Türkiye Cumhuriyeti bugün 93 yaşında…
Türkiye, kendisinden çok sonra kurulan devletlerle karşılaştırıldığında, belki de bulunduğu coğrafyanın stratejik önemi nedeniyle, karışanı çok olduğundan mıdır nedir, gerekli kurumsallaşmayı tam olarak sağlayamamıştır.
Oysa ne büyük ideallerle kurulmuştur.
Avrupa’nın bir çok ülkesi monarşiyle yönetilirken, eşitlik, adalet, kadın hakları, medeni haklar telaffuz bile edilmezken, o Cumhuriyet, hepsini güvenceye almış, çağdaşlığın bir nevi modelini oluşturmuştu…
Tarımdan, sanayiye hızlı bir teknoloji arayışına girmiş, üretim planlaması yapmış, buna paralel muhteşem bir eğitim planlaması yapmış, elinden geldiğince burs verek, dünya üniversitelerinde değerli beyinler yetiştirmiş, yani kısaca temeli doğru atmıştı…
Sonra, o devrimler durakladı ve ne kadar kabul etmesek de geriledi.
“Biz size veririz, biz size satarız, siz uğraşmayın” dedi birileri. O yıkıntının içinde bile, denenen uçak üretimi, sonra denenen otomobil üretimi de aynı sebeplerden durdu…
Traktörler, Marshall yardımlarıyla bir defaya mahsus bedavaya geldi. Üretim fikrinden vazgeçildi. Ama arkası borç, kredi olarak devam etti, dışa bağımlılık giderek arttı, arttı…
Öyle iktidarlar geldi ki, bizzat yabancı sermayenin ve yabancı siyasetlerin kuklaları oldular. Eğitimi de, üretimi de, her türlü planlamayı da kendi şartlarına göre değil, dikte edilen şartlara göre yaptılar.
Tam bağımsız diyerek kurulan cumhuriyet, bağımlı oldu, hem de nasıl…
Galiba Türkiye’ye biçilen rol buydu ve onu gerçekleştirdiler…
Partizanlık, popülizm, kolaycılık, dış sermayeye bağımlılığı arttırdı… Böylece beklenen kalkınma gerçekleşmedi, gelir adaletsizliği uçurum haline geldi, fakirlik başa bela olmaya devam etti.
Bu durum, sosyal yapıda da eskiyi geri getirdi.
Gericilik, feodalizm, Sevgili Raif’in dediğinden “ricayla yaşama düzeni” aynen Osmanlı’daki gibi geri geldi…
Bakın Büyük Atatürk’ün bir anısı, kurduğu hayali ne güzel özetliyor;
Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi iskelede etrafını çevirmişti.
Bir kadının elinde bir kâğıtla Atatürk’e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata’nın yolunu keserek titrek bir sesle:
—Beni tanıdın mı oğul? dedi. Ben sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var. Devlet demir yollarına girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış. Ne olur bir kere de siz söyleseniz.
Atatürk’ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle:
—Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş… İşte cumhuriyet böyle anlaşılacak…
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta kendinden geçmiş bir sesle:
—İşte cumhuriyetten beklediğimiz netice, diyordu….
Bizde farklı mı? Çok basit bir örnek ama, bizdeki geri kalmışlığın, en temel sorunlarımızın nedenini de bire bir açıklıyor.
