Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mont Pelerin sonrası artçı şoklar!

Rum tarafı bir kez daha “taktik yanlışa” düştü. Bu kez olay sadece kendi yönetimin yanlış değerlendirmelerinden kaynaklanmadı ama. Müzakereler süreciyle birlikte başlatılan Sivil Toplum Örgütleriyle siyasi soruna  “soldan” yaklaşırsa” o kadar çözüme yaklaşacağını zanneden, muhalif siyasi partilerden de kaynaklandı!

Bu çevreler daha müzakereler başlarken Güney’i de mesken tutarak yangına düşmüş  gibi hep birlikte  barışçı çözüm diyorlardı ya!  Buna karşılık ne kadar etkinlik varsa hepsini de Kuzey’e sererek bir yandan da feryat figan  çığlıklar atarak, “hemen çözüm, şimdi çözümmm” diyorlardı ya!                                    İşte ayyuka çıkan bu sesleri işitenlerin yürekleri dağlanırken,  vakti zamanında Türk’tür diye insanları kurşunlayıp topluca çukurlara gömerken vicdanı fiskelik sızlamayan Rum’un bile yüreğini burktuydu!  Ve zannettiydi ki Kuzey beyaz mendil sallıyor!

KIVAMA GELMEK: Rum tarafı şu taktik hataya düşebilir miydi? “Eğer Türk tarafı bu kadar ısrarla ve her şeye karşın çözüm istiyorsa şu halde kıvama geldi, bastırırsak istediğimizi kopartacağız!”

Kim olsa Kuzey’den esen bu siyaset rüzgârına bakıp bu değerlendirmeyi yapardı. Nitekim  Kuzeyde hâlâ hızını alamayanlar ayni minval “hemen çözüm” sloganına sarılı ucuz politika oyunlarında yellenmeye devam ediyorlar!..                                                                           Zaman geçtikçe anlıyoruz. Rum tarafı masada büyük ödünler koparmasına karşın tatmin olmadı.

Mesela: Kuzey’de de  “TC’nin garantörlüğünün kabul edilemez oluşuna yönelik bazı “marjinal”  karşı çıkışlara rağmen Rum tarafı ayni tepkiyi masadaki Türk müzakerecilerden görmedi!

Mesela Omorfoyu, Karpaz’ı çok rahat koparacağını zannederken dirençle karşılaştı!

Mesela Kuzey’e büyük oranda nüfus kaydırması yapabileceğini sanırken büyük kısıtlama oldu!

Mesela siyasi eşitliği sulandırsa da Türk tarafının  bunu çözüm uğruna sineye çekeceğini  sandı ama  yanıldığını gördü!

Mesela Annan planının üzerinde  toprağa sahip olacağını hayal ediyordu, fena halde sukût’u hayale uğradı!

Kısaca Rum tarafı “kıvama gelen bir Türk tarafı değil, aksine haklarını yedirmek niyetinde olmayan bir siyasi kararlılığa tosladı!”  Eh! Kılavuzu karga olanın burnu pislikten kalkmazmış!

PANİK! Sık sık yazarız. Rum-Yunan ikilisi için çözümün birincil koşulu “TC’nin garantörlüğünün ilga edilmesi, adanın Türkiyesizleştirilmesidir! Mont Pelerin’e bu umutla gittilerdi! Oysa “umut” dedikleri olay, müzakereleri başarısızlığa uğratan etken oldu!

Bir süre geçti, akılları başlarına gelmiş olacak Mont Pelerin’de büyük bir fırsatı kaçırdıklarının da hesabında şimdi diyorlar ki “gelin garantiler konusunu bir geçiş dönemine bağlayalım…”

Şimdilik bu önerinin ağa babası Rum dışişleri Bakanı Kasulidis olarak görülüyor! Olmazsa olmazdan,  “biraz böyle olursa kabul ederiz  trendine” geldi!

Gene olmaz ama: Çünkü sen adadaki Türk halkının nüfusunu bile zapturapt altına alır, dönüşümlü başkanlığı bile kabul etmez, yüz bin Rum’la Kuzey’i delmeye çalışırken ve AB müktesebatını uygulama koşulunu dayatırken, kim sağlayacak Türk halkının güvencesini! Hâlâ bünyende faaliyet gösteren Eoka’cı bozuntusu Elam’cılar mı? Kısaca bu garantiler kalksın olayı yaş!                                                                                                                  **********

GEÇEN HAFTA: (KKTC-TC İLİŞKİLERİ GELECEĞİN UMUDU OLUYOR.)

