Kamuya ait havayolu şirketi, ardından köklü bir KİT olan ETİ kötü yönetim nedeniyle batırılıyor, kapısına kilit vuruluyor, ekonomi açısından büyük değerler sıfırlanıyor, devlet itibarı yerle bir ediliyor, çalışanları hiç suçları günahları olmadan kapı önüne konuluyor…
Hem maddi, hem manevi bir büyük kayıp…
Normal bir ülkede kuvvetler dengesi, “checks and balance” denilen denetim mekanizması harekete geçer, bu bedeli birilerine ödetir değil mi?
Yok böyle bir şey…
Batıranlar, sanki hiç bir şey olmamış gibi yerlerini koruyor…
Hatta sebep olanların başında gelen biri de bu sayede devletin başına bile geçiyor…
Bu suçu işleyen bu ülkenin politikacıları, yani siyaset…
Bu birinci felaket…
İkincisi, rezil rüsva duruma düşen çalışanlar….
Yıllarca hak arayışları süren, kamuya yama gibi yapıştırılanlar…
Satış şefleri şöför, hostesler arşiv memuru…
Her türlü ayrıcalığı hak ediyorlar.
Hatta bence yüklü tazminat hakları bile olmalıydı…
Her şeyde olduğu gibi çalışma hayatının kuralları da doğru dürüst olmadığından, öyle bir hakları olmadı…
Ama ülke yönetimi sadece KTHY ya da ETİ’den ibaret değil… Zaten bir sürü kamburu varken, bu mağdurlar da yeni bir kambur…
Evet haklılar sonuna kadar, ancak Sosyal Sigortalı olarak iş hayatına başlayan bu insanlara, kamu görevlilerinin tüm haklarını vermek, büyük yük…
Devlet belli bir tarihten sonra sınavla aldığı personeline yarı maaş öderken, böyle bir ayrıcalık, adaletsiz değil mi…
Sonuçta hazırlanan yasa tasarısı konusunda, koalisyon ortakları ters düşüyor. DP ‘bu hakları verirsek, protokolun dışına çıkarız, yeni yılda istihdam yapamayız’ diyerek Meclis’i terk ediyor.
Tabii burada konu tek başına protokola bağlılık, mali disiplin değil…
Esas trik noktası, Serdar Denktaş’ın “yeni istihdam yapamayız” sözüdür…
Türkçesi, “Bunlara aktaracağımız kaynak, partililerimize söz verdiğimiz istihdamları yapmamıza engel”…
Anlamadığım bir yönü de, bu önerge CTP-UBP döneminde hazırlandı.
Komitede görüşüldü, onaylandı.
Bütçe dersen, daha bir kaç gün önce geçti.
Yasallaşacağı belliyken, bunun düzenlemesi yapılmadı mı..?
Yani bütçeye bunun için kaynak konmadı mı..?
Konduysa, Serdar Denktaş’ın dedikleri ne anlama geliyor.
Konmadıysa, bu nasıl bir öngörüsüzlüktür…
Sonuçta öneri DP dışındaki partilerin oyuyla yasallaştı.
