Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar Sohbetimdir: (Bir Senaryo Ve Sonuçları!)

Güney’de Trodos dağları eteklerindeki bir kasabada  iyi donanımlı bir Rum ilkokulu.. Ders zili çalar.  2. sınıf öğrencileri sabahın ilk dersi “Hayat Bilgisi” ile eğitime  başlar.

Orta yaşlı Rum öğretmen masanın önünde durmakta otuz öğrencisini dikkatle izlemektedir. Yüzünde bir hüzün, gözlerinde elim bir olayın matemini hatırlatan ifade vardır. Öğrenciler gürültülü hareketlerle sıralarına yerleşirken henüz kendilerini dikkat ve hüzünle izleyen öğretmelerinin farkında değiller. Fark ettiklerinde birbirlerini dürtüp dirsek atarak uyarırlar. Sınıf derin bir sessizliğe  gömülürken, orta yaşlı öğretmen sorar:

“Bana bugünün takvimini kim söyleyecek?”

Bir anda sınıfın yarıdan fazlası küçük öğrenciler dalgalanırlar, neredeyse öğretmenin gözüne sokacakları parmaklarını kaldırırlarken “ben ben” diye bilmişlik gösterisi yarışı yaparlar!

Öğretmen arka sıralardan  bir öğrencisini işaretleyerek sorar:  “Sen söyle.”

“20 Temmuz 2017 öğretmenim!”

“Aferin” der öğretmen ve ikinci soruya geçer: “Pekala sevgili öğrencilerim bundan 42 yıl önce 20 Temmuz 1974’de Kıbrıs’ta  ne olduğunu bilir misiniz?”

Sınıftan bir uğultu yükselirken, arada sesler işitilir: “Türkler vatanımızı işgal ettilerdi… Bizi evimizden yurdumuzdan sürüp Güney’e göç etmemize neden olmuşlardı…”

AYNİ GÜN KUZEY: Bir köy ilkokulu. Bayan öğretmen sabah derslere  başlama ziliyle ilkokul 3. Sınıf öğrencilerinin bulunduğu dersliğin kapısından  içeri girer. İlk ders Türkçe’dir ama öğretmen  “yarın okulun niçin bir tatil olacağını” sorar. Sadece üç dört parmak kalkar, bayan öğretmen aralarından birine “anlat” der.

Kız öğrenci, “öğretmenim der yarın 20 Temmuz Barış Harekâtının başladığı gündür de ondan..”                                                                 “Pekala” der öğretmen “nedir bu harekât ve niçin oldu?”                                                          “Babam anlattı” der kız öğrenci. “Rumlar bize saldırmışlar Türkiye de bizi öldürmesinler diye adaya asker yollamış, bizi kurtarmışlar!”

AYNİ GÜN: Leymosun’da bir lise. Tarih öğretmeni lise 2. Sınıfta Helenistik çağı anlatmaya başlamadan önce öğrencilere sorar: “Bugün günlerden ne?” Sınıftan sesler yükselir. “20 Temmuzzz.”                                        “Var mı aranızda bu günü anlatacak olan?”

Yakavu elini kaldırır ve anlatmaya başlar:      “20 Temmuz 1974’de  Kıbrısımız Türkiye tarafından işgal edildi. Askerlerimiz kahramanca savaştılar ama sonunda geri çekilmek zorunda kaldılar. Türkiye Kuzeyi işgal etti, binlercemizi Güney’e göçe zorladı, kalan mallarımızı gasp etti…

AYNİ ANDA: Mağusa’da Namık Kemal Lisesinde  bir tarih öğretmeni  3. Sınıf öğrencilerine 1974’ün önemini ve savaşın nedenlerini anlatıyor, Rum kıyımından Türkiye’nin müdahalesi sonucunda kurtulduğumuzu söylüyordu…

***                              

    MÜZAKERELER BAŞLIYOR: Çünkü Rum Meclisi Enosis Plebisitinin ve diğer ulusal günlerin   kutlamasını Meclis’ten alarak Eğitim Bakanlığının yetkisine verdi. Bir başka ifadeyle Enosis plebisiti  kutlamasını Meclisteki bir değişiklik kararı ile lağvederek Eğitim Bakanlığının yetkisine verdi! Ve bir kez daha müzakerelerin önü açıldı!

***

ÖYLE Mİ? Bundan sonra günü geldiğinde Enosis Plebisiti Eğitim Bakanlığının inisiyatifinde kutlanmayacak ama öğretmen öğrencilerine soracak: “Bugünün tarihi önemini var  mı bilen?” Ve sınıflar uğuldayacak. “Enosis Plebisitinin yıldönümüdür öğretmenim!”                                                           ***

VAR MI BİR MAHZURU? Eğer Sn. Akıncı “Rum Meclisinin yanlışı düzeltme yolundaki bu kararıyla birlikte Enosis plebisitinin okullarda kutlanacak olaylar arasında yer almayacağı anlayışı ile artık önümüze bakmalıyız, yanlışı görüp eleştirdiğimiz gibi doğruyu görüp takdir etmeliyiz” dememiş olsaydı…

Yukarıda “1974 Barış Harekâtının” şu veya bu şekilde Türk ve Rum okullarında öğretmenin kendi inisiyatifiyle bile öğrencilere “tarihi olay” olarak anlatılıp  eğitim ve öğretimin bir parçası olacağını hatırlatmazdım..

Basit bir senaryo da olsa gerçek budur ama! İki halkı oluştururken tarihi menafii içindeki “karakteristik yapısallıkların farkındalıklarını” görmezden gelemezsiniz. Bu adada Enosis plebisiti Türk halkı için kabul edilemez bir karardır ama Rum tarafı için hâlâ bir ideadır! Bu adada 1974 Barış Harekâtı Türk tarafının  özgürlük, barış ve zaferdir ama Rum tarafı için “Kuzey’i kaybettiğinin matemidir!”

ANCAK:  Türk tarafının baskıları ve “eğer kararı geri almazsanız  müzakereler başlamaz” uyarısını dikkate alıp  “Anma günleriyle ilgili tasarıyı” kabul eden Rum meclisi  Enosis Plebisitini kutlamayı lağvederken, sorulası soru şudur:

BİR: Neden Rum tarafı hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken Mesela Disi’li Anastasiadis adaylığını rizikoya atarak Türk tarafı karşısında “siyasi mağlubiyet” sayılacak bir imajı çakarak geri adım atmıştır?

İki: Neden Türk tarafının “garantiler ve siyasi eşitlik gibi konularda” ödün vermeyeceğini, hatta Omorfo’yu bile vermeyeceğini bile  bile sonucu meçhul müzakerelerin başlaması için tükürdüğünü yalamıştır!

ÜÇ:  Masadan kaçan Sn. Akıncı olmasına karşın neden Anastasiadis  yeniden masaya dönmek için  büyük çaba göstermiştir?

DÖRT: Rum tarafına  Türk tarafından bilmediğimiz oranda ve değerde hatta Annan planının üzerinde ödünler mi vaat edilmiştir?

Yoksa bugüne kadar biz müzakerelerin sadece medyaya sızdırılan haberleriyle mi oyalandık veya oyalandırıldık?  (Yarın kendi sorularımızın cevaplarını vermeye çalışacağız.)