaşılacaktır? Müzakerelere başlandığı dönemde gündem konusu, yıllardan beri çeşitli anlaşmalar ve BM kararlarıyla onaylanan Kıbrıs’ta Ortaklığa dayalı kriterlerdi. Bu kriterlerle masaya oturup bu kadar mesafe alındıktan sonra bu kriterleri yok sayarak geri dönüşe girmek uzun vadede  Rum kesimine  bir menfaat sağlayamayacağı ve Kıbrıs’ta kesin bir  bölünmeye gidilmesine yol açılacağı aşikârdır ki, ileride kendileri için pişmanlık olması daha kuvvetli bir ihtimaldir.

Uluslararası alanda Kıbrıs’ın geneline olan ilgi çok devletlidir. Türkiye, Yunanistan, İngiltere dışında ABD’den başlayarak, Rusya, AB ülkeleri vardır. Uluslararası politikalar ilgili ülkelerin menfaatlerine dayalı olarak geliştiğine göre uluslararası konjonktür değişikliğinde, bölge politikaları oluşturulurken şimdiye kadar dünyada Rum Yönetimi lehine gelişen ilişkilerin ne kadar daha lehine olacağı belli değildir. Gerçi Rum Yönetimi şimdiye kadar uluslararası ilişkilerde fırsatları iyi kullanarak akıllı politikalar uygulayarak dünyada tanınmış devlet olma seviyesine çıkmışsa da bunu ilelebet tek başına Kıbrıs’ın tümüne yönelik hakimiyetini genişleterek uygulama imkânını hiçbir zaman bulamayacağını da bilmesi gerekir. Nerde durması gerektiğini bilmeyenlerin, her zaman zararla karşılaştıklarının tarih boyunca çok örnekleri vardır. Kıbrıs’ta yüzyıllardan beri bir Kıbrıs Türk varlığı vardır. Eğer bir barış isteniyorsa ve Federal bir devlet kurulacaksa bu devlette Kıbrıs Türk  varlığının eşit statüdeki hak ve menfaatlerini ve Yönetimde güç paylaşımında eşitliğini de kabul etmek zorundadır. Federal bir devlet oluşumunda her iki tarafın eşit statüdeki varlığının gereği BM nezdinde de yıllardan beri tescil edilmiştir.

Bu itibarla Kıbrıs’ta barışa ulaşmak için müzakerelerde Rum Yönetiminin öncelikle zihniyetini değiştirmesi ve bu gerçeği kabullenmesi şarttır.

Geçen gün Havadis Gazetesi adına Mete Tümerkan ve Hüseyin Ekmekçi’nin BM GS, Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide ile bir mülâkatı vardı. Eide’in sorulara cevapları gayet diplomatik ancak nettir. ‘Bir şey kayıp, sanki bir şey kayboldu. Yani biraz Güven. Bana göre biraz motivasyon. Daha çok enerji gerek.’  Bu sözler diplomatik lisanda çok şeyler ifade ediyor.. Zamanın iyi kullanılması gerektiği, aksi halde engeller çıkabilir diyor. Durumu güzel özetledi. Esasen engeller şimdiden Kıbrıs Türk Tarafı’nca da görülüyor. Onun için en geç Temmuz deniyor.

Özellikle Yunanistan’ın Rum Lider Anastisiadis’e  bu konuda teşvik ve destek vermesi şarttır. Çünkü Yunanistan’a aşırı bağımlılıkları ortada.  Bu itibarla seçime gidecek Rum Liderin kendi kamuoyu desteği için Yunanistan’dan açık destek alması halinde, sürece daha cesaretle başlaması  mümkündür.  Aksi halde hem Yunanistan hem de kendi kamuoyu ve Kilise baskısı altında Anastisiades’in cesaretle güçlü Liderlik yapma şansı çok azalır.

Sayın Akıncı’da güçlü bir Liderlik gösterme potansiyeli vardır. Arkasında Türk tarafında güçlü bir kamuoyu desteği olduğu açıktır. Ve müzakereler sürecinde Türkiye ile işbirliğinin de, karşılıklı anlayış içinde sağlandığını görmekteyiz. Türkiye’nin müzakere sürecine ve Kıbrıs Türk Liderliğinde müzakere heyetine güvendiğini ve destek verdiğini de  açıklamalardan gördük.

Bu dönüm noktasında eğer Anastisiadis de bunu kendi cenahı ile sağlayabilir ise bir sonuca ulaşma ümidi çok güçlü olur. Aksi halde Türk tarafı ne kadar istekli olursa olsun, ve ne kadar Lider’lik gösterse de, karşı taraftan aynı şekilde mukabele gelmezse, sonuca tek taraflı gidilmesi mümkün olamayacaktır. İnşallah temennilerimiz gerçekleşebilir..