E, artık ne demek lazım bilemiyorum.
Hükümetin ne yaptığını anlamakta da artık açıkçası zorluk çekmekteyim.
Suat Günsel’e 49 yıllığına sit alanı kiralayan hükümet, bu kararını da geri aldı.
Aynen üretim hammaddesine fon kararını bir hafta sonra geri aldıkları gibi, aynen fon kararını tamamen kaldırdıkları gibi, verdikleri vatandaşlıkları bir ay sonra aldıkları gibi…
Beceriksiz olduklarına ihtimal veremiyorum…
Başbakan’ın dünyadan haberi olmayabilir, ama içlerinde çok uzun süredir devlet işlerinde bulunmuş bakanlar var. Mesela Serdar Denktaş… İçişleri Bakanlığı da yapmış, yıllar yılı Turizm Bakanlığı da yapmış bir siyasi. Bir arsa tahsisinin nasıl yapıldığını iyi bilir. En azından Bakanlar Kurulu’nda bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilir. Bugün halihazırda faaliyet gösteren turizm ve eğitim kurumlarının çoğunun arsa tahsislerinin yapılmasında payı olan birisi…
Bakanlar Kurulu’na gelen bir öneri sadece pafta, pasel numarası mıdır? Şimdi bir yatırımcı gelse, pafta parsel numarası vererek, Bellabais Manastırı’na talip olsa, bakmayacaklar mı? Tehlike bu kadar büyük mü? Gerçekten dehşet içindeyim…
Niyetlerini bırakın bir tarafa. İzledikleri yol tam bir hukuk dışılıktır. Bakın… Taşınmaz hazine mallarının kiralanmasını Maliye Bakanlığı yapar. Öneri nereden gelirse gelsin, önce Devlet Emlak Malzeme Dairesi istenen malın kiralanmasında bir engel olup olmadığına bakar. Uygunsa, önergeyi yine Maliye Bakanı getirir…. Yasa böyle diyor. Bu yol izlenmemiş mi? İzlenmemiş.
Bilerek yaptılarsa suç, ama Yasa’ya hiç bakmadan yaptılarsa daha da büyük suç.
“Bilmezdik, bakmadık, yanıldık”, bunlar boş işler. Hepsi bir yana Yasa’nın gösterdiği prosedürün izlenmemiş olması bile tek başına hukuk dışılık. Ve bu hükümet bir kez daha hukuku çiğnemiştir. Bu örnek Bakanlar Kurulu’nun yasa yönetmelik dinlemeden nasıl hükmü karakuşi karar alabildiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Sadece siyasiler için değil, tüm ilgili bürokratlar için utanç verici bir durum.
Ne bir uyarı, ne bir ikaz. “Efendim bir yazalım ilgili yerlere soralım” demeden, o kararı Bakanlar Kurulu’na getiren bürokratların elinden kalemi alsınlar zaten…
Eski eserleri iskan veya işgal etmenin cezası 8 yıl hapis… Ve bizim bunu görmezden gelen yöneticilerimiz ve bürokratlarımız var…
Önce Tarım Bakanlığının bürokratları, şimdi de Bayındırlık ve Ulaştırma’nın, Maliye’nin, Başbakanlığın…
Bir kere değil, iki kere değil…
Yani bizler buralardan, sivil toplum sosyal medyadan kıyameti kopartmasak, gidecek miydi yani bu arazi?
Kral mezarlarının, lahitlerin, şapellerin üstüne Suat bey beton mu dökecekti?
Yoksa acaba gözden kaçırırız diye mi düşündüler? Yasal prosedüre uymamayı göze aldıklarına göre…
Bu kadar ucuz mu bu memleket…
Kutlanması gereken, bir avuç insan var…
Dayanışma’cılar, arkeologlar, çevreciler, şehirciler…
Hem de bu kez, diğer olaylardakinin aksine, çok büyük bir azınlık olarak…
Büyük iş başardılar.
Neden mi?
Zira işin içinde YDÜ olunca nedense pek çoğunun sesi çıkmadı da ondan…
YERİN KULAĞI VAR
YAP-BOZ HÜKÜMETİ:
UBP-DP hükümeti için en uygun benzetme bu olmalı sanırım. Önce bir karar alıyorlar, ardından ya mahkeme, ya da bizat kendileri, aldıkları bu kararı iptal ediyor. Önce fonlara uygulanan zammı, ardından Suat Günsel’e kiraladıkları ve Resmi Gazete’de bile yayınladıkları Bakanlar Kurulu kararlarını iptal etiler. Hala iyi niyetli olduklarını iddia eden var mı?
