Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakerelere düşen güvensizlik, kur’ların düşmesi,

Rum Yönetimi Meclisinin Enosis  Plebisitinin okullarda kutlama kararı alması, Kıbrıs müzakerelerinin belli bir safhaya yükseldiği ve Kıbrıs konferansının planlandığı  aşama arifesinde  barış görüşmeleri sürecini adeta berhava etti. Üstelik ELAM gibi aşırı sağcı ve maksimalist bir partinin teklifinin, müzakereleri yürüten Rum Yönetimi Başkanı ve Lideri Sayın Anastasiades’ten destek alarak kararın üretilmesi, müzakere sürecine darbe vurmuş, Türk tarafında büyük bir güvensizlik duygusu ve hayal kırıklığı yaratmıştır. Hatta sadece Türk tarafında değil, Rum tarafında dahi geniş yankı bulan ve tenkit ve münakaşalara neden olan büyük bir hata yapılmıştır.

Enosis plebisitinin ve sonrası olayların tekrar tazelenmesine ne gerek vardı? Kilisenin Rum toplumu üzerindeki muazzam etkisi ve geçmişte yaratılan ırkçı çatışmaların başlatılmasındaki öncü rolü, toplumumuzda  hala  belleklerdedir. Çocukluğumda ilk-orta okul dönemine rastlayan 1950’lerden sonraki olaylarda, Limasol’da evimizin arka bahçesi gerisindeki Kilise’de çanlar çalarak topladıkları fanatikleri, papazların nutuk atarak Enosis nidaları ile coşturduklarını ve bu insanları Türk semtlerine doğru ellerinde çeşitli aletlerle kışkırttıklarını, bu günkü gibi hatırlıyorum.  Papazların her Enosis vaazlarında,  annem hade çocuklar papazlar yine Eokacıları topladılar kapıları pencereleri kapatalım der, veya bizi toplayıp Türklerin daha yoğun olduğu bölgelerdeki  akrabalarımıza giderdik. Rum komşularımız çok iyi insanlardı, bu davranışları tasvip etmediklerini de bize söylerlerdi ve onlar da bizim gibi  eve kapanırlar kapı pencerelerini kapatırlardı. Hatta bu durumlarda bizi evlerine davet ederlerdi. Böyle durumlarda genellikle İngiliz idaresi de örfi idare ilan eder, herkes evine girerdi. ‘Enosis Plebisiti’ ve o dönemin kilise faaliyetleri  bu çağrışımları yapıyor maalesef.

Rum Lider’in tarihi bir olayın anılmasında ne var? anlamındaki ifadelerle  küçümsettirmeye çalıştığı bu olay, Güvenlik konusunda yaşanan geçmiş şiddet olayları dolayısıyla endişeleri olan Türk toplumuna tekrar ‘resmi’ olarak hatırlatılmasıdır, ve 67 yıl sonra halâ ‘Devletleri’ tarafından da desteklendiğinin teyidi , barış sürecinde yeni bir şok yaratmıştır. Rum Liderliğinin ve partisinin yaptığı en büyük talihsizliktir.

Barış yolunda özellikle son iki yıla yakın bir dönemde gelecek için güzel ümitlerle ilerleyen müzakereleri ve verilen emeklerle yeni bir döneme başlama süreci devam ederken, her iki tarafta da gelecek nesillere barış kültürünün geliştirilmesi yönünde adımlar atılacağı yerde,  fanatik grupların etkisinin hala güçlü olduğunun göstergesi olarak, üstelik devlet kuruluşları ve hatta barışı getirmeye çalışan ve müzakereleri yürütenler tarafından benimsendiği ve yaşatılacağının ispatı olarak bu kararın çıkması, gelecekte barışın devamı konusunda endişeleri daha da arttırmıştır.

Çünkü geleceğe yönelik barışın devamlılığını sağlayacak olan Gelecek Nesillerdir. Halbuki gelecek nesiller zehirlenmeye çalışılmaktadır. Sayın Anastasiades’in bu kararın hata olduğunu kabul ederek geri alınması ve düzeltilmesini sağlaması, yapılan bu tahribatı hafifletecektir. Nitekim bu konuda kendi toplumundan da kendisine gelen tepkilere göre destek bulabileceği gibi, Barış konusunda samimiyetini, bu yönde Lider’lik yaparak gösterebilir.  Sayın Akıncı müzakere sürecinin her tıkanıklığında gerekli Lider’liği göstermiş ve bu süreçte, tekrarlamaya gerek yok ancak ortaya çıkan bir çok dönemeçlerde Lider’lik yaparak müzakerelerin bu aşamaya kadar gelmesinde çok çaba harcamıştır.

