Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Benim bildiğim Turhan Korun

İnsanlar doğar, insanlar ölür ve kentler yaşamaya devam eder. Hayatın akışı değişmiyor gibi görünüyor ama aslında değişiyor. Turhan Korun’lu bir Lefkoşa, Turhan’sız bir Lefkoşa’dan farklı olacaktır. Nasıl ki Haşmet Gürkan’lı Lefkoşa, onsuz Lefkoşa’dan çok farklıydı.

Nedendir bilmiyorum ama Turhan Korun deyince aklıma hep surlar içi Lefkoşa ve özellikle de Girne kapısı civarı gelir. Onun yokluğunda Girne Kapısı da değişmiş olacak.

Turhan Korun deyince aklıma gelen ikinci şey de CTP merkez binasının avlusundaki limon ağacıdır. Hiçbir CTP’linin o ağaca “limon” dediğini duymadım. O ağaç herkes için “ekşi ağacı” idi.

  • Nerdesin?
  • Ekşinin altında bir kahve içiyoruz.
  • N’apıyorsun?
  • Ekşinin altında gazetelere bir göz atıyorum.

Ekşi ağacı birçok CTP’li gibi, Turhan Korun’un da hayatının bir parçası idi.

Facebook’ta ölüm haberini okuyunca ilk aklımdan geçen şu oldu: Turhan Korun gibi munis bir insanı nasıl olur da Türk haber alma servisleri “Tehlikeli” insan olarak niteleyerek onu yurt dışı edebilmişti? Herhalde artık rahat uyuyabilirler; o “tehlikeli adam” göç etmiştir. (Yurt dışı edilme kararını değiştirtip tekrar Türkiye’ye girebilmesi için yıllarca dövünüp durmuştu.)

Turhan Korun’la içli dışlı, sarmısak başlı olduğumuzu söyleyemem. Sizlere Turhan Korun’un içini dışını anlatacağım iddiasında da değilim. Ancak uzun yıllara dayanan bir ilişkimiz vardı. Bunun sonucunda birtakım ortak deneyimlerimiz olmuştu. Tek amacım, bu ortak deneyimlerden birkaç tanesini aktarmaktır.

Turhan Korun her şeyden önce, en azından benim için, iyi bir içki arkadaşı idi. İçkiyi adabıyla içerdi. Masada sarhoş olup saçmaladığını veya hır çıkardığını hiç görmedim. Hoş sohbetti. Anlattığı şeyi, tadını çıkara çıkara anlatırdı. Çoğunlukla sizin bilmediğiniz şeyleri anlatırdı. İçki masasının profesörü idi. Perde arkası bu bilgilere nasıl ulaşabildiğine her zaman şaşırmışımdır. Şaşkınlığımı kendisine ifade ettiğim zamanlarda gösterdiği tepki, bıyık altı gülmekti.

Turhan Korun’un kliniği ile Fatma’nın ilk eczanesi, aynı sokağın üzerindeydi ve ikisinin arasında 100 metre mesafe ya vardı, ya yoktu. Bu nedenle sıkça görüşme olanağımız vardı. Turhan Korun’u Kıbrıs’taki tüm öteki doktorlardan ayıran bir özelliği vardı. Doktorluk mesleğini para kazanma aracı olarak görmemiştir. Mesleğinden fazla para kazandığını da sanmıyorum.

Genç bir doktor, içki masasında bana şöyle demişti bir akşam: “30 yaşıma kadar okudum, eğitim gördüm. Şimdi para kazanma zamanı. Beş yıl içinde lüks bir ev ve lüks bir araba sahibi olmalıyım.” Turhan’ın bu taraklarda bezi yoktu. O, kliniğini, daha çok, toplantı yeri olarak kullanıyordu. Ve bundan büyük zevk alıyordu. Belki de bizim bilmediğimiz perde arkası bilgileri bu sohbetlerde elde ediyordu.

Turhan Korun, bir gün, beni kliniğine davet etti. Hafızam beni yanıltmıyorsa Öntaç Düzgün de oradaydı. Bu bir illizyon da olabilir. Herneyse, orada olsaydı bile o fazla konuşmamıştı. Konuşmayı esas yürüten Turhan Korun’du:

  • Yenidüzen gazetesinin yönetimi bana ve Öntaç’a verildi. Biz gazeteye yeni bir şekil verme ve içeriğini zenginleştirmeye karar verdik. Senin de bize yardımcı olmanı istiyoruz.
  • Nasıl bir yardım istiyorsunuz?
  • Gazetede yazı yazmanı istiyoruz.
  • O konuda benim kötü deneyimlerim olduğunu biliyorsunuz. Yazılarım sansür edilmek istendi. Bu nedenle gazetede yazmaktan vaz geçtiğim gibi partiden de istifa etmiştim. Gazeteye yazı yazarsam size büyük saldırılar gelebilir.
  • Biz onu göze alıyoruz. Saldırılara ben göğüs gereceğim.
  • Yazılarımın sansür edilmeyeceğinden emin misiniz?
  • Tek bir kelimesi değiştirilmeyecek. Ben söz veriyorum.
  • Ne zaman başlamamı istiyorsunuz?
  • En erken bir zamanda. Meselâ yarın olabilir.

Ve gazetede yazı yazmaya başladım. Gerçekten de yönetimde kaldıkları süre içinde yazılarım tek kelimesi değiştirilmeden yayımlandı. Gelen şikâyet ve saldırılar bana hiçbir şekilde yansıtılmadı.

Ne var ki, kulağıma ulaşan bilgilerden öğrendiğim kadarıyla, ekşinin altında bu konuyla ilgili epey kavgalar verilmiş. Duyduğuma göre, bir gün Turhan Korun öfkesinden oturduğu sandalyeyi kaldırıp yere vurmuş. En sonunda ikisi de görevden alındı ve ben de gazeteden tekrar ayrılmak zorunda kalmıştım.

Turhan Korun, benim gibi, parti içinde çok sevilen bir insan olamadı. Aktif politikanın içinde olduğu sürece aleyhinde bir sürü dedikodu üretildi. Yok, Denktaş’ın akrabasıdır. Birinin, hasbelkader, akrabası olmak kusurmuş gibi. Yok, Denktaşçıymış. Yok Denktaş’ın casusu imiş. Sorun olduğu zaman da, sorunu halletsin diye, Turhan Korun Denktaş’a gönderilirdi.

Aktif politikadan çekilince Turhan Korun sevilmeye başladı. Şimdi ki göç etti, eminim, çok daha fazla sevilecektir.

  • İyi yolculuklar azizim.