Köşe Yazarları

2017’de kriz başlar mı?

Gelen Makro ekonomik verilerden finansörümüz Türkiye’nin küçülmeye başladığı anlaşılıyor. Geride bıraktığımız dört krizin (1994, 1998, 2001 ve 2008) ki bu krizler yaklaşık her biri 16-18 ay sürmüştür. Bunlara benzer sert krizin olup olmayacağı belli değil ama 2017 de bir başlangıç olacak gibi bir tablo ile karşı karşıyayız.

Bu krizler neoliberal dönemin armağanıdır. Türkiye’de ortaya çıkan ve bizi de direk etkileyen krizlerin başlangıcı döviz fiyatlarının hızla artmasıdır.

Bugünle benzerliği döviz fiyatları ve ekonomik küçülmedir. Ocak 2016 da dolar fiyatı 2,92 TL bugün dolar fiyatı 3,55 TL sınırındadır. Yani dolar % 21,58 pahalılaşmıştır. TL’nin değer kaybı bakımından Türkiye gelişmekte olan ülkelerin ilk sırasında yer almaktadır. Türkiye’de ki işsizlik oranında da ciddi artışlar olduğu gelen veriler arasında. İşsizlik rakamı gizli işsizlikle birlikte neredeyse 10 milyona yaklaşmıştır. Sanayi üretiminde ve ihracatta düşüşler yaşanıyor. İç talepte daralma gözlemleniyor. Küçük esnaf satışları düşmüş esnaf iş yapamaz durumda. Bunları gelen istatistiki veriler ortaya koyuyor.

Yaklaşık son yarım asırdır dünya ekonomisinde oluşan krizlerin sebeplerinin emperyalizm olduğunu biliyoruz. Türkiye’de oluşan yukarıda saydığım krizlerin de türü aynıdır.

Bu durum emperyalizmin asimetrik niteliğinden kaynaklanır. Emperyalist ekonomik sisteme egemen metropoller sermaye ihraç eder. Kime? Sermaye ihtiyacı olan ekonomilere.

Bu metropollerde ki sermaye sahipleri kendi ülkelerinin dışında fırsatlar ararlar. Sermayelerini büyük getiri sağlayan bankalarda New York borsalarında değerlendirir, İngiltere gibi gayrimenkulün sürekli prim yaptığı ülkelerde gayrimenkullere yatırım yaparlar. Zayıf ekonomiler toplam sermaye ihracatını bilerek yabancı sermaye girişlerinin gerisinde bırakırlar.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum bu bakımdan çok nettir. Kriz olmadığı süreler yabancı sermaye girişi çıkıştan daha fazla olmuştur ve Türkiye yabancı sermaye girişine bağımlı kılınmıştır. Bu durum Türkiye’nin gelir dengesi bilançosunda kendisini göstermektedir. Her yıl gelir dengesi bilançosu “negatif” değer taşır. Yani yabancı sermayenin kâr, faiz transferleri daima daha fazla olmuştur. Türkiye’de 2015 yılında toplam yurt dışına 14 milyar dolar kâr transferi olurken yurt içine 4,5 milyar dolar kâr transferi yapılmıştır. Net yatırım pozisyonu makası çok açıktır. Türkiye’deki yabancı sermayenin milli gelire oranı 2015 yılı itibariyle %82’ye ulaşmıştır. Kural olarak dış sermayeye bağlı ekonomilerden sermaye çıkışı başladı mı ekonomik çaresizlik ve  bunalım başlar. 2008-2009 krizi buna örnektir.

2008-2009 yıllarında yani krizin 12 aylık döneminde Türkiye %8 oranında küçülmüştü. Bu bir ekonomik bunalım sebebidir. Sermaye hareketlerine baktığımızda bugün ki durumla büyük bir benzerlik vardır.

Türkiye ekonomisi kırılgan bir yapıya sahiptir. Bu yapı yüksek cari açık, yabancı varlıklara karşı artan önem, dış borçları döndürme güçlüğü, yerli sermayenin krizi ağırlaştırıcı katkıları ile ilgilidir.

Ekonomi küçülmektedir. Bu durumun bunalıma dönüşmesi yabancı sermayenin hareketine bağlıdır. Türkiye’nin bugün ki ortamında uluslar arası sermaye tedirgindir. Bu olumsuzluğa ek olarak Brexit ve ABD’nin yeni başkanı Trump’ın olumsuz etki yaratmaları Türkiye için tehlikeli gelişmeler olacaktır. Bu iki etki sermaye çıkışlarını hızlandırabilir. Bu durumda yerli sermayenin tepkisi takip edilmeli. Yerli sermaye ürküp sermaye ihracını yapacak mı? Yoksa sermaye ithalatı mı yapacak? Geçmiş krizlerde sermaye ihracı, sermaye ithalinden daha fazla olmuştu. Bu durumda yerli sermaye hareketleri büyük önem arz eder. Diğer taraftan kara para faktörü, kriz dönemlerinde ve/veya buna yakın dönemlerde kayıt dışılık olarak artar ve cari açığın finansmanına yardımcı olur. Bunun örneğini ise 2008-2009 kriz döneminde gördük. 2008-2009 döneminde Türkiye’ye 11,7 milyar dolar tutarında kayıt dışı para girişi olmuştu. Bu yabancı sermaye çıkışlarının üzerinde bir rakamdır.

Görüleceği gibi finansörümüz Türkiye’nin bugünkü durumu geçmiş krizlerdeki dönemlere çok benzemektedir. Bizi de direkt etkileyen ve hatta Türkiye’nin ekonomik krizinden bizim de payımızı almamıza sebep olan döviz fiyatları ile diğer finans hareketleri 2017 yılında olasılık olarak karşımızda duruyor.

İşte belki de bu yüzdendir ki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslar arası finans kapitalle arasının bozulması karanlık dış sermaye güvencelerine dayanmaktadır.

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı