Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çıngı kadar adada

Bir zamanlar Lapta Islah Okulu vardı.

Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde okul devlet himayesindeydi.

Cumhuriyetin kurulmasına, meclisin çalışmasına rağmen,

Türk tarafından garip istekler dile getiriliyordu.

Bu garipliklerden biri de Lapta Islah Okulunun taksim edilmesiydi.

Bunun üzerine o dönemler yayınlanmakta olan Ethnos gazetesi şunları yazar:

“Aynı şekilde Türklerin hakiki maksadı modern bir okul olan Lapta Islah Okulunu veya Atalasa Çiftliğini ele geçirmektir.

Fakat Kıbrıs Devleti, adanın Türk ve Rum emlaki diye paylaşılması için kurulmuş değildir.

Kıbrıs devleti adanın bölünmez bir bütün olmasını ve iki cemaatin iş birliği yapmasını derpiş etmektedir. Türklerin Taksimden vazgeçtiklerini beyan ederken bu çeşit saçma Taksim temayülleri göstermeleri esef vericidir.”

Her şey gariplikler üzerine kurulmuştu sanki.

Taksim diye yola çıkanlar, buna karşı gelenleri suçluyorlardı.

Dr. İhsan Ali 1959 yılında şunları anlatır:

“Bundan sonra İngilizler bir de baktık Taksim tezini ortaya attılar. Ben buna da muhalefet ettim. Bir de baktık ki Türkiye bu tezin peşine yapıştı. Buradaki liderler de başladılar Ya Taksim Ya Ölüm diye bağırmaya…”

Ve daha sonra şunları belirtir:

“Derken bu defa bir de baktık MacMillan Planı diye bir plan piyasaya sürüldü. Bir sürü lehte neşriyat falan filan. Üç maddesi değişti. Bu liderler burada kurbanlar kestiler. Eğlenceler yaptılar. Neler neler oldu…”

Sonunda şu tablo meydana çıkar:

“Bir gün gene kulübe gittim. Burada bir toplantı yapıldı. Ben bu toplantıda McMillan planının aleyhinde konuşup, McMillan planını reddedelim, istiklal isteyelim, burası müstakil bir devlet olsun. İngiliz gitsin, biz iki cemaat kardeş kardeş yaşayalım dedim. Kıyametler koptu. Vay dediler, sen Rum taraftarısın. Beni Lefkoşa’ya jurnal ettiler. Bu liderler beni ölümle tehdit ettiler. “Seni öldürteceğiz” dediler. Tehdit mektupları aldım. Gene biz fena olduk ve üç ay sonra istiklali kabul ettiler…”

Köprülerin altından çok sular geçti.

Ancak günümüzdeki tartışmalara, yaklaşımlara ve uygulamalara bakıldığında,

Filmin değişik versiyonu izlenmekte.

Toprağı bütün bir ülke anlayışı yerine mal mülk bölüşümü yapılmakta,

Hangi taraf ne koparacak onun peşinde koşmakta,

Memleket haritalar üzerinde paramparça edilmekte,

Bu ülkenin evlatlarına “bölge”ler  layık görülmekte.

Çıngı kadar adada her şey “İstiklal” denilen bilinçten yoksun, bir paylaşım savaşına dönüşmüş durumda…