Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Formaliteler İçinde Boğulacak Federasyon!

Rum basınını okudukça gitgide şu kanata varıyorum. “Eğer çözüm olursa  dünyanın  en karmaşık federal sistemi ile sarmalanacağız!”

       Çünkü hani güç ve Yönetim konusunda anlaştık deniyor ya.. Mesela Yönetim konusunda  Sn. Akıncı “4 yıl Rum tarafı  1 yıl da Türk tarafı” Başkanlık yapacak diyor ya..   Sonra da  bunu siyasi eşitliğimiz için önemli bir kazanım olarak lanse ediyor ya.. Hani etrafta bir kısım “yerleşikler” geri gönderilerek Türk nüfus 250 binlerde falan dondurulacak lafları dolaşıyor ya..

       İşte  Şimdilerde  o “1 yıllık Başkanlığımız” da büyük olasılıkla yerini veto haklarımızın artırılmasıyla “Başkan yardımcılığı” karşılığında ilga ediliyor ve  aynen 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde olduğu gibi “Rum Başkan ve Türk yardımcısı”  olarak  belirleniyor..

       Ha ne yapacaklarmış bu Başkan ile Başkan yardımcıları birlikte? “Savunma, Dış politika, iç güvenlik, finansman ve Cumhuriyetin temel çıkarlarında birlikte karar vereceklermiş!”

       YÖNETİM: “Uzlaştılar açıklamasına karşın” Rum basınına göre bu konuda da  boşluklar ve  belirsizliği ifade eden “gri” bölgeler varmış.  Mesela  Türk tarafı “federal ordunun küçük ve esnek olmasını reddediyormuş!  “Ya nasıl olmalı” sorusu da muallaktaymış!

       Doğal kaynaklar, Telekomünikasyon ve postalar Federal Devletin yetkisinde olacakmış! İşgal bölgelerinde var olan kumarhaneler “gri bölgeye” alınmış çünkü federal yetkide olacak ama bu yetki “işletme şart ve kurallarını” kapsayamayacakmış!   “Sosyal politikalar” konusunda Talat Hristofyas döneminde uzlaşı sağlanmış otomatik olarak geçerliliği korunsun deniyormuş. Vergiler konusunda şöyle bir anlaşmaya varılmış. Kurucu devletler kendi içlerinde de kendi vergi sistemlerini oluşturabileceklermiş… FIR hattı konusunda Türk tarafı iki ayrı Hava Kontrol Merkezinde ısrar ediyormuş.

       KOMEDİ! Bunu da Filelefteros yazıyor. Diyor ki bir kurucu devlette “iç vatandaşlığı” olanların yüzde 20’si oy kullanacak! (Ekologlar Hareketi-Vatandaşlar İşbirliği Başkanı Perdikis bu durumu şöyle izah ediyormuş: “Mesela diyormuş farzedelim ki Kıbrıs Türk idaresi altındaki  eyaletin bir şehrinde, Kıbrıs Türk eyaletinin “iç vatandaşı olmayan” 3 bin Kıbrıslı Rum ikamet etmektedir. Ve bu şehirde yerel seçimlerde oy kullanma hakkı olan Kıbrıs Türk “iç vatandaşlığı” (yani esas yurttaşı) 10 bin seçmen vardır.  Bu durumda Kıbrıslı  3 bin Rum’un ne seçme ne de seçilme hakkı olacaktır…”

       DERDE BAKIN: Uzlaştık denilen bu ve benzeri maddelerden sadece bir kaçını ayazlattık! Ki bunlar  öteki konuların yanında sadece küçük paragraflara sığdırılan maddeler   olarak kalırlar! Ancak bu “küçüklük”  bile “karmaşanın büyüklüğünü” ayazlatıyor ve  “Federal Devletin”  çözüm olsa da fonksiyonel olmadığı için bu “yönetim” şekliyle    çalışamayacak kadar çalıştırılamaz hale getirildiğidir!


İSMET KOTAK’I ANARKEN VE KADRO HAREKETİ

       Bugün rahmetlik İsmet Kotak’ın 5. Ölüm yıldönümüdür. Kendisini rahmetle anarken bana yeniden hatırlattığı bazı konulara değinmek isterim.

