Müzakerelere çok iyi niyetle başlandıydı. Üstelik çözüme katkıda bulunmaları için devreye Sivil toplum Örgütleri de sokulduydu. Müzakere süresince tarafların içte ve dışta birbirlerini olumsuz olaylarla incitmemeleri temennilerinde bulunulduydu.
Bu iyi niyet gösterilerine KKTC Güney Rum Yönetimine oranla abartılı biçimde titizlik gösterdi. Maraş’ın iadesi için mücadele etmekten tutun da Rum cami cemaatını Kuzey’e taşımaya varıncaya kadar iki toplumlu etkinlikler düzenledi. Hatta o iyi niyet gösterisi içinde toplumu “çözüm isteyenlerle çözüm istemeyenler” olarak birbirinden ayrı gayrı kamplara ayırdı, çözümden yana propagandaları baskın şekilde sürdürdü. Genelde Türk medyası da paralel tutumlarda yayın yaptı..
YA GÜNEY NE YAPTI? Önce Türk tarafının çok iyi niyetli politikasından da cesaret alarak postu Kuzey’e “ serdi! Bir çözüm sonucunda yeniden mülküne döneceğinin hazırlığını yapmaya başladı! Genelde müzakere masasındaki politikasını da bu tasavvur üzerinde yoğunlaştırdı!
“Gizlilik” içinde sürdürülecek denilen müzakereler sürecini Rum medyasının delik deşik ettiği bir kevgire çevirdi! Sadece Akıncı’nın ketumiyetini sulandırmakla kalmadı Türk halkı karşısında zor duruma da düşürdü!
Anastasiadis her aklına geldiğinde Maraş’ı istedi! Güzelyurt verilmezse çözüm olmaz dedi!
Sn. Akıncı’nın Politis gazetesini okuyacağınıza (bizim için ismi var cismi yok esamesindeki) müzakere tutanaklarını okuyun” açıklamasına şaşıp kalırken, Anastasiadis Rum medyasına adeta günlük bültenler halinde masada nelerin konuşulduğundan hangi konularda uzlaşma sağlandığına kadar haberler servis etti!
FAKAT: Anastasiadisli ve Ulusal Konseyli Güney öyle bir olay daha yarattı ki ne “kusuruna bakmak” mümkündür ne “kabul etmek!” Tutun ki ileride müzakereleri dinamitleyecek, çözümü öteleyecek bir olay! Şu Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesinde ancak 2024’lerde çıkarılmaya başlanacak “gazından” söz ediyorum.
Teknik konulardan anlamıyorum. Fakat müzakereler devam ederken Türkiye’ye inat bu gazı borularla Mısır’a sevketmesi hem ekonomik hem de müzakere sürecinin sağlığı yönünden tam bir “düşmanlık” kararı oldu! Çünkü başından beridir Türkiye’nin bu gazın kendi üzerinden geçip AB’ye sevkedilmesi konusunda ne kadar ısrarlı olduğu biliniyordu bu konuda pek çok açıklamalar yapıldıydı! Öte yandan Güney, Kıbrıs Cumhuriyeti devleti olduğu iddiasından hareket ederken ayni Cumhuriyetten intikal eden Kuzey Kıbrıs Türk devletini tırnak kadar dikkate almadan çıktığı tüm ihaleleri tek başına gerçekleştirdi, müzakere sürecinde de bu tutumunu hiç değiştirmedi!
Bu son tutumu ile Rum tarafı sadece gaz konusunda değil, Türkiye’yi Kıbrıs’ta da görmek istemediğinin ispatını bir kez çaktı! Kısaca Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs!
Ne var ki Rum’un hemen yamacımızdaki bu münhasır ekonomik bölgeleri çok baş ağrıtacak! Ve müzakereleri de olumsuz etkileyecek!
KKTC’NİN A’DAN Z’YE KENDİNİ YENİDEN YAPILANDIRMASI GEREKİR.
Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş ve heyeti “Ankara’da temaslarda bulunurken” her nasılsa kendilerini TC Maliye Bakanı Naci Ağbal’ı makamında ziyaret ederlerken buldular! Haberlere göre Ağbal kendisini ziyaret eden bizim Heyete, “Bakanlıklar olarak yapacakları ortak projelerin iki kardeş ülke arasındaki kalkınma, büyüme ve kamu maliyesi alanında çalışmalara katkıda bulunmasını umduğunu” söyledi. Demek ki Serdar Denktaş’lı heyetin Naci Ağbal’ı ziyaretlerinin esbabı mucibesi buymuş.. Nitekim Ağbal şunları da ekledi:
“Biz bugüne kadar KKTC Maliye Bakanlığı ile ilgili bir konu önümüze geldiğinde her zaman için onu bir görev addettik…” (KKTC için büyük onur olmalı da şu bize izah edemedikleri Mersedesler olayını Ağbal’a nasıl izah ettiler çok merak ediyorum!)
Ve sadede geliyorum. KKTC uzun yıllardır hiç bugünkü kadar muhtac’ı dide durumuna düşmediydi! Hem müzakereler hem de sosyoekonomik sorunlar yönünden!
Bu duruma nasıl düştüğümüzü gazeteci refiklerimizle birlikte hemen her fırsatta yazıp söylüyoruz ama “çaresizliği” yenecek, yeniden düzeye çıkacak reçeteyi yazamıyoruz! Bu iş seçilmişlerin işi! Fakat yazık ki her defasında büyük umutlarla iktidar olanlar erken seçimlerle giderlerken arkalarında enkaz bırakıyorlar! Üstelik batağa düşmüş umutların hem çaresizliğini yaşıyor hem de halka yaşatıyorlar!
Buna karşın şu andaki Özgürgün hükümeti için 4 ayın icraatlar yönünden çok kısa bir süre olduğunu söylemeliyim. Programlarına baktım 6 aydan önce yapılacak pek bir şey yok.. Zaten çiftçiye, hayvancıya, narenciyeciye para yetiştirmekten öte bir icraatları da söz konusu değil, Ankara’da Maliye Bakanı Ağbal’ı ziyaretin bir nedeni de (artık ezberlediğimiz için biliyoruz) uçan kuşa bile borcu olan devletin bu çingene borçlarını ödemesi için birazcık daha para akışı sağlamak olmalı!
FAKAT! “Layık olmak” rastgele ve nasılsa yan yana gelmiş iki kelime değildir. TC’nin maddi manevi yardımlarına “layık olmasını” bilmektir! Bunun için ne dedikti. “Devleti yeniden kurmak, 2. Cumhuriyetin inşasını yeniden gerçekleştirmek zorundayız.. Bakın geçtiğimiz günlerde bürokrasi ile ilgili iki sitemli açıklama işitildi. Her iki yetkili kişi de “personelin çalışmadığına, kamuda işlerin savsaklandığına” dikkat çekiyorlardı.
Artık açık seçik şikâyet konusu olan “kamuda” işlerin yürümediği olayı (nitekim son günlerin sorunu olan Araç Kayıt ve Ruhsatlandırma Dairesinin durumu ortadadır) kurumlarla öteki devlet kademelerinde çalışanların işleri savsakladığı ile izah edilecek kadar basit değildir! Olay yıllardır iktidara gelen hükümetlerin “liyakat” sahibi işlerinin ehli insanları değil; partilerine hizmet eden, seçimlerde kendileri için koşturan insanlarla yakınlarını ne olup olmadıklarına bakmadan istihdam etmeleridir! İş bilmeyen, liyakat sahibi olmayan kamu görevlisinden “verimli çalışma” mı beklenir? İstese de başaramaz!
Bu hükümetin de bu konularda çok farklı olduğunu sanmıyorum. Mesela daha geçen gün Orta Dereceli Öğretmen Sendikası hükümeti uyarıyordu. 68 öğretmen eksiğine karşın devlet 62 münhal açtı diyordu! Ne demek bu? 6 partili öğretmen de araya münhalsiz sıkıştırılacak demek!
Artık “siyasi iktidarların” bu tip cambazlıklardan vaz geçmesi öncelikle hukukun çalıştığı yasaların egemen olduğu sağlam bir devlet iskeletini yavaş yavaş oluşturmaya başlamaları gerekir…
