Bir yandan Mont Pelerin bozgunu öte yandan başını dolar’ın çektiği büyük finansal kriz..  Kendi parasının sahibi olmayan, sosyoekonomik yapısı netameli, ambargolar altında var olmak için çabalayan Kıbrıs Türk halkı tutun ki “mucize” kelimesiyle ifade edilecek defakto bir devlettir! Altından Türkiye’yi çekseniz  Rum’un bir haftalık lokması anca olur, sonrası ebediyete intikalidir!

Son yıllarda üst üste gelen CTP ağırlıklı hükümetlerin “bağımsız ve egemen devlet” olmayı,  Türkiye ile sosyoekonomik ilişkileri zora sokup çoğu zaman imkânsız hale getirmekle mümkün olacağını  sandıkları “izm”li tutumları sonucudur ki kendimizi kendi içimize hapsettikti!” Bu olay öylesi bir kompleks  haline getirildiydi  ki Türkiye’den Geçitköy barajına akacak suyu bile “toplumsal bunalım haline soktulardı!

Türkiye’ye kapatılmaya çalışılan kapılara karşın Güney’e yönelik eğilimlerle işbirliklerinde yeni bir KKTC yaratmak mı düşünülüyordu bilemiyoruz ama elde uygulanması gereken ne kadar reform paketi  varsa hepsi de CTP koalisyon hükümetleri döneminin kurbanı oldulardı…

UBP-DPUG İCRAATLARI:  Son zamanlarda Türkiye ile birlikte hareket edilmezse “iş yapmanın” mümkün olmayacağı gerçeğinden hareketle tutun ki ikili ilişkiler büyük oranda rayına oturdu. Bunun yeni bir ispatını geçtiğimiz hafta turizm ve enerji konularında TC ile oluşturulan yeni ilişkilerde  gördük.

Bir hatırlatma yapayım. İntiharı hazırlayan etkenin son kertesinde tükenen çarelerle umutlar yatır! Şükür diyoruz: Türkiye’nin sayesinde bu son kerteye hiç gelmedik! Mesela 2004’de Annan planı ile hem çözümsüz hem de AB dışında kalan Türk halkı sonrası dönemde TC-KKTC işbirliğinde 30 küsur yılda yapılmayanların kat katını 16 yılda başardı..

ATILIMLAR: KKTC Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu. Sadece bakmakla yetinmiyor. Türkiye’’de araştırma yaptırıyor. İlginç veriler elde ediyor.Mesela KKTC’ye yüzde 60 oranında turist TC’den geliyor ama ayni Türkiye’den bugüne kadar Kıbrıs’a sadece  yüzde 8.5 oranında insan gelmiş! Ötesi Kıbrıs adasını bilmiyor çünkü görmedi! (Bir de anavatan yavruvatan demez miyiz?)

Ataoğlu çağrıda bulunuyor: “Yunan adalarına gideceğinize Kıbrıs’a gelin.” Ve Ataoğlu yakınıyor: Türkiye’deki çoğu insan hâlâ Kıbrıs’taki Türklerin hangi dili konuştuğunu bilmiyor! Ardından müjdesini de veriyor ama: Yakında TC’deki bazı şehirlerle  KKTC arasında yeni uçak seferleri başlatılacak…

İSRAİL GAZI: Öte yandan 7. Türkiye Enerji Zirvesine katılan Enerji Bakanı Sunat Atun, Doğu Akdeniz’deki İsrail’e ait büyük hidrokarbon yataklarından çıkarttığı gazı, adada çözüm olsa da olmasa da  kesinlikle Türkiye üzerinden sevk edeceğinin müjdesini veriyor.

KISACA: TC ile sadece ikili anlaşmaları değil, ortak paydaları oluşturan bölgedeki sosyoekonomik ve turizmle enerji gibi alanlarda da KKTC bizzat Türkiye’nin önemli dünyasal toplantı ve etkinliklerinde yer alıyor, görüş bildiriyor.. Ben bu gelişmeleri önemsiyorum.