Müzakereler kesintili de olsa devam ediyor. Ve sadece Türk tarafı değil, neden son fırsat olsun düşünceme nazire Güney de “bu son fırsattır” diyor!
Pekala tutun ki çözüm yönünden son fırsattır! Ee, ne olacak? Kuzey öyle geldi böyle gidecek tevekkülünde kaderine mi küsecek? Güney yeniden Kuzey’e dönme hayallerinin yıkılmasından dolayı karalar mı bağlayacak? Çözüm konusunda efor sarf eden STÖ’leri hemen kendilerini lağvedip köşelerine mi çekilecek? BM’ler sekreteryası “bu Türklerle Rumlardan ne köy olur ne kasaba” diyerek Kıbrıs’ın defterini mi dürecek? AB başarılamamış çözümün faturasını Türkiye’ye çıkartırken tyine kıçını Kuzey’e mi dönecek?
Kıbrıs Rum ve Türk halkları sınır kapılarını kapatarak ilişkilere son mu verecek?
HAYIR! Hiçbiri olmayacak! Çünkü: Bizatihi “çözümsüzlüğün” kendisi çözümdür.. Bu gerçeği tüm olumsuzluklarıyla yaşarken elbet kırk iki yıl daha yaşayacağız demek istemiyorum ama öylesi bir sonuç çıktığında Güney Rum liderliği de bilmektedir ki Kuzey Ankara ile birlikte ambargoların kalkmasını zorlarken, KKTC’nin AB üyeliği için elindeki mülteci ve vize olayını olaylarını da kullanarak büyük bir siyasi mücadeleye girecek..
Ve Güney Kuzey’de kaybettiklerini yeniden kazanmanın sürgit politikalarında debelenirken; dünya devleti oluşunun avantajını kullanmaya devam edecek. Fakat bugünkü çözüm olasılığındaki kazanımlarını, sonrası hiçbir müzakere sürecinde elde edemeyecek! (Bunu en iyi bilmesi gereken de Anastasiasidis’tir..)
Dolayısıyle eğer müzakerelere son fırsat olarak bakılıyorsa bu Rum tarafı açısından doğrudur! Kuzey’in ise çözüm arayışları sürecektir. Fakat bu ille de Rum tarafı ile oluşturulacak bir çözüm de değildir. Tanınmamış devlet oluşunu sürdürürken her hangi bir çözüm için “self determinasyon hakkını” da kullanabilecektir. Rum liderliği ile kilisesinin bunu da iyi bildiğini sanıyoruz…
O halde (sözümüz Güney’edir.) Olmadık istek ve oyalama taktikleriyle garagözlük yapmaktan vaz geçin, çözüme gelin!
HEP AYNİ SORUNLARI TAŞIYORUZ.
1974’den hemen sonra baktık ki elimizin altında rüyada görsek hayra yormayacağımız büyüklükte servet var ne yapacağımızı şaşırmak bir yana çılgına döndük. Ki rakamları hâlâ hatırlarım.
Mesela Uğruna Sanayi Holding’i kurduracak kadar irili ufaklı 400 tesis. (Yeri geldi yazalım. Cafcaflı laflara bayılırız. Mesela “holding” dedik ama Kuzey’de ve hâlâ elinde hisse senedi olup satacak ne başka şirket vardı ne de Rumdan kalanlardan başka tesis! Fakat devlet sanayi holding yüzünden ayvayı yerken, türlü çeşitli tesislerde çalışanlar da çok kazandıydı!)
Sonra başladıktı Kurumları oluşturmaya: Mesela elimize geçen 80 bin dönümlük narenciye bahçeleri için Cypfruvex’i kurduktu ama bugün bu “kuruluşa” devlet para yatırmasa, narenciyeci desteklenmese 40 bin dönüme kadar düşmüş bahçeler de kalmayacak!
Toprak Ürünleri Kurumu çok mu farklı? Son dönemlerde tek başına memleketin zaten zar zor ayakta duran ekonomisine bir tırpan attı ki hâlâ artçı depremleriyle sallanıyoruz! O piranha balıkları gibi kemirip kadavrasını bıraktıkları bu kurumumuzu ithal mallara yüzde 3 fon koyarak kurtaralım dediler icraat yargıdan döndü. Yetmedi bu kez o fonları ödeyen ticaret erbabı “kesintileri geri istiyoruz” diye kazan kaldırdı!
BÖYLE DEVLET! Olur mu olur! Üstelik bazı “yasalar da mesela Muhaceret affı gibileri, “mahkemenin ara emirleriyle” durduruluyorlar!
Demek ki neymiş: “Ben yaparım olur olmazmış!”
Nitekim Meclis Başkanı Sibel Siber “Komitelerde birikmiş tasarılar var” diyor ve ekliyor: “Yasaları hazırlayan hukuk komitesine ihtiyaç vardır!”
Sıkıntı büyük. Geçmişte Meclis Avukat kaynardı. Şimdi doktor! Hadi gelin ve deyin ki (olmaz ama) “kota koyuyoruz. Bundan sonra Meclisin yüzde ellisi hukukçulardan, yüzde yirmisi doktorlardan, yüzde şu kadarı falan filan meslekten olacak!”
Sorunların esprisi şudur: Kendi kendimizi sürdürüp götürecek organizasyonların devleti olamıyoruz.
REFORMLAR: Buraya gelecektim. Çünkü “kurumlarla” ilgili bu olay 2013’ten beridir “TC-KKTC Mali ve Ekonomik Protokoller” başlığı altında fakat tırnaklık uygulamaları yapılmadan bazen yeniden tazelenen imzalarla devletin sorunları olarak sürüyorlar!
Mesela 2013-15 Protokolü de uygulanamadı, şimdilerdeki 2016-18 protokolü de uygulanmayacak! KKTC böylesi büyük değişimleri kaldıramıyor demektir bu! Ne siyasi partilerin politikaları ne de sosyoekonomik gerçeklere adaptasyonları nedeniyle! Tek uygulamaları ile uyumları, gelip giden koalisyonlara “lafazanlık” yapma fırsatı vermeleri!
Tabi tüm bu olanlar kader değildir. Olsaydı vaktimizi boşa harcamaz, yazmazdık.. Her halde bu kaderi değiştirecek “iktidarlar” da görebileceğiz bir gün.
KISACA TAKILDIĞIM: (MAĞUSA’DAKİ TRAFİK TIKANIKLIĞI!)
Bir haftada 72 trafik kazası oldu 1 kişi öldü! 2 kişi ölmedi diye sevinelim mi? Dün Mağusa’nın trafiğinden söz ettim. Tıkanmaların büyük nedeni “trafik düzenlemesi yokluğu!” Yani devletin ve ilgili birimlerin tek kelimeyle beceriksizlikleri ile acizlikleri! İkisi bir yere geldi mi korkunç bir trafik faciası yaratıyor!
Dün “tedbir 1” dedimdi. “Eski hastane yolunu Tuzla yoluna çıkışa kapatın.” Tedbir 2: İsmet İnönü bulvarındaki tali yollardan bazılarını anayola çıkışlara kapatır ve “Lemara” giriş çıkışlar ayrı yönlere alınırsa trafik akışı sağlanabilecek. Bir başka büyük sorun Topçu Bulvarından Yeni Liman kapısına kadar olan “harman” gibi yoldur! Bu yolda artık ve asla araba sürülemez!… Eee, göreviniz değil mi? Alın artık tedbirinizi!
