       Zaman zaman lafazanlık olarak algılanmış da olsa bugünün kuşaklarına “dünü” anlatma zorunda kalırız! Mesela Rahmetlik Denktaş’ı da sürekli “şehitler, bayrak, Atlılar, Muratağa” gibilerinden konuşmaları nedeniyle “hep geriye bakıyor” diye eleştirirlerdi.  Denktaş ise yeni kuşakların anlaması için  “anlatmaya devam edeceğim” cevabını verir, “bu benim görevimdir” derdi..

       Kaldı ki “ileriye doğru düzgün bakabilmek için hele bu adada, geçmişe gözlerinizi kapatamazsınız!” Çünkü sahip olduklarımıza, o geçmişin mücadelesi sayesinde sahip olduk.

       İsmet Kotak o mücadeleyi devlet oluşa kadar sürdüren “kadronun” politikacılarındandı. Ondan önce “gazeteci.”  Konuştuğumuz dönemlerde satır aralarına sıkıştırdığım “kadro hareketinin” mazlum ve mağdur ulusların tarihi süreçlerinde ne kadar önemli olduğunu anlatırdık birbirimize. Nitekim Doktor Fazıl Küçük’ü de Denktaş’ı da  “lider” olarak bu “kadro hareketleri” yarattıydı. Aynen devleti yarattıkları gibi. Bir parantez açıyorum.        (Denktaş 1983’de devleti ilan ettiğinde hâlâ Kıbrıs Cumhuriyetini savunanlarla Sol partiler “karalar bağladılardı!” Şimdi hep birlikte itiraf edelim: “Eğer Kıbrıs Türk cemaatı olarak Zürih Londra antlaşmaları ahkâmlarında hak hukuk beklemiş  olsak ve müzakere masasına “o anlaşmalardan kaynaklı azınlıktaki cemaat olarak otursaydık; bugün bizi müzakere yapma gereğini bile duymadan, azınlıktaki cemaat olarak KC’ine bağlarlar, kısa sürede de hakkımızdan gelirlerdi.)

       BOZULDUK! Artık kadro hareketleri yoktur. Devleti kuranlar  rahmetlik oldular yahut köşelerine çekildiler. Kaderimizi yeni bir jenerasyon yüklendi. Kuzey’deki devlete “Güney’deki Rum devleti objektifinden bakacak kadar da “barış yanlıları!”

       Ne olursa olsun ama: Sonuçta Kuzey bizim vatanımız. Kirletsek de perperişan etsek de partizanlığa yedirsek de politik hesaplarda harcasak da sevsek de sevmesek de hatta vatan demesek de bizim vatanımız..  Sahip çıkmak için (hiç modası geçmedi) o yürekli kadro hareketlerine çok ihtiyaç vardır. Hatta “liderlere…”


KISACA TAKILDIĞIM: (VAATLER GÜZEL AMA YA GERÇEKLER?)

       Özgürgün hükümetini dinliyorum gözlerim açık ve az biraz aklım kaçık. Çünkü her gün “bu yıl” deyip vaat ettiklerini işittikçe “Karun’un  hazinesine sahip olsalar yetmeyecek galiba” diyorum!

       Mesela bu yıl Turizm yılı olacak! Bu yıl Sağlık yılı olacak! Bu yıl Tarımda atılım yılı olacak! Bu yıl eğitimde, sanayide, ulaşımda vesselâmı kelam bilumum her bir “sektörde” atılım yılı olacak reformlar da cabası…

       Fakat bu yıl daha başka şeyler de olacak. Mesela Bayramdan hemen sonra okullar açılacak. Okulların açılması ile birlikte zaten başladı ama beterince grevler başlayacak..

       Mesela Ercan’daki Hava Koordinatörleri Sendikası Başkanı Cem Kapısız diyor ki “çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde ele geçer. İki grevi ertelediniz. Üçüncüsünü ne yapacaksınız ya!”

       Mesela diyor Çiftçiler (ki istekleri asla bitmez) Kuraklık paraları ile doğrudan gelir desteği paralarını ya ödersiniz ya ödersiniz…

       Yani her bakanlık kendi plan programlarını yapıyor,  vaatlerini sıralıyor ama devlet bir bütündür! Gelirlerin giderleri karşılayamadığı yerde deniz biter! Ki hep öyle oluyor!