CTP’DE YİNE GÖRÜŞ BİRLİĞİ YOK: Elektrik konusu yine tartışmalara neden olacak. Ama hükümet homojen… orada bir sorun çıkmayacak. Yapalım dendi, başüstüne dediler. Her neyse, aleyhimize olmaması için dua etmekten başka bir şey, elimizden gelmez. Ancak görünen o ki, CTP’de yine tartışmalara neden olacak. Muhalefette dahi olsalar…
ÖYLE DEĞİL İŞTE: Serdar Denktaş, elektrik konusunda sadece bir ön anlaşma imzalandığını, detayların tartışılması için önümzde çok zaman olduğunu söylüyor. Oysa biz biliyoruz ki, su konusunda herkesin ayağına dolanan, İrsen Küçük’ün imzaladığı ön anlaşmaydı… Unutmadık yani…
BASKIN SEÇİM OLUR MU?:
Önce Başbakan ve UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün dile getirdi olası bir seçimi. Şimdi ise “bağımsız UBP”li Taçoy dillendirdi. Taçoy, “Bu 8. dönem 3. yasama yılı bir seçim dönemi olabilir” dedi. Acaba akıllarında bir baskın seçim mi var? ‘CTP kendi içinde kavgalı, TDP’nin ondan kalır yanı yok. Biz iktidardayız. Hazır muhalefet birbirini yerken erken bir seçim, iki partiye de avantaj sağlayabilir. Bir de Halkın Partisini halledersek iş tamam’ diye mi düşündüler?
NABZA GÖRE ŞERBET:
Rum lider Anastasiadis’in eylem yapan vatandaşlarını mutlu etmek için “orası olmadan, burası olmadan asla” türündeki açıklamaları, çözüme değil çözümsüzlüğe hizmet ediyor. Ama o da haklı, arada bir tribünlere oynayıp, kendi halkının duymak istediklerini söylemezse, siyaseten biteceğini o da biliyor. Bu şekilde siyaseten bitmez belki ama, nabza göre şerbet vermekle anlaşma umutlarını bitiriyor…
SİYASİ ENGEL:
Lefkoşa’daki otobüs terminalinin durumu hepimizin malumu. Okul döneminde öğrencilerin yoğun olduğu terminal ne yazık ki bakımsızlıktan dökülüyor. Elle tutulur yanı kalmadı ama, belediyenin terminal için düşündüğü projeler hükümete takıldı. Bakanlar Kurulu aylardır bu konuda karar üretmiyor. Sizin anlayacağınız yine işe siyaset bulaştı…
ZİRVEDEKİLER
Hüseyin Ekmekçi: CTP’nin haleti ruhiyesini sevgili Ekmekçi kısa ve öz olarak anlatmış. CTP’yi üç kelime ile anlat deseler ancak böyle izah edilirdi. “CTP protokolü de elektrik ve su yüzünden imzalayamadı. Ülke yönetimini altın tepside UBP ve DP’ye sundu. UBP ne yaptı? Zart diye suyu imzaladı, şimdi zurt diye elektriği imzalayacak…”
DİPTEKİLER
Kamu Yararına Red: Adına ‘terminal’ denilen mezbelelik, Lefkoşa’nın orta yerinde inanılmaz bir çirkinlik olarak dururken, Belediye burayı mamur etme talebinde bulunuyor. Ama her nedense kendisine bu tahsis yapılmıyor. Birileri otel yapsın, para kazansın diye sahilleri elleyen, birilerine kampüs yapsın diye sit alanı verirken gözünü kırpmayan hükümet, konu kamu yararı olunca, reddediyor. Harmancı orayı şahsına istemiyor ki, görevini yapmak için hem de tüm bir halk için istiyor. Hem de üç dönemdir… Başkan bir UBP’li ya da DP’li, ya da CTP’li olsa böyle olmazdı değil mi? Ey partizanlık sen nelere kadirsin…
































