Eskiden de her kafadan ayrı ses çıkardı.
Ama her kafadan ayrı ses çıkması yadırganmamalı.
Kafalar herkesin kendi kafası olduğuna gör,
Vücudunun üzerinde başkasının kellesini taşımaması gerekiyor.
Taşıyorsan, sen sen değilsin…
…
Toplumların eğer çözüm bekleyen toplumsal sorunları varsa,
Her kafadan çıkan ayrı seslerde asgari müşterekler aranır.
O asgaride birleşen fikirlerden yola çıkılır.
Çıkarsınız ya da çıkmazsınız.
Böyle olmazsa,
İşte,
Ve gürültülü bir şekilde,
Her kafadan bir ses olaraktan devam eder her şey.
Kafa, yine sizin kafanız…
…
1947 yılında yayın hayatında olan Hürsöz gazetesi ta Edinburg’da yayınlanan bir gazetede Kıbrıs Türklerle ilgili çıkan bir habere yer verir.
Haber şöyle:
“Kıbrıs’taki Türk nüfus 80,300. Kıbrıs Türklerinin durumu şimdiye kadar hiçbir zaman açık olmamıştır… Ne istediklerini bilmiyorlar…”
…
O yıllarda Kıbrıs Türk Kurumlar Birliği kurulmuştu.
Bu birlikte işçi birliklerinden KATAK’a kadar çeşitli kurumlar yer almış,
Ama her kafadan bir ses çıktığı için hayatı uzun ömürlü olmamıştı…
…
Adada gözlem yapan yabancılar da bu garip gelişmenin farkında oluyor,
Toplumun asgari müştereklerini gözlemleyemiyor,
Bu çerçevede ahalinin ne istediği konusunda bir fikre sahip olamıyorlardı…
…
Aynı dönemlerde Kıbrıs’a Türkiye’den bir misafir gelir.
Gelen misafir pek yabancı değil, Kıbrıs doğumludur.
Adı Dr. M. Saffet Engin’dir ve o yıllarda Türk Tarih Akademisi üyesidir.
Girne Halkevi’nde bir konuşma yapar ve bir İngiliz’in kitabına atıfta bulunarak, Kıbrıslı Türklerin menfaatperest ve egoist olduklarını söylediğine işaret eder.
Dr. Engin İngiliz’in sözlerini tenzih etmekle birlikte şunları söyler:
“…Kıbrıslı Türkler için mutlaka tenkid edilecek bir şey söylemek gerekirse, diyebilirim ki biraz mübalağalı bir derecede aramızda dedikodu vardır. Bunun da tabii bir sebebini araştırdığım zaman muhitin küçük ve dar oluşunda ve biraz da bu tipte komşu unsurle sıkı temasta bulunmuş olmamızda ve kahvehanelerin tembellik yuvaları oluşunda bu eksikliği tanıtlıyabileceğimi anladım.” (Ahmet An, Kıbrıslı Türklerin Siyasal Tarihi, s. 264.)
…
Aslında bunları yazarken aklım Ayşe’de.
Poli’de yarın yayınlanacak “O Günden Sonra” adlı yazının hikayesi tamamen hayalidir, ilgilenen olursa şimdiden söylemek istedim.
Ayşe kendini asmış olabilir,
Ama onu ben öldürdüm…
































