Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Önce Kendini Sev!

Bu klişeyi duymayanınız yoktur: Başkalarını sevebilmek için önce kendini sevmelisin. Bu doğru bir klişe. Kişinin kendisini sevmesi ve kendine iyi davranması önemli. Peki ama kişinin kendini sevmesi gerçekten ne anlama geliyor?

Kendini sevmek, öz-sevgi, kişinin özüne olan sevgisi, kendi içinde huzuru bulabilmesi, kendini olumlu duygularla besleyebilmesi için bir şeyler yapması anlamına geliyor.  Bu kimimiz için ılık bir duş almak, güzel bir yemek yemek ya da kendini alış-verişle şımartmak olabiliyor mesela. Ancak öz-sevgi kendini iyi hissettirecek bir şey “yapmaktan” daha derin bir anlam, “duygu” içeriyor. Elbette daha derinlerde, iç huzurumuz için kendimize kibar ve olumlu davranabilmemiz, kendimize karşı empati ve ne yaşarsak yaşayalım özümüzü koşulsuz, olumlu kabullenmeye sahip olmamız önemli.

Kendimize karşı değil de başkalarına karşı kibar ve nazik davranabilmek daha kolay her zaman.  Kendimize karşı geçmişimizden getirdiğimiz eleştirel düşüncelerimiz, toksik bir utanma etkisi yaratabiliyor ve bu farkında olmadığımız etki kendimizle ilgili olumlu düşüncelerimizi ve duygularımızı fark etmemizin önüne geçebiliyor. Bu düşüncelerimiz nereden geliyor, nasıl şekilleniyor bu konuya değinmeyeceğim şimdi. Elbette kendinizle ilgili, tıpkı başkalarıyla ilgili de olduğu gibi, her zaman olumlu düşüncelere ve hislere sahip olamayabilirsiniz.  Başkalarını eleştirmek bizim gibi ilişki sınırlarının belirgin olmadığı, iç içe geçmişliğin yüksel olduğu kolektif toplumlarda yaygın bir alışkanlık. Başkalarını eleştirmek, hem kendimize hem de başkalarına yönelik yıkıcı bir alışkanlık. Bu ise bireysel olarak hata yapma kaygımızın artmasına, küçük bir hatanın ise öz-sevgimizin dolayısıyla öz-saygımızın azalmasına ve kendimizden utanmamıza kolayca neden olabilmekte. Dolayısıyla kendimizi sevmemiz de zorlaşıyor hal böyle olunca.

İnsan olarak hoş olmayan deneyimler yaşamayı arzu etmeyiz, uzaklaşmayı hedefleriz bu yaşantılardan; ancak bize huzur veren ve iyi hissetmemizi sağlayan yaşantılarımız yerine bize acı veren, kendimizi yetersiz ve kötü hissetmemize neden olan deneyimlerimize yoğunlaşma eğilimindeyiz diğer taraftan. Biliyorum inanması zor ancak böyle bir eğilimimiz var maalesef! Eleştirilmek ve bunu takip edecek olan utanç kaygısı, yaşadığımız deneyimin olumlu ve olumsuz yönleri ile hayat tecrübemize yansımasına engel olabiliyor. Başkaları tarafından kabul görecek davranışları sergileme eğilimine giriyoruz. Böylece kendimizi daha değerli hissediyor, daha çok seviyoruz. Ya da öyle zannediyoruz! Bu bizim kendi önümüze koyduğumuz bir engel sadece. Kendimize toplumun sevdiği bir ben yaratıyor, kendimizden uzaklaşıyoruz.

Davranış ve düşünce örüntülerini içinde yaşadığımız toplum şekillendiriyor elbette. Kimse durduk yere bu kalıpların dışına çıkıp da sevimsizleşmek istemez ötekilerine karşı. Bir hata yaptığımızda ya da kendimizi üzgün hissettiğinizde zayıf olduğumuzu hissedebiliyoruz, ancak burada kendimize verdiğimiz mesajın “tamam ben de hata yapabilirim ya da üzgün hissedebilirim, ama bu doğal bir şey. Kaygılandığım tek şey ise başkaları tarafından eleştirilmek, yargılanmak, sevilmemek dolayısıyla da dışlanmak korkusu!” olması gerektiğini belirtmeliyim. Zihnimizin içinde yankılanan eleştirel sesleri duyumsamazlıktan gelmek zor; dahası bu seslere göre hayatımızı şekillendirmeye alışıyoruz ve bu alışkanlığımızı yeni nesillere de bir kültürel miras olarak aktarmaya devam ediyoruz.

Kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek ve sevmek yaşadığınız duyguları, olumlu ya da olumsuz, olduğu gibi kabul edebilmek anlamına geliyor. Eleştirmeden, yargılamadan kabul etmek! Ancak bu bir alışkanlıksa yerine alternatifini koymak lazım. Alternatifi ise “Kendini olduğun gibi kabul etmek” Bu kabul, yeni alışkanlık kendinize olan yaklaşımınızı yumuşatacak ve utanç toksininin dağılmasına yardımcı olacak. Kendini olduğu gibi kabul edebilen biri başkalarını eleştirerek kendince “hatalarını” saklama derdinde de olmaz aynı zamanda. Kendine değer vermekle alakalı özünde kendini sevebilmek, kendine iyi davranmak ise duygudan öte davranışsal bir eylem. Önem verdiğiniz şeylere ya da kişilere kibar davranır ve onları oldukları gibi seversiniz, onlara zaman ayırır, onların kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayabilmek için çabalarsınız. Bunu da bir şey beklemeden, koşul olmadan, karşılık beklemeden yaparsınız! Aynı şekilde kendinize değer verdiğiniz zaman hem psikolojik hem de fizyolojik olarak iyi hissedebilmek için elinizden geleni yaparsınız, en azından yapmak için elinizden gelenin en iyisini yapar, yapmaya çalışırsınız.

Kimsenin kimseyle uğraşmadığı bir toplum hayal edebiliyor musunuz?

Kendini sevmek önemli. Kendinize verdiğiniz değer arttıkça başkalarına verdiğiniz değer de artıyor otomatik olarak. Hem sevebilen hem de sevilebilen biri oluyorsunuz günün sonunda. Hem sevebilen hem de sevilebilen bireylerden oluşan huzurlu bir toplum. Bunu başarmak kolay değil elbette, yargılayıcı alışkanlıkları yıkmaktan, yerine yapıcılarını inşa etmekten bahsediyorum. Öz-sevgi kendinize verdiğiniz değere bağlı; bir anda geliştirip güçlendiremezsiniz ama imkansız değil; bir yerden başlamak lazım. Önemli bir de, toplum olarak huzur istiyorsak. Her gün geleceğimizi sorgulatan haberler gündemimizdeyken, huzur ve sevgi lazım bize.