Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Akel’in Kiprianu’su! (Rum Halkı Bütündür!)

1990’lar öncesi Rusya “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği” adı ile anılırdı. Kendini Marx komünizminin dünya temsilcisi olarak gören o yılların Rusya’sı dolayısıyle dünyadaki komünist ülkelerle siyasi partilerinin hamisi rolünü oynardı!

       Nitekim çok yazdım tekrarlayım: “Mağusa limanında Türk Rum  işçilerinin birlikte çalıştıkları yıllarda ne zaman rıhtıma bir Rus vapuru dayansa öteden beri limanın kaymağını yiyen Paralim’in Rum işçileri nasıl ki kiliselerde İsa ile Meryem’in ikonunu büyük bir huşu içinde öperler; rıhtıma dayanan  o hantal Rus vapurların  soğuk demir gövdelerini de öylesi mistik duygularla öperlerdi! Zaten ikide birde “gekkolarla” kavga edip kıyım kıyım kıyılmaları da Rusya’ya bu gönülden bağlılıklarıydı  ki 1974 darbesinde binlercesinin doğranması  eserlerinin ispatıdır!

       Buna karşın o yılların Sovyetleri için en kötü komünizm Kıbrıs’ta olanı idi! Şimdi de çok bir değişim yoktur. Bunu da geçen gün AKEL genel sekreteri Kıprianu’nun zaten öteden beri bildik görüşlerine nazire, bir yenisi okudukta gördük!

       SÖYLEYE YAZA: Hâlâ anlatamadık ama! Dünyadaki ülkeler bizim gibi ne “ulusal” kelimesini telaffuz etmekten utanırlar ne vatanları ile bayraklarından sarfınazar eylerler.. Ne de durup durup egemenlikleriyle özgürlüklerini bir başka egemen ve özgür devletin emrine vermek için olmadık siyaset atraksiyonlarıyla kıvrılırlar! Önce “ulus devlet” derler sonra ideoloji! Kiprianu  için de  sözünü edeceksek önce Kıbrıs’ın egemenliği sonra “komünizmle globalizm!” (Oysa bizimkiler  dağa taşa halkların kardeşliğini yazıyor sonra Güney’e geçip tam bu  duygularla sarılacak kardeşler aralarlarken, dayak yiyip kendilerini Kuzey’e dar atarlar!)

       KİPRİANU: İşte bu muhalefetteki komünist AKEL’in genel sekreteri Kiprianu da zaman zaman açıklamaları ile müzakereler sürecinde sahne alır. Ve anlarız ki ha Anastasidis ha AKEL’in Kiprianusu!” (Bizde öyle değil ama! Daha şimdiden UBP ile DP safını “hayır”la belirlerken, karşısındaki Sol cephe “evet”le bileniyor!)

       KISACA: Diyor ki Kiprianu Annan planına göre Kuzey’e daha çok Rum dönmelidir… Karpaz özel statüde Rum’a devredilmelidir… Annan planında 84 bin Rum geri dönüyordu. Şimdi Karpaz’a 16 bin Rum daha gelirse eder 100 bin, eh yeter tamamdır… Ve Kiprianu bazı  Rum tekliflerinin Türk tarafınca kabul edildiğini şöyle doğruluyor:

4 Kıbrıs’lı Rum’a karşılık 1 Türk oranı kabul gördü doğrudur!  802 bin Rum nüfusa karşılık 220 bin Türk nüfus olayı kabul gördü doğrudur…

Öteki doğrular da şunlar: Federal Devlette  memurlar  yüzde 66 Rum yüzde 34 Türk oranı ile yer alacak.                                                                 Ve Hrisostomos’un bombası: Türk tarafına en çok yüzde 25 oranında toprak bırakılabilir. (Teşekkürler!) İşte yukarıda yazdığımız bazı uzlaşılar! Soralım ama: Müzakerelere tamam mı devam mı?


                   EMEKLİNİN HAKKI HUKUK DEVLETİ OLUNAMADIĞI İÇİN GASP EDİLİYOR!

Sık sık tekrar ederken telafuzu kulağa hoş geldiği için  aksisedasını duyup bayıldığımız “hukukun üstünlüğü ilkesi” lafının eğer “yalansız sahtesiz” sahibi olsaydık, bugün ne Girne Emirnamesinin uygulanma sorunundan  yakınırdık ne de   kaçak yapılaşmalardan!

Keza eğer o Hukukun üstünlüğü” adı ile Anayasal yükümlülük haline gelmiş iki kelimeyi iğfal etmemiş olsaydık ne “popülizmi hortlatırdık ne de devleti iki kuruşa muhtaç edecek sefalete düşürürdük!” Hatta masa başında Türk’e tos atan  Güney değil, Rum’a tos atan Kuzey olurduk…

Eğer hukuk devleti olsaydık Kurumlar batmazdı! Ve hem Anayasa hem de YİM’sinde alınan kararlara karşın 6 yıldır devletin bloke ettiği memur emeklilerinin alacakları olan paraları iade edilirdi!

KAÇ KEZ YAZDIK. Yazdılar, söylediler… Emeklilik bir ömür çalışmışlığın  sonucunda ölene kadar krallar gibi yaşanan   emeklilik paralarına  gark olmak değildir! Bazan bir kefen parasını  tasarruf edecek üç beş kuruş bile  olmaz emeklinin cebinde! Kaldı ki hangi emekli? Ölüp ölüp göçüyorlar ama onların çoğu  yıllar yılı göç yollarında savruldulardı!  Çoğu evlerini barklarını iki kez yeniden kurmak durumunda kaldılardı! Kaç evlat okutup evlendirmişlerse o kadar daha yoksullaşmışlardı! Ne kanserden ne kalpten kurtarabilmişlerdi hayatlarını!..

İşte bu emekliler 6 yıldır Anayasa ve Yüksek İdare Mahkemesi kararlarıyla bir zamanlar devlet tarafından kesilen sonra iptal edilen “vergi kesintilerinin” iade edilmesini beklemektedirler! Oysa 6 yıldır anayasal  yükümlülük olmasına karşın gelip giden hükümetler emeklileri alay ederlercesine (ki asıl alay ettikleri Anayasada hükmü olan Hukukun Üstünlüğü’dür)  her mali yılda söz verdikleri halde o kesintileri iade etmiyorlar! Fakat: “Hukukun üstünlüğünün” kabul görmediği uygulanmadığı hiçbir ülkede  hiçbir hükümet meşru değildir…


KISACA TAKILDIĞIM: (İNŞAATLAR BİTTİĞİNDE O YOLLAR SIRAT KÖPRÜSÜNE DÖNECEK!)  

Yakın gelecekte Mağusa’da tam eski Hastahane yoluna dönen kavşağın karşısındaki “gölün” kıyısında iki devasa öğrenci yurdu daha tamamlanacak, inşaatları sürüyor.

Keza DAÜ’den başlayarak Tuzla’ya kadar uzanan yolun yeni çemberden sonra sol tarafında yine gölün uzantısı olan  bir alanda devasa bir site oluşturulması için inşaat çalışmaları hızla  devam ediyor.

DİKKAT!  Söz konusu bölge ve yoluna “ölüm yolu” dendi tınmadınız! “Trafiği düzenleyici  tedbir alınız” dendi vız geldi tırıs gitti! Bu yollarda yıllardır ölümlü kazalar sürekli artıyor! Ve dikkat diyorum:  Yukarıda sözünü ettiğim her iki yerdeki inşaatlar bittiğinde, artık o yollar sırat köprüsüne dönecek,  kan gövdeyi götürecek,  haber verelim…