İki turlu İsviçre süreci, beklenen sonucu veremeden bitti.
Anladığımız kadarıyla Rum tarafı son noktaya gelmek için hazır değildi. Galiba söylenecek en doğru tespit budur.
Önlerine beklemedikleri açılımlar konmuş olsa da, geçmiş elli yılda bir çok kez karşılaştığımız gibi, oyunu bozacak başka bir şey buldular.
Bu kez karşılarında açıktan suçlayamayacakları bir Türk tarafı vardı. Papadopulos’un Annan Planı’nın son aşamasında yaşadığı çaresizliğe benzer bir duruma düştüler.
Detaylarından burada bahsedecek değilim, sizler zaten haberleri yakından takip ettiniz.
Bir adım ileri gidilmesin, 5’li konferans noktasına gelinmesin diye, daha önce telaffuz etmedikleri şartlar öne sürdüler ve masaya tekmeyi vurdular…
Bundan sonra ne olur, bunu biz belirleyeceğiz, yani Türk tarafı… Ya tamam diyeceğiz, ya da doğal takvim denilen 2017 başına kadar bir şans daha vereceğiz. Barış Burcu’nun ilk anda yaşadığı büyük hayal kırıklığı ile yaptığı açıklamaları bir kenara bırakırsak, Türk tarafı, KKTC ve Türkiye birlikte karar verecek. Sonuçta olay ne sadece Mont Pelerin’di, ne de kaç Rum’un Türk tarafına geçeceği… Bunlar taktiklerdi. Strateji ise orada duruyor. Kıbrıs konusu ya bir anlaşmayla neticelenecek, ya da….
Dünkü yazım, teknik bir hata nedeniyle anlaşılmaz bir şekilde çıktı. Benim orada bahsettiğim, içinde Kıbrıs’ın da olduğu bir denklemdi. Hürriyet’in Washington Temsilcisi Tolga Tanış’ın yazısında bahsettiği denklem. ABD-Türkiye-Suriye-Kıbrıs… Dediğim gibi, teknik hata nedeniyle Tanış’ın Kıbrıs konusunda söylediği esas can alıcı bölüm çıkmadı. Şöyleydi;
“Kıbrıs’ta iki toplum lideri bu hafta sonu İsviçre’de müzakereleri sürdürecek. ABD, BM’deki görev değişiklikleri ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde 2018’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle çözümün yıl sonuna kadar yetiştirilmesi planlanıyor.
Obama Yönetimi’nin Kıbrıs dosyasına bakan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın görevini bırakacak olması da önümüzdeki iki ayı daha kritik bir hale getiriyor.
Üst düzey bir Amerikalı Hürriyet’e ‘Türkiye’nin adadaki 38 bin askerine başka yerde ihtiyacı var. Örneğin Suriye’de’ diyerek Obama Yönetimi’nin Türk askerinin adadan çekilmesini savunduğunu üstü kapalı biçimde belirtti.
Ancak tazminat konularında ise Washington, Türk tarafına destek vereceğini söylüyor.
ABD Başkanı Obama da, Yunanistan ziyaretinde Kıbrıs konusunda önümüzdeki dönem gelişmeler olabileceğini belirterek, ‘Önümüzdeki haftalar, aylarda bu konunun çözülmesi için bir pencere olduğunu düşünüyorum’ dedi”.
Bir kez daha tekrar edersek, Kıbrıs konusu bugün değil, tarihin her döneminde stratejik bir mesele oldu. Bölgeye ilgisi olanların planlarında bir şekilde yer aldı. Bugüne kadar başımıza ne geldiyse, uluslararası alanda söz sahibi güçlerin bilgisi dahilindeydi.
Buna kadercilik diyenler var…
Hiç de değil. Reel politika dedikleri bu…
O zaman kaderimize razı mı olalım. Hayır tabii ki, yapacaklarımız var. Ama dünyanın gerçeklerini bilerek, oyunu kuralına göre oynamaya devam ederek, zorlayarak…
İrademizi ortaya koyarak…
Sonuçta karar verecek olan da, suyun akışına yön verecek olan da biziz.
O nedenle, başta müzakere heyeti olmak üzere, birbirimizi yıpratmanın, işi iç politik çıkara dönüştürmeye çalışmanın zerre kadar faydası yok… Aksine bundan sonrası için kendi gücümüze, haklılığımıza zararı var…
Sükunete, sağduyuya, yeniden, akılcı bir şekilde değerlendirmeye ihtiyaç var.