Şimdi Rum Lider’in de bu vahim hatayı düzeltme görevi,  barış kültürünün barışı gelecekte sağlayacak ve devam ettirecek olan gelecek nesillere aktarılmasını sağlama gibi insani bir kültürü aşılama hedefini, Lider’lik yaparak göstermesi gerekir.

Fanatiklik, genç dimağlara eğitimle ve devletlerin ve Hükümetlerin tutumlarıyla aşılanarak ülkeler felaketlere sürüklenmektedir. Tarih boyunca her yerde bu böyle gelişmiştir. Aynı olayların tekrar yaşanılacağı sinyalleri Güvenlik konularını da berhava eder.

İlk defa BM’in de Türk tarafını haklı görmesi ve dünyada kamuoyuna yansımaları Türk tarafını da daha güçlü konuma getirmiş ve bu güne kadar görülmek istenmeyen haklılığımız tescil edilmeye başlanmıştır. BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel temsilcisinin titiz bir tarafsızlık içinde olmasına rağmen Türk tarafının hassasiyetinin haklı olduğunu Rum Lider’e deklere etmesi de büyük bir aşamadır. Raporlarına da yansıması temenni edilirken, aklı selimin galip gelerek barış yolunun tıkanmaması da umulmaktadır.

2-  Kur’ların düşmesinin ardından,

Ocak 2017 ortalarından sonra fırlayan kurlarla  Dolar, Euro ve sterling karşısında değer kaybeden TL dolayısıyla, temel gıda ve temel kullanım mallarında, özellikle  akaryakıt, gaz ve elektrik olmak üzere  bir çok mallara ve bir çok harç ve hizmet karşılığı ücretlere, artan kur ve enflasyona göre nispetsiz olarak getirilen zamlar  tüketiciler ve sabit gelirlileri oldukça mağdur etmiştir.

Şimdi kurlar son 20 gün içinde düşmeye başlamış ve Cuma günkü kurlara göre dolar 3.88-90’lardan 3.63’lere, Euro 4.15’lerden 3.85-90’lara düşmüştür. Sterling ise 4.88’den 4.5’lere düşmüştür.                Yani ortalama % 6.5 – 7 ‘yi aşan oranlarda  düşüş olmuştur.

‘Bu mallar dövize bağlı mecburuz’  ifadeleriyle döviz artışı gerekçesiyle yapılan zamlardır. Madem ki dövize bağlı şimdi dövizler düştü , Hükümet ne yapacak herkes merak ediyor? Yoksa kurlar fiyatları tek taraflı mı etkilemektedir ? Hep yukarı doğru.!

Kur hareketlerinde yapılacak iki şey var, ya yapılan zamları karşılayacak alım gücünü yerine koymak için sabit gelirlilerin gelirlerine de yeterli oranda ve zamanında (daha önce yapıldığı gibi) zam yapılır , veya inişli çıkışlı kur hallerinde emtiaların fiyatları da yükseltildiği gibi otomatik olarak indirilebilecek önlemler alınmalıdır. Dövize bağlı tüm değil de bazı işlemler ve borçlar da, aşırı kur dalgalanmaları normal dalgalanmaya dönene kadar, yıl içinde belli bir süre sabitlenecek kurla işlem görmelidir.  Tüm kiralar, borçlar, ve eğitim giderleri ve gümrük vergileri gibi.   Aksi takdirde tüketiciye karşı çift taraflı kesen bıçak gibi hem halkı sürekli mağdur edecek, hem de gelir dengesi alt üst olacağı cihetle mali sorunlarla gelecek sosyal felaketler önlenemeyecektir.  Adaletsizlik ve gelir uçurumu artacaktır.

Türkiye’de dövizle işlem yapan şirketler haricinde  halkının çoğunluğu  direk kurdan etkilenmediği halde Hükümetçe bir çok önlemler yürürlüğe konmuştur. Daha önceki yıllarda halkın (şirketler dışında) döviz borçlanmaları yasaklanmıştı, şimdi de şirketlerin borçlanmalarda ek açık pozisyon sınırlandırılması getiriliyor. Ayrıca BDDK bankaları kontrol ederek riskli durumlarda müdahale ediyor.  Konut kredilerinde vade uzatmaları ile  faiz indirimleri yapıldı ve yapılıyor.  Faiz ve kur riski açısından vatandaş korumaya alınmaktadır.

Bir de Türkiye’de Hükümet tarafından fiyat ve kalite kontrol, ve rekabetin sağlanması önlemleri geliştirilmektedir. Rekabetin olmadığı yerde kalite ve fiyat düzeni sağlanamaz. Ve tüketici ezilir. Bu gün KKTC’de durum budur.