Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Küresel piyasalardaki konjonktüre göre gelişmeler ve KKTC’de yapılması gereken hizmetler

 

Perşembe günü, ABD merkez Bankası faiz artırımını 0.25 baz puan arttırarak 0.75-1 aralığına getirdi. 2017 içinde iki defa daha faiz artıracağını tekrarlayarak beklentilerin üzerinde bir politika açıklamadığı cihetle, küresel piyasalara rahatlama getirdi.

Borsa İstanbul’da da FED’in açıkladığı bu faiz politikası, 2017 ve 2018 için endişe verecek yeni bir politika olarak algılanmadığı cihetle, TL’ de, değer düşüşü olmadığı gibi, Dolar kuru 3.61’lere kadar düştü.

Bu kararın ardından aynı gün daha sonra TCMB, PPK Kurulu tarafından açıklanan TL faiz oranlarında da politika faizinde ve haftalık repo faizinde bir değişiklik yapılmadı. Ancak ‘Geç likidite penceresi’ olarak tabir edilen ve Bankaların günlük nakit sıkıntılarına günlük olarak saat  16’dan sonra verdiği likidite için uyguladığı % 11 faizi,        % 11.75’e çıkardı. Bu karar Ocak ayından beri dolaylı faiz artışı olarak devam etmektedir.

Hükümetin sıcak bakmadığı faiz artışına karşılık, Merkez Bankasının yaptığı dolaylı da olsa faiz artışı hafta içinde akabinde diğer faizleri de yukarı çekmektedir. Bu bakımdan referandum sonrasında bu dolaylı kararların değişip değişmeyeceği görülecektir. Ancak geçen yıldan beri direk faiz artışı yerine, TCMB’nın yan önlemler olarak GLP faizi ile birlikte, piyasayı rahatlatmak için döviz rezervlerini kullanma, piyasaya döviz salma ve TL’de sıkılaştırma, zorunlu karşılıkların düşürülmesi  gibi çeşitli enstrümanları kullanma yolunu tercih ettiği görülmektedir. Bu yıl 2 ayda, piyasaya 2 milyar$ döviz rezervlerinden kullanılmıştır. Aslında kurların artışına karşılık en etkili silah paranın değerini yani faizini mevcut koşullar içinde en gerçekçi bir tespitle direk arttırmak en uygunu olmakla beraber, siyasi tercihlerle, teknik gereklilikler arasında tereddütler karşısında dolaylı tercihler öne çıkmaktadır.

TCMB’nın şimdiye kadar vazgeçilmez birinci prensibi  fiyat istikrarını sağlamak olmuştur. Halen değiştirilmeyen ve uygulanan direk faizler olan, % 9.25 üst band, ve % 8 politika faizlerinin  2016 yıllık enflasyon oranı % 10’12’nin altında olduğu göz önüne alındığında, döviz kurlarının istikrarlı kalma ihtimali, alınan bütün önlemlere rağmen güçlü kalıcılığı  sürebilecek mi?  Kurların fiyatlara daha uzun vadede yansıması ile enflasyonu olumsuz etkilediği ve 2017’de de enflasyonun düşmesinin zor olacağına benziyor. TCMB Yetkililerince,  faiz kararlarıyla birlikte Perşembe günü gerekçesi açıklanırken özetle;  iktisadi faaliyetlerin toparlanma sergilediği, iç talebin zayıf seyrettiği, buna karşılık AB ülkeleri talebinde artış  dolayısıyla ihracata olumlu etki, ve yapısal reformların büyümeye olumlu etkisinin olacağı belirtildikten sonra, enflasyonun yaşanan maliyet artışlarından kaynaklandığını ve uzun vadede bu etkinin enflasyon yükselişini devam ettirebileceği  için, sıkı para politikasına devam edileceği, ancak sonunda çıkacak verilere göre Kurul’un geleceğe yönelik duruşunun değişmesine de neden olabileceği, ifade edilmektedir.

Bu açıklama ile kapalı bir şekilde kur’ların maliyet artışı ile enflasyonu daha uzun vadede etkileyerek hızlı bir yükselişe götürdüğü,  nedenlerin takip edilerek ona göre pozisyon alınacağı söylenirken, daha ziyade yan önlemlere devam edileceği ifadeleri ağırlık kazanırken, faiz artışı telaffuz edilmeden  açık kapı da bırakılıyor . Bu politikanın değişebileceği mesajı olarak algılarsak, piyasaların rahatlatılmasına  yönelik olabilir. Nitekim ilk etapta oldu da.

2017’de Türkiye’de ihracatın açıklanan rakamlardan, yükselişte olduğu, 2016 sonu itibariyle de dış ticaret açığı ile görünmeyen hizmetlerin eklenmesi ile 2015’e göre daha iyi olduğunu ve cari açıkta 2015’e göre 7.5 milyar$ düşüş sağlanarak GSMH’nın % 3.9’una düştüğünü görüyoruz. Göstergelere göre Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımda, 2015’de 17 milyar$,  2016’da ise  henüz  açıklanmamakla beraber çeşitli kaynaklardan geçici rakamlara göre, yaşanmış olaylar dolayısıyla 10 milyr$ civarında giriş sağlandığı rakamları vardır..  Ayrıca yayınlanan Ödemeler Dengesinde (Net hata-noksan)kaynağı belli olmayan 11 milyar$ giriş, (2015’de 10 milyar$) olduğu görülüyor.

