Her şeyden önce dıştan gazel okumanın, hele “akıl verip nasihat çekmenin” çok kolay olduğunu biliyorum. Ancak olası bir referandumda “tek oyum” da olsa çözüm için benden “evet” veya “hayır” bekleniyorsa, şu halde çözüm süreciyle ilgili oy hakkına sahip her yurttaş için tanınmış bir siyasi irade vardır ve bu da ancak “görüşlerle” ortaya konmaktadır. Dolayısıyle tek oy sahibi Sn. Akıncı kadar yoldaki tek oy sahibi “Ali efendinin” de siyasi sorunu eleştirme hakkı vardır.
Ha, bu eleştiriler eğer “bilgisizlikten” dolayı yanlışsa ve yanlış oldukları için masada konuşulanların hilafına yanlış yorumlanıyorsa bunun tek sorumlusu süreçle ilgili duyurucu açıklamaların yapılmamasıdır! Başından beridir sürdürülen bu ketumiyet Kıbrıs Türk halkına yönelik büyük haksızlık ve gayri etik bir siyasi tutumdur!
Bunu niçin yazdık? Çünkü görüyoruz ki Cenevre’ye yolunmuş tavuk gibi gidiyoruz. Elde ne var ne yok hepsini de Rum’a teslim etme (veya etmeme) pazarlığı ile gidiyoruz ve bu sonuç Şubat’tan beridir süregelen müzakerelerin eseridir!
Buna karşın Rum tarafının Türkiye’nin garantörlüğünü kabul etmemesini anlıyoruz, tutun ki Türk askeri gücünün adada kalıcılığı ile Türkiye’nin vesayetinden korkmaktadır!
Fakat: Hangi akla hizmettir, Türk halkının nüfusunu bloke etmek? Annan planı ötesinde daha çok toprak istemek?
Kuzey’e AB müktesebatının 4 özgürlüğünü serip ileride Türk halkını Rum halkının sultasına sokmak!
Dönüşümlü Başkanlığı sulandırırken mevcut kıyılardan daha çok pay istemek…
Kısaca Türk halkının nüfusunu sabitlerken, Kuzey’e monopolünü serecek ne kadar alicengiz oyunu varsa hepsini de çözüm çarşafına sarıp Türk halkının varlığını söndürmek!
Ha, deniyorsa ki bu söylenenler külliyen yalandır, en çok biz sevineceğiz!
İKTİDAR OLMAK MUKTEDİR OLMAKTIR. (KKTC’de her iktidar göreve mağlup başlar!)
Siyasi gelişmeler dışında “geçen haftaya bakacağız” da nesine?
Sonuçta şunu anladık ama: Sol’dan ve Sağ’dan iki parti ile Koalisyon hükümeti kurarsın, zıt güçler dengesi sağ
layamadığından kriz yaratır erken seçime gidersin!
İki üç Sağ partiden bir koalisyon hükümeti oluşturursun değil mi ki ayni saksıya siyerler, bu kez sağladıkları çoğunluğu kullanarak hem Meclis’te hem hükümet kademelerinde kumpas çevirirler!
Vesselam Kıbrıs Türk halkı için henüz dünyada bir hükümet modeli icat edilmediğinden mevcutlar da mesela şimdilerin UBP-DPUG hükümetini bağlamadığından, kanserin çaresini bulsa, “vardır bu işte bir usülsüzlük” denilerek mahkemeden dönecek!
Nitekim geçen hafta Özgürgün hükümetinin Bakanlar Kurulu ile yürürlüğe soktuğu her bir karar “muhalefet şerhi ile şerrinden dolayı mahkemelerden döndü.. Sonuç: “Hem zaman kaybı, hem ciddiyetsizlik hem de halk katlarında yitirilen güvenle itibar!
Oysa bir süre önce müzakere sürecini işaret ederek ne diyordu S.Denktaş? “Koçanlarımız devletin teminatı altındadır.” Öyle de çiğnenen Emirnameler, Anayasa Mahkemesinden dönen Seyrüsefer ve muhaceret Affı kararları, Kıb-Tek’in aldı başını gider uygulamalarından kaynaklı sorunları, şuna buna peşkeş çekilmeye çalışılan sahiller, YİM’sinden dönen vatandaşlıklar, Yurt dışı Koordinasyon Ofisi Anlaşmasının Başsavcılık’ca hükümsüz kılınması nedir? Bunlar mıdır devlet teminatı?
Kaldı ki ne diyoruz? Çözüm olsa da olmasa da Kuzey’i geleceğe hazırlamak için seferberlik gerekiyor. Aksi halde çözüm olmazsa Türkiye’nin kucağından kalkamayacağız, es kaza çözüm olursa Rum’un kucağına oturacağız!
ÖRNEĞİN: Bu ülkede “Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri” başlığı altında şunlar yazılıdır: “ “Cumhurbaşkanı bir yasayı veya herhangi bir yasanın herhangi belli bir kuralını veya Cumhuriyet Meclisi’nin herhangi bir kararını yayımlamadan önce bu Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı veya ona uygun olup olmadığı konusunda görüşünü bildirmek üzere Anayasa Mahkemesine sunabilir.. Anayasa Mahkemesi kendisine sunulan bu maddelerin konularını inceler, Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Meclisi adına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra konu hakkındaki görüşünü en geç 45 gün içinde karara bağlar, ve bunu Cumhurbaşkanına yazılı olarak bildirir…”
Muhalefet elinin altındaki bu Anayasa maddesini kullanarak UBP’nin çıkardığı yasaları keklik gibi vurup vurup aşağı indirmekte! Sonuncusu “Yurt Dışı Koordinasyon Ofisi Anlaşmasıydı.” Meclis Komitesinde görüşülürken Başsavcılığın Anayasasının şu yukarıda sözünü ettiğimiz 146. Maddesine aykırılığını açıklamasıyla bu kez Hükümet anlaşmayı geri çekmek zorunda kaldı! FAKAT: Neden TC-KKTC anlaşmasına dayalı, üstelik “gençliğe büyük yarar sağlayacak” böyle bir “kuruluş” Anayasadan dönsündü? Yani bu hükümet muhalefet kadar iktidarlı olamaz mı?
KISACA TAKILDIĞIM: (KADERSİZ ÇOCUKLAR.)
İngiliz döneminde Lapta’da bir İslah Okulu vardı. Başındaki müdürü de Mağusa’da ikamet eden bir Türk’tü. 1960’lardan sonra bu okul ilga edildi. Oysa Zaman hızla akıp gidiyor, Kıbrıs değişiyor, her değişimde görüldüğü gibi istenmeyen sorunlar doğuyor. Uyuşturucu, alkol bağımlılığı, hırsızlıklar bu cümledendir. Bir dünya devleti olma yolunda sancılanırken bir yandan da yarattığımız sorunların altında kalıyoruz. Mesela Uyuşturucu ve alkol belasının önüne geçemiyoruz! Özel klinikler açamıyoruz! Artan hırsızlık olayları nedeniyle hapse düşen küçük yaştaki çocukları rehabilite edip topluma kazandıracak olanaklar yaratamıyoruz. Gün günden işledikleri suçlarıyla “sokak çocukları” çoğalırlarken hâlâ onları “islah edecek okullar açamıyoruz.” Kısaca bu kadersiz çocukları kaderlerine terk ediyoruz! Böylesi bir ihmali ne Allah affeder ne vicdan sahibi insanlar.
