Her türlü darbelenmiş, örselenmiş olsa da, Türkiye Cumhuriyeti bugün 93. yaşında bölgesinin önemli aktörlerinden biri…
Dileriz gelecek nesiller kıymetini daha çok bilirler…
YERİN KULAĞI VAR
YA HAT, YA BAT:
Akıncı ve Anastasiadis’in Mont Pelerin’de yapacakları zirve gündemdeki yerini koruyor. Günler yaklaştıkça zirveyle ilgili yorumlar da artıyor. “Buradan da birşey çıkmaz” diyenler kadar, “bu kez olacak gibi” farklı okumalar ve yorumlar var. Ancak iki kesimin de ortak görüşü, bunun son olduğu yönünde. Kısacası Mont Pelerin zirvesinden ya çoklu konferans veya çöküş çıkacak…
“SARI KARINCALAR”:
CTP’nin 13 Kasım’da yapacağı kurultayda tek aday olan Tufan Erhürman işi sıkı tutuyor. Yıllardır parti içi huzuru bulamayan CTP’de, yeni başkanın, üyelere yaptığı “sarı karınca” benzetmesi ise hayli ilginç oldu. Sözlüğe baktım, “sarı karıncaların” konut ve binalarda, kontrolü ve yok edilmesi en zor olan karıncalar olduğunu gördüm. Tufan hoca da bu benzetmesi ile yeni dönemde CTP’nin karınca gibi 24 saat çalışacağı mesajını vermiş oldu…
TARAFLARDAN ÇIT YOK:
Haftalardır Suat Günsel’e verilmek istenen leb-i derya arazileri tartışıyoruz. Ne gariptir ki, onca yazı ve iddia havada uçuçurken, ne hükümetten, ne de konunun muhatabı Suat Günsel’den çıt yok. İnsan çıkar ve birşeyler söyler, tabii söyleyecek sözü olursa. Hani bir söz var, “sukut ikrardan gelir” diye. Durum aynen öyle…
İNSAN BİRAZ SIKILIR:
Mağusa Özel Eğitim Merkezinde yaşanan sabah kahvaltısı krizine çözüm bulamayan siyasiler, iş reklama geldi mi, bol keseden atmayı bilirler. Mağusa Özel Eğitim Merkezi öğrencilerinin sergisine katılan siyasilerimiz, “tüm katkılar helal olsun, bundan sonra da ne gerekirse destek olmaya devam edeceğiz” diye nutuk atacaklarına, bu çocukların kahvaltı sorununa çare bulduklarını söyleyebilselerdi…
PRATİK ÇÖZÜM:
MOBESE takıldı, takılıyor haberi son bir kaç dönemdir her gelen bakanın dilinden düşmez de bir türlü gerçekleşmez. Üstelik benim bildiğim bütçesi de hazırdır. Bakmış ki olmuyor, Girne Belediyesi pratik bir çözüm bulmuş. Tüm cafe, restoran ve büyük işletmelere, yolu ve giriş çıkışı gören kamera yerleştirme zorunluluğu getirmiş. Umarım tüm bölgelerde yaygınlaşır. Hatta Belediyeler kendileri satsa, gelir de elde ederler…
ÖĞRENCİ Mİ, UYUŞTURUCU TACİRİ Mİ?:
Son yıllarda suç işleme sayısında yabancı uyrukluların fazlalığı dikkat çekiyor. Öğrenci kisvesi ile gelip suç işleyenlerdeki artış ortada. Son örnek, yabancı uyuruklu öğrencilerin kaldığı evde yarım kilo uyuşturucu ele geçirildi ve öğrenciler tutuklandı. Önemli olan bundan sonrası. Teminata bağlanıp serbest bırakılacaklar büyük ihtimalle. Halbuki böylesi suçları işleyenlerin suçu sabit olduğu an, önce okulla ilişkisi kesilecek, ardından kolundan tutup deport yapacaksınız ki, bundan sonrakiler için örnek olsun. Bu işin önüne başka türlü geçemeyiz…
YİNE DRONE MESELESİ:
İsveç hükümeti, kameralı olan tüm drone’ları güvenlik kamerası sayarak özel izne tabi tuttu. Ancak mahkemenin aldığı karar bulunla da sınırlı kalmadı ve hareket eden bir güvenlik kamerasının olamayacağı kararı alındı. KKTC Sivil Havacılık Dairesi’nin de bir talimatı var. İthali izne tabi ve kullanıcının kayıt yaptırması gerekiyor. Ayrıca meskun mahalde uçurulması yasak. Her hangi bir bilginin toplanması, saklanması veya kullanılması yürürlükteki KKTC mevzuatına tabidir deniyor. Yani özel hayatın gizliliği meselesi. Ancak baktığımızda, KKTC’de drone’ların vahşi bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Bizzat ben, iki kez balkonumdan kovalamak zorunda kaldım. Yani sizin anlayacağınız, biz bir çok ülkeden daha önce giden bir kural benimsemişiz ama denetimi yok ne yazık ki…
ZİRVEDEKİLER
KTMMOB: Mimar Mühendisler Odası 2017’nin ilk aylarında tamamlanması hedeflenen planlama çalışmalarında ilgili meslek odaları ile görüşülmeden, KKTC‘nin ilgili resmi kurumları, meslek odaları ve KTMMOB yok sayılarak,Türkiye Şehircilik Bakanlığı’ndan destek alınmasının kabul edilmez olduğunu açıkladı. Destek alınacağı haberi, Serdar Dektaş’tan gelmişti. Son dönemde her türlü kamu yatırımının ve de planlamasının Türkiye tarafından yapılıyor olması dikkat çekiyor. İlhak olduk da haberimiz mi yok? Yoksa tüm kurumlarımızı tasfiye mi ettik… Ülkenin kendi siyasetçileri kendi halkının bilgisini, becerisini bu kadar yok sayabilir mi?
