Özgürgün açıklama yaptı; “Bir çentik atar, yolumuza devam ederiz”…
Ederler, edecekler de…
Birbirlerine “dinime söven bari müslüman olsa” deyip devam edecekler…
Sizin değil ama, onların çıkarları bunu gerektiriyor…
YERİN KULAĞI VAR
İŞİN ZORU BUNDAN SONRA:
Geçtiğimiz hafta gördüğüm, ancak henüz yayınlanmadığı için fazla ayrıntı veremeyeceğim bir anketten sonra, dün de bir tane yayınlandı. Her ikisinde de Halkın Partisi ciddi bir varlık gösteriyor. Bu anketler onlar açısından başlangıç. Öyle anlaşılıyor ki, çıkışı iyi yapmış olacaklar. Ancak işleri zor… Kurulu düzene başkaldırarak geliyorlar. Ve ufukta henüz seçim yok. Diyeceğim o ki, seçime kadar partizanlık son sürat devam edecek… Eğer HP buna rağmen, gücünü korursa, ben de vatandaşın artık bu düzeni istemediği sonucuna varacağım ve bu ülke insanından ümidimi kesmeyeceğim…
İKİSİNİN TOPLAMI BİLE YETMİYOR:
Gezicinin anketinde en dikkat çekici sonuç TDP ve TKP oyları oldu. Geçen yıllar içerisinde iktidar koltuğunda en az süreli oturmasına rağmen seçmen bu partilere oy vermiyor. İki partinin toplamı bile barajı geçmesini sağlamıyor. Sorunun nereden kaynaklandığı tam bir araştırma konusu. Ne isim değiştirseler, ne ayrılsalar birtürlü olmuyor. Sanırım iki parti yetkilileri bu sorunun cevabını biliyorlardır…
OY LEFKE OY:
Meğer vekillerimiz Lefke’yi ne kadar çok seviyorlarmış da haberimiz yokmuş. Meclis’te kürsüye çıkan herkesin Lefke’ye olan sevgisini görüdkçe insanın gözleri yaşarıyor. Sen nelere kadirsin be oy. Yıllardır akıllarına gelmeyen Lefke’ye methiyeler düzüyorlar. Seçim sistemi değişti ya, herkes her bölgeden oy alacak… Üç-beş bile olsa alacakları oyları hesaplıyorlar…
YİNE KIVIRDILAR:
UBP-DP hükümetinin aldıkları her karar ya mahkemeden döndü, ya da geri çekildi. Son örnek plaka değişiklikleri. Gelen tepkileri göğüslemek yerine, burada da geri adım atmayı tercih ettiler. Daha önce aldıkları ve resmi gazetede yayınladıkları Bakanlar Kurulu kararında değişiklik yaparak, uygulamanın sadece yeni arabalar için olacağını duyurdular. Bunu da gelen tepkilerden dolayı değil de, sanki kendileri düşünüp yapmışlar gibi övündüler…
NİHAYET OLUMLU BİR ADIM:
Amerika’yı bilmem kaçıncı kez keşfeden biz olduk ya olsun… Yabancı işçiler bundan sonra elektronik kimlikle takip edilecekmiş. Bu sadece bir ilk adım… Devlet kimin kaçağa düştüğünü anında görecek. Ya ondan sonrası? Bildiği halde peşine düşecek mi, düşmeyecek mi, mesele budur… Her sene af çıkaranların sıkı denetim ve yaptırım uygulamasını bekler misiniz..?
RABBENA HEP BANA:
Kıbrıs Türk Ticaret Odası hükümete dövize önlem önerileri sunmuş ve piyasanın TL’leştirilmesinin öncülüğünü yapmasını istemiş. İstedikleri, gümrük vergisi ve diğer ithal vergilerinin hesaplanmasında kullanılan döviz kurlarının sabitlenmesi, devlet ihalelerini kazanan yüklenicilere sözleşmede belirtilen iş termin tarihinden geçerli olmak üzere kur farkı ödenmesini de talep etti. Sade vatandaşı rahatlatacak, döviz kabusundan kurtaracak tek bir öneri yok. Hepsi de, “rabbena, hep bana” mantığında…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “1940’lı yıllarda Kıbrıs Türkü ‘azınlık’tı. Hatta bu isimle bir de kurum kurulmuştu. Azınlık olmakla övünüyordu ahali. 1960’lı yıllarda ‘cemmat’ oldu. Bu sefer ayrı bir cemaat olmakla övündü.
1970’li yıllarda ‘toplum’ oldu, ispatlamak için federe devlet kurdu. 80’lerden sonra ‘halk’ olmuştu ki bağımsızlık ilan etti…Bütün bunlardan sonra ne olacak kim bilir…”.
DİPTEKİLER
CAS Yönetimi: Yeni yıl öncesi CAS’da yaşanan işten durdurulmalar sürüyor. Sendikasından istifa etmediği ve eyleme destek verdiği gerekçesiyle bir kişinin daha işine son verilmesiyle birlikte durudurulanların sayısı 32’ye yükseldi. İşin tuhaf tarafı sorumluların, işçilerin neden durdurulduğu yönünde doyurucu bir açıklama yapmamaları, hükümetin de sessiz kalarak destek vermesi…
































