Masıracı vardı.
Gelir sokak ortasında durur, “Masıracı geldi gaçıyor hanımlar…” diye sloganını atardı.
Bunu duyan hanımlar hemen ması(u)racıya koşar, el arabasının çevresinde toplanırlardı.
Herkes bir şey alırdı.
Masıra, yüksük, makas, iğne, iplik, fermuar…
…
Masıracı uyarır gibi bağırırdı.
Geldim ama kaçıyorum !..
Geldi geldi, gelmedi kaçar!
…
Downer gibi!
Geleceğinde uyarır.
Falan tarihte geliyorum der.
Ama kaçacak!
Gidecek ve gene gelecek!
Masıracı gibi!
Her geldiğinde, çevresine toplananlara bir şeyler satmak isteyecek!
…
Kıbrıs sorunu bizim hayatımızdır!
…
Bir zamanlar bıçak ve makas bileyicisi vardı.
Bileyici bisikleti ile gelir, yolun orta yerinde durur, bisikletinin kendi başına durması için ayaklığını yere yerleştirirdi.
Bilenecek makası ve bıçağı olanlar, makasını ve bıçağını bileyicinin bisikleti üzerinde duran bileme mekanizmasından geçirirdi.
…
Bizi Kıbrıs sorununda kaç kez biledir!
Kütleştiğimizde,
Gene bileyecekler!
…
Karpuzcular vardı.
Bunlar köfünlere yerleştirdikleri karpuzlarını sokak sokak gezer satarlardı.
Köyden şehere inerlerdi.
Sloganları da meşhurdu:
“Yarar yırtar da veririm…”
Karpuzcu, karpuzuna güvenirdi ama her zaman güvendiği gibi olmazdı.
Elinde bir bıçak, karpuzu yarar, bakar, eğerlim kıpkırmızı değilse, o karpuzu müşterinin gözü önünde atardı.
Başka karpuzu alır, onu da bıçaklardı!
Ta ki kıpkırmızı karpuzu bulsun…
Kıpkırmızı karpuz bulununca, büyük bir gurur içinde müşterisine satardı.
…
Sorunun çözümü aranıyor ya,
İstenilen tadı bulana kadar.
Yaracak, yırtacak!
İki tarafın müşterilerini memnun edecek!
Da öyle verecek!..
…
Şişeciler vardı.
Bir çocuk arabasını sürükleyerek sokaklarda dolaşan şişeciler gelirdi evlerin kapısına.
“Şişe alırıım…” diye haykırdıktan sonra, şişelerini biriktirenler şişeciye para karşılığında bunları satardı.
Herkes şişesini önceden biriktirirdi ve şişecinin geleceğinden emindi.
…
Bakın,
Bir tarafa su gelecek,
Diğer tarafa gaz,
Belki kapınıza şişeci gelmeyecek ama,
Sucu ile gazcı gelecek.
Ne vereceksiniz?
Para!
Roller değişmiş olacak!
Sonuçta, birileri mutlaka gelecek.
Ha şişeci, ha sucu, ha gazcı!..
…
Sorun, tıpkı hayatımız gibi.
…
Eskiden çocukların oyuncakları, kağıttan ve tahtadandı.
Tahtadan tabanca ve kılıç yapılırdı.
Kağıttan gemicik ve şapka…
Mukavvadan evcik…
Çok mutlu olurlardı.
Küçük dere yataklarında kağıttan gemicikleri yüzdürmek heyecanlandırırdı çocukları.
Mukavvadan evcikler geleceğin hayallerini süslerdi.
…
Şimdi de aynı şeyler hayallerimizi süslemiyor mu?
Ha mukavvadan ev, ha betondan!
Ha tahtadan tabanca, ha demirden, baruttan!
Ha kağıttan gemicik, ha fiberglass’tan
…
Kıbrıs sorunu mu hayatımızı şekillendiriyor, biz mi sorunu şekillendiriyoruz!
Doğrusu bilinmiyor!
…
Nasıl bağırıyordu karpuzcu?
“Yarar yırtar da veririm!”
…
Yarmadılar mı?
































