Güney “küçük Yunanistan”dır. (Kuzey 42 yıl sonra bile hâlâ Türkiyeli Kıbrıs’lı ayırımının tahtaravallisinde inip çıkmaktadır!) Tutun ki Güney o kadar Yunanistan’la iç içedir ki adadaki cunta subayları ve askeri ile birlikte mesela 1974’lerde Makarios’a darbe yapacak kadar!
Ne var ki kader birliği söz konusu olduğunda biz Türkiye’ye karşın bir dünya devleti olamadık ama Rum Yunanistan sayesinde AB ile BM’ler üyesi bile oldu!
Hani bazan hamaset kokulu söylemlerimizin heyecanlı ses dalgalarında boğulurken “tasada ve kıvançta Türkiye ile bir bütünüz” deriz ya! O laf Yunanistan ile Güney için geçerlidir!
Bu bilinen gerçeği yazdıktan sonra “Rum tarafının Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarına” geleceğim:
RUM’UN GAZI! Rum tarafı 42 yıldır Türkiye’nin de yanlış dış politikası sonucunda Kuzey’deki Türk toplumunu “korsan devlet” yakıştırması ile tanınmamışlık ve ambargoların esaretine kilitleyip müzakerelerle oyalarken; kendisi de Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgesinde hidrokarbon yatakları buldu, sondajlara başlayacak aşamaya da geldi! Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgeler olayının önemini anlaması için de bu olay yetti!
Nitekim Mısır ve İsrail’le anlaşma yapan Rum tarafı parsel parsel ihalelere çıkar mesela Afrodit parselinde zengin olduğu söylenen gaza ulaşırken, “ya bizim payımız” demeye başladık! Dedik ama Anastasiadis de “bu benim egemenlik alanımdır kimseyi işime karıştırtmam” dedi! Hem de Müzakerelerin yeniden başladığı daha birinci gün!
Eee olacağı buydu! Çünkü 1974 sonrasından beridir onca tartışmamıza Rum tarafının pasaport ve kimliklerini cebellu etmemize karşın, hiç karar veremedik! “Ayrı bir devlet mi olacağız yoksa Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki haklarımızı da dikkate alarak mesela müzakerelerle çözümü bu eksene mi oturtacağız!
Nitekim bir yıl önce müzakereler başlarken ne dediydi Anastasiadis? “Çözüm Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmiş şekli olacaktır!” Tabi olmadığını ve hâlâ iki cami arasında kalmış binamaz gibi işimize geldiğinde KC’den teverrüs ettik diye Rum’un gazında bizim de hakkımızın olduğunu iddia ederken, işimize gelmediğinde “ayrı devlet” olduğumuzu savunduk!
YA ŞİMDİ? Müzakereler yeniden başlarken bu kez tabi ki arayışı süren çözümün de lafzına uygun bir siyasetle Doğu Akdeniz’deki gazda bizim de payımızın olduğunu söylüyoruz! Şimdilerde her halde Ankara’nın da telkinleri ile konuyu masaya taşımaya hazırlanıyoruz! Pekala ama Rum “egemenlik alanımdır” dediği gazına Kuzey’i dolayısıyle Türkiye’yi dokundurur mu? Çözüm olursa evet çünkü hem Türkiye’nin üzerinden borularla çok daha ucuza AB’ye nakli sorunu vardır hem de Ankara anlaşmasına dayalı Rum gemilerinin TC limanlarına uğraması sorunu vardır. Bunları aşmak Rum’un da ekonomik çıkarınadır.
TURİZMİMİZİN DİĞER YÜZÜ!
Turizmimizi tanıtma yollarında başta turizm bakanı Ataoğlu olmak üzere büyük çaba gösterildiğini biliyoruz. Zorlukları ile açmazlarını da!
KKTC’de hafif sanayiyi bile ayağa kaldıracak potansiyelimizin olmadığı, başta Türkiye pazarı olmak üzere ticari rekabet gücümüzün kendimize bile yetmediği gerçekte tutun ki Güney gibi tek şansımız turizme dayalı bir büyüme ile turizme cevap verecek bir sektörel sanayileşmedir.. Tutun ki şimdilik “kumarla” idare ediyoruz da nereye kadar? Çünkü olduğu yerdeki olumsuz yan etkileri faydalarından çoktur!
NE KADAR TURİSTİĞİZ? Aylar önce yazarları çizerleriyle “yılın turistik beldesi” olarak seçtikleri KKTC’ye gelen Hürriyet gazetesi ekibi bir iki hafta süreyle bizim de yakından izlediğimiz yayınları ile tanıtımda bulunmuşlardı. Şeftali kebabımızdan tarihi yerlerimize, hür eşeklerimizden “çevre pisliğimize” kadar!
Sonra yayınların ardı arkası kesiliverdi ki geçtiğimiz gün Antalya’daki bir toplantıya katılan Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu o milyonlarca turistin aktığı kentin bile KKTC’ye turizm adına zırnık katkısının olmadığını bu konularda halen zorlukların devam ettiğini söylüyordu!
TURİZM MEVSİMİ GELİRKEN: Geçtiğimiz Pazar ayni gazete oluşturduğu bir jüri ile en iyi 10 Yunan adasını seçiyor ve manşet tanıtımında şöyle diyordu:
“Adalar konusunda dünyanın en şanslı ülkesi belki de Yunanistan. Eşsiz koyları, uçsuz maviliklere sahip denizi, bembeyaz evleri, tarihi eserleri, tavernaları ve renkli gece hayatlarıyla her yıl dünyanın farklı ülkelerinden binlerce turist bu adalara akın ediyor! İşte Türkiye’ye bir iki saat uzaklıkta yer alan en güzel adalar.” (Ki aralarında Rodos da var Girit de var, Mikenos da var…)
OLACAK TABi ÇÜNKÜ! Mesela şu tanıtımları KKTC turizmi için yapabilir misiniz?
“Eşsiz güzellikte altın gibi kumlarıyla tertemiz sahilleri!.. O sahillerde uzayıp giden bembeyaz evleri!.. Restorasyonları tamamlanmış tarihi eserleri, her keseye uygun tertemiz müzikli eğlence yerleri, akşamları oldu muydu bazı turistik bölgelerinde sabahlara dek süren eğlenceleri!.. Huzurlu, soldan olmasına karşın su gibi akan güvenli trafiği, caddelerinin temizliği tertibi ile tam tatil geçirilecek yaşanası bir ada!..
Öyle olmadığımızı üstelik çok pahalı olduğumuzu da ekleyerek yazalım: Turizm sektörünün alt yapısını oluştururken büyük bir fırsat kaçırdık ki bir daha geri dönüşü yoktur! Nitekim Girne gitti! Mağusa da gidiyor! Aman Karpaz’ı olsun kurtarın!
KISACA TAKILDIĞIM: (ALTINCI İLÇEMİZ LEFKEDEN FERYATLAR)
Bu KKTC’ye 28 Belediye çoktur, bazılarını birleştirelim derken, bu kez de ilçe merakına düştük! Önce İskele şimdi Lefke! Ki İskele Belediye’nin petrolden kazanımları olmasa çoktan mayna ederdi!
Lefkeliler diyor ki altıncı ilçe olduk ama hâlâ değerimiz yok! Cengiz Topel dışındaki tuvaletler hâlâ inşa edilmedi! Üstelik gündüz doktor var gece yok!..
Naçizane öğüdümdür: Siz ne olur ne olmaz o portakal bahçelerine sıkı sıkı sarılın sonunda tek kurtarıcınız yine o portakallar olacak tabi bir de hurmalar!
