Lütfen kimse ne def, ne de zil çalsın…
YERİN KULAĞI VAR
BİR BAŞKA BAHARA:
Bir umut daha tükendi. Bu durum, toplumun çoğunluğunda moral bozukluğu yaratırken, bazıları zil takıp oynuyor. Çünkü kırk yıldır kurdukları sistem devam edecek. Haksız kazançlarına, vatandaşı kazıklamaya, dilediklerini yapmaya devam edecekler. Çözümle ülkeye huzur ve adalet geleceğine inananlar ise, umutlarını zor da olsa bir başka bahara taşıma hayaliyle yaşayacak…
BUNU SİZ İSTİYORSUNUZ:
Bu sözümüz de Rumlara gelsin. Üç beş seneye kalmaz nüfus olarak da onları ikiye katlayacağız. Biz alıştık nasılsa, gideceğimiz köyün minareleri göründü artık ama, yanıbaşınızda size zor gelecek. 2004 referandumunda hayır dediğiniz için birçoğunuzun pişman olduğunu biliyorum. Ama ne diyeyim, bunu siz istiyorsunuz…
DERTLERİ ASKER DEĞİL:
Rum tarafı, kendine yeni bir çıkış yolu buldu. Şimdi de Yunan Başbakanı, Türkiye Cumhurbaşkanıyla görüşmeden önce, 5’li konferansa hazır olmayacakmış. Acaba şu son 2 İsviçre Zirvesi öncesiyle, bugünün arasında köprülerden çok sular aktığının da farkındalar mı? Böyle devam ettikleri sürece, “adada Türk askeri” lafını ağızlarına bile alamayacaklar… Çünkü artık buna hakları yok. Gerçek amaçlarının da bu olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
YİNE KANDIRDILAR:
Ara bölgedeki ortak mitingine AKEL ve DİSİ’nin destek verdiğine sevindik, “Bakın onlar da çözüm istiyorlar” diye. Halbuki oyun tıpkı 2004’deki gibiydi. Kimse çıkıp da bilmiyorduk demesin. Onlar, Mont Pelerin’de nelerin olacağını, Anastasiades’in neler isteyeceğini çok iyi biliyorlardı. Ama yüzümüze baka baka şarkılar söyleyip, sözde çözüm sloganları attılar… Eminim bugün bir yerleri ile gülüyorlardır bize de…
BECEREMEDİK:
40 senedir bu ülkeyi doğru dürüst yönetebilseydik; partizanlık, adam kayırmacılık yerine, kaynakları gerekli yerlerde kullanmayı, toplumun ihtiyaçlarını görebilseydik, kimse ille de çözüm diye tutturmazdı. İnsanların mutlu olduğu bir ülke yaratabilseydik eğer (ki gelen paralarla KKTC’yi cehennem değil, cennet yapabilirdik), çözüm olmuş, ya da olmamış kimsenin umurunda olmazdı. Ama öyle bir düzen kuruldu ki, insanlar devletinden ve ülkesinden soğudu. Kurtuluşun tek yolunun çözüm olduğuna inandı. Ama bakıyorum da bu eserin sahipleri hiç oralı değil. Hala başkalarına saldırıyorlar…
KEŞKE BEKLESEYDİ:
Zirvenin çökmesine CTP milletvekili Asım Akansoy da bizler gibi çok üzülmüş anlaşılan. Üzlmekte haklı da olabilir ama, henüz zirvenin neden çöktüğüyle ilgili somut ve detaylı bilgiler gelmeden Türk heyetini “masayı yıkan taraf” göstermesi biraz erken oldu. “Rumların hatalarını da sonra yazacağım” demek yerine, keşke her iki tarafın da artı ve eksilerini açıklasaydı. Sadece Türk tarafına yüklenmek, adil olmadı bence…
ZİRVEDEKİLER
Hüseyin Ekmekçi: “Beklentilerin en yükseğe çıktığı anda masa dağıldı. Kıbrıs’ta yeniden kurulması için karşılıklı suçlama yarışı, kendini haklı çıkarma yarışı şimdi en anlamsız şey… Şimdi herkesin ciddi inisiyatif üstlenme zamanı… Kıbrıs meselesi ciddi bir iştir. Statükonun devamı üzerinden yapılan yorumların tümü Kıbrıs Türk’üne bir şey kazandırmaz. Etrafımız değişirken, yeniden şekillenirken, Kıbrıslı Türklere vaat ettiğiniz, öngördüğünüz dünya nedir? Soru Budur… Gerisi bugüne kadar topluma hiçbir şey kazandırmayan gerici ve bağnaz kavgadır…”.
DİPTEKİLER
Heyete Mesnetsiz Saldırılar: Müzakere heyetine, sanki de masada Denktaş varmış gibi eleştiriler yönelten bir kesim dikkat çekti. Karşı taraf oyun sırasında kural değiştirmeye kalkarken, Türk tarafı teslim mi olmalıydı? Ne Sayın Akıncı, ne de heyeti bu suçlamaları hak etmiyor. Bakın göreceksiniz, Anastasiadis, dönüşünde kahramanlar gibi karşılanacak, tek çakıl taşı vermedi diye…
