Bu yıl kur yükselişlerinin Kurumlar Vergisine ve Vergi gelirlerine de olumsuz etki yapabileceği de düşünülmelidir. Çünkü kurlar zarar olarak bilançolara yansıyarak kârları düşürecektir. Yeni bir vergi düşünülmediğine göre, Bütçe dengesine çok dikkat edilen mevcut politika çerçevesinde,  etkinliğe ve kayıt dışılığın önlenmesine önem verileceği düşünülmektedir. Çünkü kur yükselişleri dolayısıyla Bütçe Gelirleri içinde KDV ve ÖTV’de de hem bazı mallar üzerinden beyaz eşya ve arabalarla konut  oranlarında düşüş, hem ayrıca devlete  ödemelerde ve tahsilatta  kur sabitlemesi yapılması vergi gelirlerini etkileyecektir.

2-  KKTC’de de bazı önlemler alınabilir;

Bunları defalarca yazılarımızla da dile getirdik, kurum ve kuruluşlar da dile getirdi.  Kira ve eğitim giderlerinde , bazı devlet tahsilatlarında kur sabitlemesi belli bir dönem için yapılabilir.  Bunlarla beraber vatandaşa yansıması için Fiyat denetimlerine de etkinlik sağlanması şarttır.. Öyle ‘en güçlü denetimci vatandaştır’ diyerek Hükümet elini eteğini çekemez. Çünkü tüketici her gün sesinin çıktığı kadar bağırıyor, ancak sonuç alamıyor.  Piyasada gerek ‘kalite’  gerek ‘fiyat’ gerekse sağlık açısından gıdalarda ilaç kalıntıları  konusunda laboratuvarın da devre dışı kalması ve yetkili kurumlarca genel denetimsizlikten kaynaklanan  bir başıbozukluk vatandaşlarca her gün dile getiriliyor.  Münferit müracaatlar örnek gösterilerek  birkaç yüz kişinin  işi çözüldü diye yüzbinlerce insanın genel şikâyet konuları sarfınazar edilemez. Tahliller 3-4 aydan beri hala yapılamıyor. Ve halâ her türlü  tahlilin yapıldığına dair net bir açıklama  mevcut değil.

Ekonominin hareketlenmesi için, acilen yatırımların başlatılması şarttır. Devlet yatırımlarının finansmanı 3 yıldan beri bekliyor, yatırımların projelendirilerek devreye girmemesi hiçbir mazerete dayanamaz.  KKTC piyasasının bu şekilde önemli ölçüde canlandırılması ve istihdamın geliştirilmesine imkân sağlayacaktır. Ayrıca Teşviklerin gelişigüzel bağırana değil hak edene verilmesi için Teşvik mevzuatının yeniden düzenlenmesi ve güncellenmesine ihtiyaç vardır. İşletmelere , özellikle  esnafa, üreticiye devletin faiz destekli düşük faizle kredi imkânlarının genişletilmesi, her dalgalanma döneminde koşullara göre  uygulanması gerekir. Bu konuda daha önce de Aralık ve Ocak aylarında kurların ani artışı, kriz döneminde bir çok yazılarımızda da önermiştik. Geçmiş yıllarda bu uygulamalar bir çok defalar yapılmıştı.

Diğer bir boşluk denetimsizlik, denetim her alanda şarttır. Başta yol güvenliği, ve çalışma hayatı.  Öncelikle tüm vatandaşların yol ve trafik ve can güvenliği için ilgili Bakanlık ve yetkililerin atacakları adımlar aylardan beri vatandaşlar tarafından beklenmektedir..

Ehliyetsiz  şöförler, kayıtsız araçlar, şasi numarası sahte, seyrüsefer ruhsat ve sigortası olmayan, yani hiçbir tarafı tutmayan bir durumda yola çıkarak insanların ölümlerine neden olunması, Yönetime olan korkusuzluk ve halka karşı saygısızlıktır, ve bu nereden kaynaklanıyor?  Yönetimlerce Verilen cesaretten..  Bir de mevcut keşmekeş yetmezmiş gibi araç ruhsatlarını kaldırmaya çalışıyorlar, belirsizlikleri artıracak, kontrolleri ve kayıt dışılığı artıracak kaos yaratacak yeni yeni yasa ve uygulamalar her geçen sürede ve günde artırılmaktadır. Yazıktır bu halka. Aileler , vatandaş tedirgin.

Sağlık Bakanımız geçen gün Hastane depolarında miyadı dolmuş  ambarları dolduran, 6 kamyon dolusu ilacın atılacağını söyledi.  Bu ilaçları zamanında alanlar ve bu duruma düşürenler yıllık ilaç ihtiyacını bilmiyor mu? Bu ilaçları idare eden Bakanlık,  daireleri ve sorumluları yokmu? Ambarlara girişler, mevcutlar, çıkışlar, kalan stoklar, ve kullanım süreleri vb, özetle envanter tutulmuyor mu? ilgili sorumlularca takip edilmiyormu? hesabı tutulmuyor mu? İhaleye çıkılacağı zaman mevcutlar nazara alınmadı mı? gibi sorular çoğaltılabilir . Bu duruma nasıl gelindi görev ihmali yapanlara Bakan herhalde gereğini yapacaktır. Halkın paralarına yazık değil mi? Taltif ve ceza mekanizması çalışmadıkça hiçbir sorun çözülmeyecektir. Öte yandan parasal nedenlerle gerekli ilaçları bulamayan hastalar? Bu iki örnek ve daha birçok örnekler Devletin ne duruma getirildiğini gösteriyor.

Silkinmek şarttır. Kamu reformunun, ve partizanlıklara son vermenin aciliyeti,  bu Ülkenin  varlığının devamı için ertelenemez duruma gelmiştir. Başta Hükümete sonra da yasalar ve denetimi için de Meclise büyük görevler düşer.