Sosyal medya, kamusal alanı etkilemekte güçlük çeken “vatandaş”ların “sömürgeleştirdiği” alan haline geleli, otoriter (hükümetler ve iktidar anlamında) çevreler tarafından korkulan bir medya silahı olarak algılanır oldu.
…
Son dönemlerde Türkiye’de Twitter, Facebook, Youtube’a karşı alınan baskıcı tedbirler bunun en açık örneğidir.
Ama bir açık örnek daha vardır ki, bunun üstesinden gelinemez.
…
Son zamanlarda bizde de durum farksızdır.
Hani otoriterleşen bir rejimde yaşasak, neredeyse sosyal medyaya müdahale edilecek.
…
Nedir bu sosyal medya?
…
Bugüne kadar “pasif” bir şekilde evinde, iş yerinde oturan ve çevresinde meydana gelen tüm olup bitenlere karşı müdahale edemeyen, kendi fikrinin hasır altı edildiğinden, işitilmediğinden şikayetçi olan, bu yüzden eziklik içinde bulunduğu hissi ile yaşayan pasif vatandaş için sosyal medya, onun fikir ve eylemlerinin yaşam alanıdır.
Örgütlenme alanıdır.
Diri durma, kişilik gösterme alanıdır.
Birey olarak gönülden günüle, zihinden zihne çoğalma alanıdır.
…
Bir birey hiçbir yasal örgüte katılmaksızın, sosyal medyada kendini geniş yığınların içinde bulabilir, kendisini o yığınların bir parçası olarak görebilir.
Sosyal medyada yaratılan duygu, düşünce ve gönül birlikleri, pasif eylemlerden, aktif eylemlere dönüşebilir.
…
Sosyal medyada sahte isimlerin arkasına gizlenerek ileri geri yorumların yapılması, bu alanın gerekliliğini ve özelliklerini ortadan kaldırmaz.
…
Sosyal medya ancak statükocular tarafından ürkütücü bulunabilir.
…
Bir an çok eskilere gidersek, insanların kendi mücadelelerini, fikir ve düşüncelerini afiş, bildiri, duvarlara slogan yazma ve buna benzer eylemlerle ifade etmeye çalıştıkları bilinir.
Onların, her türlü basın aracını elinde tutan statükocu ve otoriter kesimlere karşı kendilerini ifade edecek alanları bunlardı.
Ve şimdiki gibi, kendi iktidarını korumak isteyenler, bu alanlarda kendini ifade etmek isteyenleri karalamakta, onları “sokakta politika yapmak” veya “illegal” yollardan faaliyet göstermekle suçlamaktaydılar.
…
Durum şimdiki koşullardan pek farklı değildir.
Hangi görüşe karşı olursa olsun, sosyal medyada bir görüş etrafında buluşup, kamu alanlarına veya otoriter merkezlere karşı eleştiri getirenler yadırganmaya çalışılmaktadır.
…
Sosyal medya dikensiz gül bahçesi olarak düşünülmemeli.
…
Geçmişte kendisini duvarlarda, afişlerde, bildirilerde ifade eden azınlıklar, gün gelmiş büyümüşler, iktidarı ele geçirecek güce (çoğunluk anlamında) erişmişlerdir.
Bu durumda, soysal medyada meydana gelen eleştiri (muhalefet anlamında) gruplarının küçümsenmesi, bir, bilgi toplumunda iletişim düzeyini anlamamak, iki, bu “sömürgeleştirilmiş” alanda meydana gelen örgütlenmenin (zihinsel düzeyde de olsa), klasik örgütlenmelerden çok daha hızlı oluştuğunu kavramamak olur.
…
Geçmiş nasıl engellenememişse, şimdiki de engellenemeyecek.
…
Sosyal medya dikensiz bir gül bahçesi olmadığı gibi, elbette salt bir örgütlenme alanı da değildir.
Ancak, düşüncelerin hızla yayıldığı, düşüncelerin hızla reddedilip veya kabul gördüğü, belirli grupların kendilerini gösterdiği, herkesin bir tıklama mesafesinde bulunduğu, herkesin birbirini takip ettiği ve herkesin birbirinin düşünceleri hakkında yorumda bulunup bir algı yaratmada rol oynadığı alandır.
Bu alanın üzerine yürümek, gazeteleri bayilerden toplatmaktan farksız bir anlayış olur.
































